İran'ın uluslararası toplumla yeniden kucaklaşması Türkiye'ye ne kazandıracak?

Bölgenin birçok sorununun çözümüne ilişkin arayışlarda Türkiye ve İran'ın görüş ve düşüncelerinin mutlaka dikkate alınması gerekir. Ortak zemin bulabildikleri takdirde, yarattıkları sinerji bölgenin sorunlarının çözümünde önemli bir dinamizm de sağlayabilir.

İran’ın nükleer programının kontrol altına alınmasını sağlayacak anlaşmanın teknik ayrıntılarının tamamlanması için verilen üç aylık süre yarın sona erecekti.  30 Haziran bu konuda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan beş ülke (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) ile Almanya’dan oluşan altılı grubun İran’la söz konusu anlaşmayı imzalamaları için öngörülen son tarihti. Bununla beraber, İran Dışişleri Bakanlığı henüz teknik ayrıntıların sonuçlandırılamadığını belirterek sürenin uzatıldığını açıkladı. İran’ın açıklaması İngiltere Dışişleri Bakanı Hammond’ın Viyana’da bu konudaki toplantıya başlarken yaptığı “Hala çözümlenememiş konular var, önümüzdeki birkaç gün bunların giderilmesine çalışacağız. Anlaşmayı imzalamamak, kötü bir anlaşma imzalamaktan iyidir.” şeklindeki açıklamasından sonra yapıldı.

Nisan ayının başında söz konusu anlaşmanın imzalanması hakkında mutabakat sağlandığı haberleri duyulduğunda yıllardır süren bu meselenin artık sonuna yaklaşıldığı ve İran’ın uluslararası toplumla arasının yeniden düzeleceği söyleniyordu. Kısaca özetlemek gerekirse, anlaşma İran’ın Natanz, Fordow ve Arak isimli üç nükleer tesisindeki çalışmaların ciddi bir denetim rejimine tabi tutulması karşılığında, İran’a uygulanmakta olan uluslararası yaptırımların belli bir zaman ve düzen içinde kaldırılmasını öngörüyor. Buna göre, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sadece Natanz’da sürdürecek, Fordow bir nükleer araştırma merkezine dönüştürülecek, inşaatı devam eden Arak ağır su reaktörü de yeniden planlandırılarak burada plutonyum üretimi engellenecek.

Bu önlemlerin karşılığında İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması ise oldukça karışık bir süreç sonunda gerçekleşecek. Öncelikle, nükleer teknolojinin silahlanma amacıyla kullanımının engellenmesine yönelik olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından İran’a uygulanmakta olan yaptırımlar kaldırılacak, bu gelişme Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin İran’a uyguladıkları ticaret, finans ve enerji alanlarındaki yaptırımlarını yumuşatmaları için gerekli siyasi ortamı hazırlayacak, AB uyguladığı yaptırımları kaldıracak, ABD de yaptırımların uygulanmasını durduracak.

En azından, 2 Nisan tarihinde Lozan’da varılan çerçeve mutabakat bunları öngörmekteydi. Hukuki bakımdan AB kendi kararını basit bir oylama ile alabiliyor. ABD’de ise, Kongre kararının alınması karmaşık bir süreç oluşturduğundan, başkan Obama yaptırımların uygulanmasını dörder aylık sürelerle  durdurabiliyor. Obama bu yürütmeyi durdurma kararını istediği kadar  tekrarlayabiliyor. Yaptırımların tamamen kaldırılması ise on yıl sürecek bir denetim süreci sonunda gerçekleşecek. İşte taraflar arasındaki temel görüş farklılıklarını da yaptırımların kaldırılmasına ilişkin zamanlama ve kurulacak denetim mekanizmasının unsurları oluşturuyor. İran on yıl beklemek istemiyor. Denetimin de ulusal egemenlik haklarını gözetecek bir anlayışla yapılmasını istiyor. Öte yandan, Batı da İran’ın anlaşmayı gerektiği gibi uygulamaması halinde yaptırımları yeniden devreye sokabilecek bir mekanizma üzerinde ısrar ediyor.

