Kuzey İrlanda'da "silahlara veda"

IRA ile PKK arasında, terör yöntemini kullanmaları dışında, siyasi hedefler ve stratejiler bakımından başka bir benzerlik bulmaya uğraşmak zorlama olur.

Türkiye'de yıllardır PKK terörüyle mücadele edildiği, bu meselenin aslında bir "Kürt sorunu" olmadığı, terörün bitirilmesiyle "sorun"un da çözüleceği ve Türkiye'nin güllük gülistanlık bir ülke haline geleceği inancında olanların sayısı az değildir. Öte yandan, PKK olgusunu aslında çok daha önceden beri Türkiye'de var olan ve bir türlü çözümlemeyen "Kürt sorunu"nun kendini duyurmak için terör yöntemine başvurması şeklinde açıklayanlar da ilk gruptakilerden daha az değildir. Hangi taraftan bakılırsa bakılsın, Türkiye'de özellikle son otuz yılda onbinlerce yurttaşın canına mal olan bir "dert" vardır ve akılcı bir yaklaşımla üzerine gidilerek deva bulunmadıkça, bu dert daha çok can yakacaktır.

Türkiye'nin sorununa çözüm aranırken, bu sorun kendi tarihsel gelişimi ve özellikleri açısından dünyadaki benzerlerinden farklı niteliklere sahip olduğu halde, hep o benzer örneklerden esinlenilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda en sık gösterilen örnek de Kuzey İrlanda olmuştur. Kuzey İrlanda sorunu, etnik ve mezhebi boyutları da olan siyasi bir sorundu. Meselenin özünü Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün belirlenmesi uğraşısı oluşturuyordu. Protestan olan ve kendilerini "Britanya'lı" olarak kabul edenler Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın bir parçası olarak kalmasını savunuyorlardı. Katolik ve kendilerini "İrlanda'lı" olarak kabul edenler de Kuzey İrlanda'nın İrlanda Cumhuriyeti'ne bağlanmasını ve Birleşik Krallık'tan ayrılmasını savunuyorlardı. Bu ikinci grubun kendini duyurmak için terör yöntemine başvurması IRA terör örgütünün ortaya çıkmasına yol açmıştır. IRA ile PKK arasında, terör yöntemini kullanmaları dışında, siyasi hedefler ve stratejiler bakımından başka bir benzerlik bulmaya uğraşmak zorlama olur. Kaldı ki, Türkiye'nin bir "Güneydoğu Anadolu" sorunu yoktur. PKK kuruluşunun başlangıcında bir "bağımsız Kürdistan" hayali peşinde koşarken, bugün artık böyle bir söylem de kullanmamakta, bağımsız Kürdistan fikrinin gerçekçi olmadığı değil PKK yanlıları, Kuzey Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin liderleri tarafından dahi açıkça dile getirilmektedir. İster inanılsın, ister inanılmasın, bu söylem ve tavır en azından karşılıklı güven ve diyalog ortamının oluşması ve sürdürülebilirliği açısından itibar görmeyi hak eder.

1990'lı yıllarda devam eden "Kuzey İrlanda Barış Süreci" 10 Nisan 1998'de imzalanan "Hayırlı Cuma Anlaşması" ile son bulmuştu. Belfast'ta imzalanan bu anlaşma, Kuzey İrlanda'daki soruna taraf olan birçok siyasi parti arasında varılan bir mutabakat ile Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyeti arasında imzalanan bir anlaşmanın oluşturduğu iki belgeden ibaretti. Bu haliyle de, bir yandan Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içindeki statüsünü ve yönetimi ile ilgili ayrıntıları belirliyor, bir yandan Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri düzenliyor, bir yandan da Birleşik Krallık ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ilişkileri düzenliyordu. Anlaşma hem Kuzey İrlanda'da, hem İrlanda Cumhuriyeti'nde referandum ile halkın onayına sunuldu ve kabul edildikten sonra yürürlüğe girdi. İrlanda Cumhuriyeti de anlaşmanın gerektirdiği düzenlemeler için kendi Anayasasında uyarlamalar yaptı. Dolayısıyla Belfast anlaşması, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, bizim "Kürt Sorunumuz" için terörü bitirmesi dışında heyecan verici bir model olarak görülmemelidir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta Hayırlı Cuma Anlaşması'nın silahların bırakılması ile ilgili ayrıntılarıdır. Bu konu bizim için önemlidir.

