Issız ülke Türkiye

Suriye'nin kuzeyinde Irak'ın kuzeyindekine benzer federal veya özerk bir bölgenin oluşması tarihin akışı içinde mukadder ise Türkiye Cenevre'ye PYD'nin katılmasını engelleyerek bunun önüne geçemez.

Cenevre'de 29 Ocak tarihinde başlayacak olan Suriye ile ilgili görüşmelerde masada kimin olacağı tartışmaları gündemin üst sıralarında yer almaya devam ediyor. Aslında görüşmelerin 25 Ocak tarihinde başlaması öngörülmüştü. Tarafların hangi gruplardan oluşacağına ilişkin tartışmalar ve bu çerçevede Türkiye'nin PYD ile ilgili katı tutumu başta olmak üzere muhalefet tarafından kaynaklanan bazı diğer itirazlar görüşmelerin bir süre ertelenmesine yol açmıştı. Bu tartışmalar bitmedi. Sorunlar henüz aşılmadı. Bununla beraber, görüşmelerin yarın başlaması ihtimali iyice kuvvet kazandı.

Türkiye ne istiyor? Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu Türkiye'nin tavrını net olarak ortaya koydu: "PYD varsa biz yokuz!" Türkiye son yıllarda birçok konuda boykotçu bir tavır izliyor. Bu tavrın sebeplerini anlamak güç. 2010 yılına kadar bölgedeki sorunların çözümüne yönelik arayışlarda hep bütünleştirici, diyalog zemininin sürmesini savunan yapıcı, olumlu rol oynayan ve bu rolü kimi zaman diğer bölge ülkelerine de örnek oluşturacak biçimde öne çıkartarak hayata geçiren Türkiye şimdi Suriye'de müzakerelerin önüne "boykot" engelini koyarak kendi tercihlerini dayatmaya çalışıyor.

Oysa aynı Türkiye 2006 yılında Irak'ta yapılacak seçimlerin Sünni ağırlıklı siyasi partiler tarafından boykot edilmesi ihtimali karşısında bütün Sünni siyasi oluşumları bir araya getirerek boykotun ne kadar yanlış olduğunu ve kendilerini siyasi süreçten ne kadar soyutlayıcı sonuçlar doğuracağını anlattığında tüm muhataplarını ikna edebilmiş ve onları seçimleri boykot kararından caydırabilmişti. Bugün ise "boykot kozu"nu oynayan ülke bizzat Türkiye.

Boykot edilen kim? Birkaç yıl öncesine kadar sürekli olarak temas halinde olunan, sık sık Türkiye'yi ziyaret eden Salih Müslim'in Eş Başkanlığını yaptığı, Suriye'nin geleceği konusunda Türkiye ile yakın danışmalar içinde olan ve Suriye Kürtleri'nin en güçlü yapılanmalarından biri olan PYD. Peki neden? Türkiye PYD'yi PKK'nın Suriye'deki uzantısı olarak görüyor ve terörist bir örgüt olarak algılıyor. Salih Müslim Türkiye'yi ziyaret ettiği sıralarda Türkiye PYD'nin bu özelliğini bilmiyordu da yeni mi keşfetti?

Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye ile Suriye arasında neredeyse Avrupa Birliği'ndeki "yeşil sınır" benzeri bir serbestliği oluşturmaya hazırlanan, "Bizi Schengen'e (Şengen okunur) almazlarsa biz de Şamgen'i kurarız" diyerek Şam'a güçlü bir güven duyulduğunu anlatan söylemleri savunan Türkiye Esad ve rejimini baş düşman ilan etmiş, Esad'a karşı direnen tüm muhalif oluşumları da son beş yıldır destekleyegelmiştir.

