İki ziyaret üzerinden "Türkiye'nin Suriye politikası"nın değiştiğini sanmak...

Türkiye'nin Suriye konusunda izlediği yanlış politikalar sonucunda dış politika artık o kadar tıkanmıştır ki, bunun açılabilmesi için görünürde de olsa bazı adımlar atılması kaçınılmaz bir hale gelmiştir.

Almanya Başbakanı Merkel’in 18 Ekim tarihinde gerçekleşen Türkiye ziyareti son zamanların en ilginç üst düzey ziyaretlerinden biri olarak görülebilir. Birçok Avrupa Birliği üyesi herhangi bir ülkeye, o ülkede genel seçimler yapılmasına iki hafta süre kaldığı bir sırada resmi ziyaret yapmayı tercih etmezler. Bu davranışın seçimlerde iktidarı desteklemek ve taraf tutmak anlamına gelebileceğinden endişe duyarlar. Bu inceliği gözetmek Almanya açısından da geçerlidir. 

Merkel’in bu duyarlılığı dikkate almaması kendi ülkesinde ciddi eleştirilere yol açtı. Türkiye açısından bakıldığında ise elbette Türkiye’de bu ziyaretin tam da bu sırada yapılmasından medet umanlar vardı. Onlar da ciddi sevinçlere gark oldular. Lakin, ziyaret her iki taraf için de beklenenleri vermekten uzak kaldı. Kopardığı fırtınanın kaldırdığı toz ise hala yatışmadı.

Merkel Türkiye’yi neden ziyaret etti? Herşeyden önce, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyük bir çoğunluğundaki algı Türkiye’nin son yıllarda izlediği Suriye politikasıyla “mülteciler üzerinden AB ülkelerine baskı yapma” çabası içinde olduğu yönünde. Her fırsatta "Ey Avrupa.." diye başlayıp Avrupa'nın insani konularda Türkiye'den ne kadar farklı ve "acımasız, vurdumduymaz" olduğunu vurgulayan söylemler kullanırsanız, olacağı budur. Ülkenizde 2,5 milyon Suriye’liyi barındırıyorsanız, bunların şişme botlarla Yunanistan’a “kaçak olarak” gitme çabalarının masum yavruların canlarına mal olduğunu gösteren fotoğrafları çarpıcı bir şekilde dünya kamuoyunun gözleri önüne seriyor ve insan kaçakçılarının cezalandırılması için gereken önlemleri etkin biçimde almıyorsanız, bu algı dışında bir anlayışın oluşması mümkün mü? Avrupa Birliği de üzerine gelen mülteci akınının altında ezilince çareyi Şansölye Merkel’i elçi olarak görevlendirmekte buldu. Daha iyisi olamazdı, zira Merkel Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinin ilerlemesinden rahatsızlık duyan AB liderlerinin başında geliyordu. Bir bakıma bir taşla iki kuş birden vurulabilecekti. Hem Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin tutumunda bir yumuşama olabilirdi, hem Türkiye’nin mültecileri daha fazla Avrupa’ya salıvermesinin önüne geçilebilir, hatta daha önce gelmiş 160.000 civarında mültecinin de Türkiye’ye geri dönmesi sağlanabilirdi. 

Türkiye ise hemen bu ziyaretten nasıl bir avantaj sağlayabileceğini araştırmaya koyuldu. Örneğin, Türkiye vatandaşlarının AB'ye vizesiz gidebilmeleri ile ilgili çalışmanın 2017 yılında değil de 2016 yılında başlatılması seçim öncesinde önemli bir kazanç olarak gösterilebilirdi. Bunun yanında bir de üyelik müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığın önünün açılması için bazı adımlar atılabilirse seçim kampanyası tam bir zafere dönüştürülebilirdi.