Türkiye'de hep Kuzey İrlanda Barış Süreci'nin son noktası olan Hayırlı Cuma Anlaşması'nın IRA'nın silahları bırakmasından sonra imzalandığı sanılır. O nedenle de sürekli olarak PKK'ya silah bırakması, silahlarını gömmesi hatta üstüne de beton dökmesi söyleniyor herhalde. Bu yapılmadıkça da çözüm sürecinden söz edilemeyeceği üzerine basa basa dile getiriliyor. Oysa IRA silahları betona gömmediği gibi, ülkede 1 Mayıs 1997 tarihinde yapılan genel seçimler öncesinde Başbakan John Major'ın sağladığı ve "Çözüm Süreci"nin temel unsuru olarak kabul edilen ateşkesi dahi ihlal etmişti. Tony Blair, bu koşullar altında Muhafazakar Parti'nin pişirdiği ancak seçim öncesi çöken çözüm sürecini yeniden başlatmak ve bu defa gerçekten sonuçlandırmak hayali ve vaadi ile İşçi Partisi'ni iktidara taşımıştır. Bu vaadini de bir yıl sonra Belfast'ta anlaşmayı imzalayarak tutmuştur. Silahların bırakılması ise 1998'de imzalanan anlaşmanın uygulama unsurlarından birini oluşturmaktadır. Anlaşmaya taraf olan siyasi partiler ve taraflar, referandumların tamamlanmasından itibaren iki yıl içinde paramiliter grupların silahlarını bırakmaları için ellerinden geleni yapma taahhüdünde bulunmuşlardır.

Anlaşmanın güvenlik durumunun normalleşmesi açısından önemli bir unsurunu Birleşik Krallık'ın silahlı kuvvetlerinin Kuzey İrlanda'daki varlığını makul düzeylere indirmesi koşulu oluşturuyordu. Tüm bu unsurların gerçekleştirilmesi için de bir "bağımsız izleme komisyonu" kurulması öngörülüyordu. Ayrıca terör olaylarına karışan ve bu nedenle hapiste bulunan tutukluların anlaşmanın uygulanmasına sadık kalmaları taahhüdüyle serbest bırakılması koşulu da anlaşmanın unsurlarından birini oluşturuyordu.

IRA silahlı mücadeleye son verdiğini resmi olarak ancak 2005 yılında açıklayabilmiştir. Birleşik Krallık'taki çözüm sürecinin ise Belfast anlaşmasının imzalanmasından tam on yıl sonra gerçek anlamda hedefine ulaşabildiği söylenmektedir.

Benzerlikler vardı. "Çözüm süreci" 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce Türkiye'de belli bir olgunluk kazanmış, atılan dikkatli adımlar sayesinde 2013 yılının Nevruz mevsiminden itibaren terör durmuştu. Birleşik Krallık'ta "seçim"in ülkenin bu en önemli sorununun çözümü için olumlu motivasyon sağladığı, en azından İşçi Partisi'nin bu beklentileri karşılamak için iktidara geldiğini tarih göstermiştir. Türkiye'de ise "seçim" olumlu giden bir sürecin önünü tıkamış, seçimden sonra terör yeniden hortlamıştır. Yaygın kanı, çözüm sürecinin seçimleri kazanmak maksadıyla feda edildiği yolundadır.

Türkiye şimdi yeni bir seçime hazırlanıyor. Üstelik ülkede kan gövdeyi götürmekte iken! Bu defa Türkiye'yi gerçekten barışa kavuşturmak hedefiyle yola çıkacak, verdikleri sözü tutacak, dar parti çıkarlarını değil ülke çıkarlarını gözetecek siyasi kadroların hareketlenmesi ve bu kadroların seçim kampanyalarını barış üzerine kurmaları gerekiyor. Ancak bu da yetmez. Gerçek barışa ulaşabilmek ve kalıcı bir çözüm sürecini başlatabilmek için tarafların düşünce yapılarında köklü bir değişim ve dönüşüm şarttır. Tony Blair de anılarında bunu vurguluyor ve şöyle diyor: "Gerçek çözüm süreci her iki tarafın da bu meseleyi silah yoluyla çözemeyeceklerini kabul ettikleri zaman başlamıştır."