Türkiye'nin arzusu PYD'yi de bu grupların arasında görmek idi. Olmadı. Olmamasının sebebi de Esad'ın 2011 yılına dek dışladığı Kürtlere geleceğin Suriye'sinde özerklik vaadinde bulunmuş olmasıydı. Esad bunu ülkesindeki kaosu kontrol altına alabilmek ve hiç olmazsa Kürtlerle etnik temelde bir karşılaşma yaşamamak için yapmıştı. Türkiye bunu Esad rejimi ile PYD'nin birbiriyle işbirliği yapması olarak yorumladı. PYD de Suriye'nin geleceğinde nasıl bir rolü ve işlevi olacağı bir türlü belli olmayan dağınık görünümlü Suriye muhalefeti ile birlikte hareket etmeyi doğru bir strateji olarak görmedi. PYD'nin bu davranışı Esad'a muhalif olmadığı anlamına gelmiyor. Bununla beraber, geleceğin Suriye'sinde Esad'ın kendilerine vaat ettiği özerkliğin garanti altında olduğu anlamına da gelmiyor. Ama PYD bir tercih yapmış ve kendi siyasi çıkarları doğrultusunda stratejik bir karar vermiştir. Türkiye bu karardan memnun olmamıştır.

Peki Türkiye PYD hakkındaki algı ve anlayışını bu şekilde ortaya koyarken uluslararası toplum PYD hakkında ne düşünüyor? Uluslararası toplum herşeyden önce Suriye'de IŞİD'e karşı verilen mücadelede PYD'yi önemli bir ortak olarak görüyor, lojistik destek ve yardımda bulunuyor, birlikte aynı safta IŞİD'e karşı savaşıyor. ABD Başkan Yardımcısı Türkiye'yi ziyareti sırasında "PKK ile PYD arasında farklılık olduğu" düşüncesini dile getiriyor. Rusya Cenevre görüşmelerinde "PYD olmazsa olmaz" diyerek bu konudaki tavrını açıklıyor.

BM de bir yandan uluslararası toplumun beklentilerini karşılamak, bir yandan da Türkiye'nin kendi kendini değerli bir yalnızlık içine sokmasının önüne geçmek için yaratıcı arayışlar içinde kıvranıyor. Örneğin, Başbakan Sayın Davutoğlu'nun "Biz Suriye'li Kürtlerin Cenevre'ye katılımına karşı değiliz, PYD'nin katılımına karşıyız" sözüne bakarak, belki de Suriye Kürtleri'ni kurumsal değil kişisel bazda davet etmek suretiyle krizin aşılması için çabalıyor.

Türkiye'nin kendi içinde yaşadığı Kürt sorununun çözümü birleştirici, yapıcı ve toplumsal barışı kurucu bir anlayışa dayalı olduğu takdirde başarıya ulaşabilecektir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan her yurttaşın eşit vatandaşlık temelinde bir araya getirilmemesi halinde toplumsal huzurun ve barışın sağlanması güçtür. Bu barışçı ve insancıl anlayış sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalmamalıdır. Sınırlarımızın dışında Türkiye ile akrabalık bağlarını önemseyen, bunun Türkiye tarafından önemsenmediğini gördükçe incinen ve kendilerine yöneltilen küçümseyici yaklaşımlar karşısında Türkiye'ye duydukları güveni kaybeden Kürtlerle yarın komşuluk ilişkilerimizi nasıl sürdürebileceğiz?

Suriye'nin kuzeyinde Irak'ın kuzeyindekine benzer federal veya özerk bir bölgenin oluşması tarihin akışı içinde mukadder ise Türkiye Cenevre'ye PYD'nin katılmasını engelleyerek bunun önüne geçemez. İran, Irak ve Suriye'de Kürtlerle gittikçe genişlemekte olan ortak bir yaşam alanıyla çevrelenmeye başlayan Türkiye kendi içindeki Kürtlere karşı izlediği yaklaşımları onlarla akrabalık bağları olan komşu Kürtlere de reva gördükçe Türkiye'nin değerli yalnızlığı hiç sona ermez. Bunun da sonu komşusuzluktur. İçinde bulunduğumuz coğrafya ıssız bir coğrafya değildir. Komşularınızı reddetmekle de ıssızlaşmaz. Türkiye bunu ne zaman anlayacak?

http://www.radikal.com.tr/150105515010550

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.