Almanya Başbakanı'nın ziyaretinin bazı konularda küçük de olsa ilerlemeler ve ön mutabakatlar sağladığı söylenebilir. En azından, Türkiye'nin mülteci krizine göğüs germek için ileri sürdüğü bazı taleplerin Merkel tarafından "destekleneceği  vaadini almak" önemli bir gelişmedir. Tabii desteklemesinin ötesinde Merkel'in bu taleplerin hayata geçirilmesi bağlamında ne kadar başarılı olabileceği en önemli sorudur. Şansölye Merkel'in Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tutumunda hiçbir değişiklik olmadığını ve bunu Türkiye'deki muhataplarına da açıklıkla tekrarladığını dile getirdiği dikkate alınırsa, Almanya Türkiye'nin AB macerasında yeni bir gelişme için kapı aralamak yerine daha çok akut mülteci krizinin çözümüne öncelik veriyor. Bunun için de Türkiye'nin ağzına bir parmak bal çalmaktan öteye gidemiyor. Maddi yardım ve fonlar dışında, olsa olsa, Geri Kabul Anlaşması'nın onaylanması karşılığında vize rejiminin gözden geçirilmesi için çalışmaların başlatılması takvimi belki biraz daha öne çekilebilir. Türkiye'nin daha fazla ümitlenmesine gerek yok, zira Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Kasulides Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinde bloke ettiği fasılların açılmasına izin vermeyeceklerini çoktan açıkladı bile. Türkiye'nin Suriye'li mültecilere karşı izlediği açık kapı politikasının değişeceği yönünde herhangi bir işaret de bulunmuyor. Aksine, mülteci sayısının önümüzdeki dönemde daha da artması bekleniyor.

Son günlerin önemli devlet ziyaretlerinden biri de Suriye Devlet Başkanı Esad'ın Moskova'ya gitmesi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'le görüşmesidir. Rusya Esad rejimine olan desteğini artık çok açık bir şekilde göstermeye başladı. IŞİD ile mücadele konusunda Rusya ile ABD ve uluslararası koalisyon arasında zaten bir görüş farkı yoktu. Mesele Rusya, ABD ve uluslararası toplumla bir türlü uyum sağlayamayan Türkiye'nin Suriye ile ilgili olarak izlediği dış politikanın yanlışlığındaydı.

Nasıl olduysa, Türkiye'nin "Esad'lı bir geçiş dönemine sıcak bakacağı" söylemleri birden bire yeniden ısıtılmaya ve basın aracılığı ile kamuoyuna duyurulmaya başlandı. Burada da fazla ümitlenmeye gerek yok. Zira Türkiye Esad'lı geçiş dönemiyle ilgili tutumunu tarif ederken yine bazı koşullar ve sınırlamalar üzerinden hareket ettiği için, bunun Türkiye'nin politikasında bir değişiklik olduğu ve nihayet uluslararası toplumla aynı frekansı yakaladığı gibi bir düşünceye kapılmak da yersiz.

O halde ne oluyor? Olan şudur: Türkiye'nin Suriye konusunda izlediği yanlış politikalar sonucunda dış politika artık o kadar tıkanmıştır ki, bunun açılabilmesi için görünürde de olsa bazı adımlar atılması kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Ancak hedef dış politikanın önünü açmak mıdır yoksa seçim öncesi iç kamuoyuna dönük bir takım "başarı öyküleri" yaratmak mıdır, işte o konuda değerlendirmelerin çok ciddi ve ayrıntılı biçimde yapılması gerekir. Bir yandan AB ile ilişkileri Suriye'li mülteciler üzerinden canlandırmaya çabalamak, bir yandan da dış politikada uluslararası toplumla Suriye konusundaki görüş farklılıklarını gideriyormuş gibi yapmak... Türkiye Halkı herhalde bu "önemli atılımlar"ın neden aylardan beri değil de tam seçimlere az bir zaman kala yürürlüğe konulmuş olduğunu sorgulayacaktır. Yanıtını da kendi verecektir.