Lavrov'un ziyareti ne getirir, ne götürür?

Türkiye, Suriye konusunda ne ABD ile ne Rusya ile ne de uluslararası toplumun genel yaklaşımıyla uyum içinde. Sorun sadece uyumsuzluk mu?

Türkiye için bu haftanın en önemli dış politika olayı Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un 25 Kasım tarihi için planlanan ziyaretidir. Lavrov 2004 yılından beri Dışişleri Bakanı. Bu süre zarfında Türkiye'de beş  Dışişleri Bakanı ile muhatap oldu. Dolayısıyla, hem kendi ülkesinin dış politikası bakımından kurumsal hafızayı oluşturuyor, hem Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanları arasındaki kişilik farklarını, hem de Türkiye'nin dış politikasının nasıl bir seyir izlediğini ilgiyle  gözlemliyor. Lavrov açısından bakıldığında herhalde Türkiye şaşırtıcı bir dış politika grafiği gösteriyor. Bunu yakalamak ve dış politikanın satranç tahtası üzerinde bu grafiğe göre hamle yapmak ona büyük zevk veriyor olmalı.

Bu haftaki ziyaretin başlıca nedeni Türkiye ile Rusya arasında  2010 yılında oluşturulan ve o zamandan bu yana faaliyetlerini sürdürerek bu yıl altıncı toplantısını yapacak olan Üst Düzey Stratejik İşbirliği Konseyi (ÜDİK) Toplantısı'na giden yol haritasını konuşmak. Dışişleri Bakanları, yıl sonuna doğru yapılması öngörülen ÜDİK'in devlet başkanları düzeyindeki toplantısının hazırlığını yapacaklar. Türkiye bu mekanizmayı sadece Rusya ile değil birçok ülkeyle kurdu ve sürdürüyor, ama şu sıralarda Türkiye için dış politikada en önemli muhataplardan biri Rusya. 

Eskiden Türkiye Sovyetler Birliği ile doğrudan kara sınırı üzerinden komşu olan iki NATO üyesi ülkeden biriydi (diğeri Kuzey Kanat ülkesi Norveç idi). Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye'nin Rusya ile kara sınırı kalmadı. Ama gelişen siyasi coğrafya Türkiye ile Rusya'yı bugünün koşullarında yeni  bir komşuluk ilişkisi içine soktu. 

Öncelikle, Rusya Kırım'ın ilhakından sonra artık kuzeyde Karadeniz'deki en büyük deniz komşumuz haline gelmiş durumda. Güney'de ise durum daha da farklı. Suriye problemine müdahil olmasından bu yana Rusya artık neredeyse güney sınır komşumuz gibi algılanacak kadar yakınlaştı. Türkiye ile Rusya arasında son zamanlarda gerek Kırım, gerek Suriye konularında başlayan görüş farklılıkları ise yavaş yavaş son on yıldır iki ülke arasında yaşanan bahar havasının üzerine gri bulutların yerleşmesine yol açtı.  Rusya artık hem kuzeyde hem güneyde Türkiye ile hava sahasında komşu. Bu komşuluk ilişkisi de uçaklarımızın hem Karadeniz'de hem Suriye sınırında birbirleriyle sık sık karşılaşmalarına yol açıyor, açacak. 

Türkiye Kırım'da yaşayan Tatar soydaşlarımızın Ukrayna vatandaşları olarak kalma arzularına yeterince yüksek sesli bir duyarlılık gösteremiyor. Bu konuda Rusya ile üst düzeyde görüşüldüğü ve Tatar soydaşlarımızın haklarına halel gelmemesi için gerekli mesajları Rus liderliğine verdiğimiz söyleniyor ama Rusya bu duyarlılıkları ne kadar dikkate alıyor orası belli değil. 