Peki, erteleme herşeyin sonu anlamına mı geliyor? Elbette hayır. Bu noktaya kadar gelindikten sonra ne İran ne muhatabı olan altı ülke oyunu bozmak isteyecektir. Nitekim bir uzlaşı bulmak için gereken esnekliğin gösterildiği sürenin uzatılmasından belli. İran halkı  yaptırımlardan o derece bunaldı ki, yöneticiler bu anlaşmanın ülkenin huzuru ve siyasi istikrarı bakımından ihtiyaç haline geldiğinin farkındalar. Batı da  anlaşmanın ivedilikle sonuçlandırılmasını ve yürürlüğe sokulmasını istiyor. Bunun başlıca nedeni İran’da Şubat 2016’da parlamento seçimlerinin yapılacak olması. Anlaşma imzalandıktan sonra İran’da seçim kampanyası başlayacağından kimse konunun yeniden iç siyasete malzeme yapılmasını istemiyor. Üstelik bu seçimler İran’ın mevcut yönetiminde bazı niteliksel değişiklikleri de beraberinde getirebilir. Seçimlerde parlamento üyelerinin yanı sıra Dini Lider’in seçimi, onaylanması ve gerektiğinde azledilmesine de karar verme yetkisine sahip olan “Uzmanlar Meclisi” üyeleri de seçilecek. Dini Liderin yaşı oldukça ileri ve hasta olduğuna dair söylentiler yaygın. Anlaşmanın imzalanmasından sonra yaptırımların tamamen kaldırılması için on yıl sürecek bir denetleme sürecinin öngörüldüğü göz önüne alındığında, sürecin sonunda İran’da farklı bir Dini Lider, farklı bir Cumhurbaşkanı ve farklı bir yönetimle karşı karşıya olabileceğimizi de hesaba katmak gerekir.

Türkiye başından beri İran’ın nükleer programı ile ilgili bir anlaşma imzalanması çabalarını destekleyegelmiştir. Beş yıl önce bu konuda önemli bir kolaylaştırıcı hatta arabulucu konumumuz dahi vardı. Türkiye, Brezilya ile birlikte İran’ın nükleer programının durdurulması için Tahran’da 17 Mayıs 2010 tarihinde imzalanan  bildirinin hazırlanmasında önemli rol oynamıştı. Hatırlanacaktır, 9 Haziran 2010 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım uygulanması kararı oylanırken Türkiye olumsuz oy da kullanmıştı. Son yıllarda Türkiye’nin dış politikasında uğradığı itibar kaybı bu konuda da katkı yapabilmemizi sınırladı. Önceleri altılı grupla İran’ın aralarındaki müzakere toplantılarına ev sahipliği yaparken, şimdi gelişmeleri uzaktan izlemekle yetiniyoruz.

Türkiye ile İran birlikte yaşadığımız coğrafyanın önemli iki bölgesel gücüdür. Aralarında rejim farklılığı olmasına rağmen karşılıklı saygıya dayalı biçimde barış içinde bir arada yaşamayı öğrenmiş ve içselleştirmişlerdir. Bölgenin birçok sorununun çözümüne ilişkin arayışlarda bu iki ülkenin görüş ve düşüncelerinin mutlaka dikkate alınması gerekir. Ortak zemin bulabildikleri takdirde, yarattıkları sinerji bölgenin sorunlarının çözümünde önemli bir dinamizm de sağlayabilir. Örneğin, Suriye krizinin başında Türkiye ile İran ortak hareket edebilselerdi bugün çok daha olumlu bir durumla karşı karşıya olabilirdik. Aynı durum bölgenin Irak, Yemen gibi diğer ülkelerindeki sorunların çözümünde de pek ala olumlu sonuçlar verebilir. Türkiye, komşusu İran’la bölge sorunlarına birlikte çözüm bulmanın yollarını aramalıdır.

Öte yandan, İran’ın uygulanan yaptırımlar sonucu uluslararası toplumla arasına mesafe sokulmasından en çok zarar gören ülkelerin başında Türkiye gelir. Ambargo kalkarsa, Türkiye ile İran aralarındaki ticaretin gelişmesinden büyük  yarar sağlayacaklar, karşılıklı olarak önemli ekonomik fırsatlar yakalayacaklardır. İran’ın Batı ile gerilimlerinin azaltılmasına yönelik anlaşmanın sağlanması Türkiye’nin yeni hükümetinin yeni dış politikasında İran’ın konumunun olumlu ve yapıcı biçimde değişmesine ve bölgemizde yeni bir anlayışın oluşmasına da  katkıda bulunacaktır.