İran ve 2016'nın yeni bölgesel dengeleri

İran uluslararası ilişkiler sahnesine ve uluslararası siyasi ve ekonomik düzene yeniden entegre olmaya hazırlanıyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran’ın nükleer dosyasıyla ilgili Kapsamlı Eylem Planı’nda öngörülen temel yükümlülüklerini yerine getirdiğini 16 Ocak 2016 tarihinde açıkladı. Ajans’ın raporuna göre İran’ın uranyum zenginleştirici santrifüjlerini 5000 adet seviyesine indirdiği, alçak düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını da 300 kilograma düşürdüğü belirtiliyor.

Raporun açıklanmasıyla birlikte İran’a uygulanan yaptırımlarda da yumuşama başlatıldı. ABD nükleer konularla ilgili önlemlerini kaldırıyor, en önemlisi de İran’la iş yapan yabancı şirketlere yönelik yaptırımları durduruyor. AB ise İran’a nükleer konularla ilgili olarak uyguladığı yaptırımlarını hemen durdurdu. Bu durum AB’nin İran petrolüne yönelik ambargosunun da sona erdiği anlamına geliyor. BM de İran’a uygulanan mevcut yaptırım kararlarını sonlandırarak BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararını yürürlüğe koydu. Bu karar İran’a silah satışlarına ilişkin ambargonun beş yıl daha devam etmesini öngörüyor. Öte yandan, UAEA İran’ın nükleer programının sadece barışçıl amaçlarla kullanıldığını belirlemek için İran’ın nükleer tesisleri üzerinde sekiz yıllık bir gözlem ve izleme dönemi başlatıyor. İran üzerindeki tüm yaptırımların kaldırılması ise ancak bu sekiz yıllık dönemin sonunda gerçekleşecek.

Bugünden itibaren İran için yeni bir dönem başlıyor. İran uluslararası ilişkiler sahnesine ve uluslararası siyasi ve ekonomik düzene yeniden entegre olmaya hazırlanıyor. Herşeyden önce, İran’ın yurtdışında dondurulmuş olan ve 100 milyar dolar civarında olduğu söylenen mal varlığının yeniden kullanımının önü açılmakta. Bir söylentiye göre, İran bu miktarın yarısını döviz rezervi olarak kullanma imkanına neredeyse kavuştu bile.

İkinci olarak dünya petrol piyasası yeni bir bollukla karşılaşmaya hazırlanmakta. İran petrol bakanı Bicen Zengene’nin açıklamalarına göre İran önümüzdeki dönemde petrol üretimini iki safhalı bir plan dahilinde artıracak. Birinci safhada yaptırımların kaldırılmasından bir hafta sonra İran petrol üretimini günde beşyüzbin varil artıracak, ikinci safhada ise bundan altı ay sonra üretimini günde beşyüzbin varil daha artıracak. Bu hesaba göre bu yılın yaz aylarında dünya piyasasının günde ek bir milyon varil İran petrolüyle karşı karşıya kalma ihtimali var.

Bazı çevreler bunun iyimser bir tahmin olduğunu, İran’ın üretim ve ihracat kapasitesini bu kadar çabuk ve kolay artıramayacağını, bunun için önemli altyapı yatırımlarına ihtiyaç bulunduğunu ve bir milyon varillik artışın yıl sonundan önce gerçekleşmesinin güç olduğunu dile getiriyorlar. Gerçek durum İran’ın petrol stoklarının miktarının anlaşılmasıyla ortaya çıkacak. Bir söylentiye göre bu miktarın elli milyon varil civarında olduğu ileri sürülüyor. Bu doğruysa  İran günlük beşyüzbin varil ihracat artırımını hemen başlatabilir ve bunu en az üç ay sürdürülebilir kılar. Ancak altyapı yatırımlarının hemen sonuç vermesini ve İran’ın üretim kapasitesinde yapısal bir değişikliğin kısa zamanda gerçekleşmesini beklemek pek gerçekçi görünmüyor.

Peki petrol piyasasındaki arz artışı petrol fiyatlarını nasıl etkiler? Geçen hafta varil başına otuz doların altına inen petrol birim fiyatlarının bu yıl yaz aylarına doğru yirmi doların altına inebileceğini düşünenler var. Bu durum elbette sıkışan ekonomilere önemli ölçüde nefes alma olanağı sağlar. İran petrolünün artan üretim ve ihracat kapasitesinin yarıya yakınının AB ülkelerine gideceği belli zira bu ülkeler zaten İran’ın geleneksel müşterileriydi. İran petrol bakanlığı artan ihracatta Hindistan pazarına yönelik planları olduğunu da dile getiriyor. Çin’in de İran petrolünden daha çok istifade etmeyi hesaplaması beklenir.