Suriye'de ise durum daha da farklı. Suriye sorununun sebeplerinden sonucuna, geçiş sürecinden nihai çözümüne varana dek hemen her konuda Rusya ile farklı görüşler taşıyoruz. Daha geçen haftanın sonunda Rus uçakları Suriye'deki Türkmen muhalif unsurları bombaladılar. Bu tabii ki Türkiye için son derece hassas bir konu zira anılan Türkmen oluşumlar Suriye'de Esad rejimine karşı savaşan ve Türkiye'nin de her bakımdan desteğini esirgemediği grupların başında geliyor. Rusya da zaten bu nedenle onları bombaladı. Rusya için Suriye'de IŞİD'in yanı sıra Esad rejimine karşı mücadele eden tüm muhalif unsurlar da "terörist" olarak algılanıyor. 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 20 Kasım tarihinde oybirliğiyle kabul ettiği 2249 sayılı Karar'la IŞİD'in Sousse (Tunus), Sina, Beyrut, Ankara ve Paris'teki terör eylemlerini kınadı. Ardından da IŞİD, El-Nusra ve El-Kaide ile bağlantılı tüm birey, grup ve oluşumlarla, ayrıca BMGK'nin terörist örgüt olarak kabul ettiği, Uluslararası Suriye Destek Grubu'nun da terörist örgüt olarak tanımlayacağı ve BMGK'nin onaylayacağı tüm diğer terörist örgütlerle mücadele edilmesi çağrısında bulundu. BMGK kararı Suriye ve Irak'ta tüm uluslararası toplumun temel sorun olarak IŞİD ve benzerlerini gördüğünün yeni bir teyidi oldu.

Türkiye ise Viyana'da yapılan toplantılarda Uluslararası Suriye Destek Grubu'nun değerlendirmelerinin en azından bir kısmını yanlış anlamış olmalı. Aksi takdirde, "Esad gidiyor, geçiş sürecinde yeri yok, seçimlerde aday olmayacak" gibi yüksek perdeden dile getirdiğimiz görüşler ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından birkaç saat içinde "bizim anlayışımız bu doğrultuda değil" diyerek yalanlanmazdı. 

Türkiye, Suriye konusunda ne ABD ile ne Rusya ile ne de uluslararası toplumun genel yaklaşımıyla uyum içinde. Sorun sadece uyumsuzluk mu? Suriye meselesi artık uyumsuzluğun da ötesine geçmiş ve bir tür takıntı haline dönüşmüş durumda. Geçen hafta Istanbul'da yapılan Atlantik Konseyi 6. Enerji Zirvesi'nin açılışında dahi Sayın Cumhurbaşkanı'nın açılış konuşması "Suriye, müslümanlık ve islamın terörle ilgisi olmadığı" şeklindeki görüşler üzerine kurgulanmış, "Esad'ın gitmesinin ne kadar önemli olduğu" teziyle donanmıştı. Dolayısıyla Türkiye artık önemli dış politika konuları üzerinde muhataplarıyla konuşamıyor, "ille de Esad" söylemli miyop bir dış politika izlemeye devam ediyor.

Bu durum tehlikelidir. Lavrov'un ziyareti sırasında da muhtemelen Suriye odaklı bir tartışma yaşanacaktır. Bu ziyaret sırasında Türkiye ile Rusya arasındaki Suriye ile ilgili görüş farklılıklarının giderilmesini beklemek hayalcilik olur. Türkiye ile Rusya arasında Karadeniz ve Suriye üzerinden şekillenmeye başlayan yeni bölgesel rekabet yakında Kafkasya ve Orta Asya platformlarında da yansımalara yol açabilecektir. Türkiye'nin tüm yakın çevresinde Rusya ile karşı karşıya geleceği bir dizi sorunlar kuşağı ile kuşatılmasının önüne geçmek dış politikamızın temel öncelikleri arasında yer almalıdır. Bu da ancak pragmatik, akılcı, gerçek sorunlara odaklanan ve ideolojik olmayan bir dış politika anlayışı ile mümkündür. Türkiye'nin Suriye politikası bu nitelikleri taşımadıkça uluslararası toplumla uyum yakalaması beklenmemelidir.