Öte yandan, petrol fiyatları hakkında başka tahminler yapan çevreler de mevcut. Buna göre bu yılın sonuna doğru varil başı fiyatların yeniden kırk dolar seviyelerine, 2017’de elli doların üzerine, 2018’de ise altmış doların üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor. İran petrol üretimini artırabilir ve bunu ihracata yansıtabilirse, petrol fiyatları da iyimser tahmin yönünde önümüzdeki iki-üç yıl içinde altmış doların üzerine çıkabilirse, İran ekonomisinde önümüzdeki yıldan itibaren istikrarlı ve yıllık yüzde üç ila dört oranında büyüme hızının yakalanması hatta bunun artması mümkün. Şimdi Suudi Arabistan’ın İran’la ilişkilerinin neden son haftalarda keskin biçimde kötüleştiği anlaşılıyor mu? Suudi Arabistan’ın petrol üretimini kısmayarak petrol fiyatlarının düşük seyretmesini sürdürmeye çalışmasının nedenleri de kavranıyor mu? Üstelik bu durumun Suudi Arabistan’ın ekonomisine ilişkin göstergelerin giderek kötüleştiğine dair işaretlerin alınmaya başlamasıyla birlikte yaşandığı da görülüyor  mu?

İran’da 26 Şubat tarihinde parlamento seçimleri var. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin nükleer antlaşmayı her türlü gecikmenin önüne geçerek hızla yürürlüğe sokmasında yaptırımların kalkmasıyla birlikte seçimlerde muhafazakarlara karşı avantajlı bir konum elde etmeyi hesaplamasının çok önemli payı olduğu belli. Dini lider Hamaney’in de bu seçimlerle birlikte İran’ın önünde belirmesi beklenen yeni siyasi-ekonomik yol haritasını destekleyeceği söyleniyor. Öte yandan, muhafazakar kesimdeki pragmatik çevrelerin, örneğin parlamento başkanı Laricani’nin de nükleer anlaşmayı desteklediği dikkate alınırsa, Şubat ayının sonundaki seçimlerde en önemli kaybı güvenlikçi politikalara bel bağlayan katı muhafazakarların yaşaması bekleniyor. Suudi Arabistan’ın bölgede daha yapıcı bir konum kazanmaya başlayan ve bölge sorunlarının çözümünde başta ABD olmak üzere önde gelen dünya devletleriyle daha fazla diyalog kurmaya hazırlanan İran’ı neden tahrik etmeye çalıştığı da bu tahlille birlikte değerlendirildiğinde daha kolay anlaşılıyor.

İran Rusya ile olan ilişkilerinde dikkatli, dengeli ve uyumlu bir taktik izliyor. Suriye konusunda sahadaki varlığını güçlendiriyor. Irak sahasında ne kadar güçlü olduğunu ise burada ayrıca yazmaya dahi gerek yok. Ama en çarpıcı gelişme İran-ABD ilişkilerinde görülüyor. Örneğin, ABD ile İran arasında körfezde yaşanan son gerginlikte  ABD’li askerlerin yirmidört saat içinde serbest bırakılmaları bundan beş yıl önce hayal dahi edilemezdi. Washington Post’un Tahran muhabiri Jason Rezayan ve diğer üç ABD vatandaşının İran tarafından serbest bırakılması, ABD’nin de elindeki ondört İran’lı tutuklu hakkında mevcut  suçlamaları geri çekeceğinin açıklanması da öyle...

2016’da bölgemizdeki dengeler değişiyor. Bu değişim İran’ın aleyhine gibi gözükmüyor. Görünen o ki, değişim başta IŞİD olmak üzere bölgede giderek artan oranda öne çıkan ve “sünni-radikal unsurlar” olarak algılanan grupların aleyhine gelişiyor. Türkiye, dini motiflere dayanmayan, mezhepler üstü, seküler anlayışa dayalı iç ve dış politika uygulamalarından uzaklaştıkça, kışkırtılan Sünni-Şii kutuplaşmasında yer alır göründükçe, üstelik bunun Sünni tarafında konumlandıkça bölgenin büyüyen değil küçülen aktörü olarak algılanmaktan kendini kurtaramıyor.