Montreux (Montrö)'yü tartışmak tehlikeli ve yasaktır

Yeni Osmanlıcılık maceracılığı o kadar çok konuyu tartışmaya açtı ki, aklıselim ve sağduyu sahibi birçok akıllı insan "Acaba şimdi de sıra Montreux Sözleşmesi'ne mi geldi?" diye ciddi olarak endişeleniyor.

İskelelerde, demiryollarında, istasyonlarda, duraklarda, hasılı birçok yerde göze çarpan bir ifadedir bu: "Tehlikeli ve Yasaktır!". Birşey tehlikeliyse zaten yapılmaması gerekir. Yasaksa da öyledir. Bu iki ifade yan yana olunca tehlikeli olduğu için mi yasaklandığı ya da yasak olan birşey olduğu için mi tehlikeli olduğu pek kolay anlaşılmaz. Tehlikeye aldırmayanları caydırmak için yasaklanan, yasaklara aldırmayanları da tehlikeli olduğu söylenerek caydırmaya çalışan bir ifadedir. Tam Türkiye toplumuna göre bir ifade...

Günümüzde sık rastlanan bir durum oldu tehlikelere ve yasaklara aldırmamak. Belki de bazı alanlarda "Tehlikeli ve Yasaktır" ifadesini daha sık kullanmak gerekecek. Özellikle de dış politikada...

Yeni Osmanlıcılık maceracılığı o kadar çok konuyu tartışmaya açtı ki, aklıselim ve sağduyu sahibi birçok akıllı insan "Acaba şimdi de sıra Montreux Sözleşmesi'ne mi geldi?" diye ciddi olarak endişeleniyor. Denizcilikle ilgili alanlarda daha sık kullanılan bir ifade olduğu için hemen sınırı çizelim: "Montreux'yü tartışmak tehlikeli ve yasaktır."

Peki neden? İstanbul ve Çanakkale boğazları dünyanın en önemli stratejik deniz geçiş kanallarındandır da ondan... Karadeniz gibi bir yarı kapalı denizin kıyıdaş ülkelerinin Ege ve Akdeniz gibi açık deniz alanlarına çıkışları bu su kanalları sayesinde mümkün olabilir. Aynı durum Akdeniz ve Ege'den Karadeniz'e geçiş için de söz konusudur. 

1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması Boğazlar'ın statüsünü  belirleyen bir sözleşmeyi de içermekte ve "Boğazlar Rejimi"ni düzenlemekteydi. Bu rejim, aslında Türkiye'nin egemenliğine müdahale anlamına geliyor ve boğazlardan geçişin yönetimi ve denetimi için bir uluslararası komisyonu görevlendiriyordu. Bu durum 1935 yılına dek sürdü. Türkiye o tarihte Lozan Antlaşması'na taraf olan tüm ülkelere bir nota göndererek Boğazlar Rejimi'nin yeniden düzenlenmesini talep etti.

Türkiye bu talebinde haklıydı zira uluslararası durum değişmişti. 1923'te Birinci Dünya Savaşı ertesinde tüm dünya silahsızlanmaya gayret ederken, 1935'te yeni bir silahlanma ve gerginlik ortamı belirmişti. Almanya Versailles (Versay) Antlaşması'nı reddetmişti. Boğazlar Rejimi'ni kontrolle görevlendirilen uluslararası komisyonun hantal yapısı hızla gelişen yeni koşullara zamanında tepki verilebilmesini zorlaştırıyor, bu durum Türkiye'nin güvenliğini ciddi olarak  tehlikeye sokuyordu.

Türkiye'nin haklı talebi başta İngiltere olmak üzere Lozan Antlaşması'na taraf tüm ülkeler tarafından olumlu karşılandı. Bu olumlu kabul sonucu yeni bir Boğazlar Sözleşmesi'nin hazırlanması aşamasına geçildi ve İsviçre'nin Montreux kentinde toplanan ilgili ülkeler yeni bir sözleşme hazırladılar. Montreux Boğazlar Rejimi Sözleşmesi 1936 yılının Temmuz ayında  imzalandı ve aynı yıl 9 Kasım tarihinde yürürlüğe girdi.

Yeni sözleşme ile Türkiye hem Boğazların silahlandırılmasını da mümkün kılan ulusal askeri kontrol imkanına kavuştu, hem güvenlik tehdidi ve savaş durumunda Boğazların savaş gemilerine kapatılmasına kadar varan ve aslında kendi ulusal egemenliğinin bir gereği olan kapsamlı bütünselliğe sahip oldu. 

Montreux Sözleşmesi özünde Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin Boğazlardan geçişlerine ilişkin rejimi onların lehine gözeten bir uygulamayı hayata geçirmektedir. Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin ise, Sözleşme'ye taraf olsalar dahi, askeri gemilerinin Boğazlardan geçişlerinde önemli kısıtlamalar getirmektedir. Bu da günümüzde birçok ülkeyi en hafif tabiriyle kıskandırmakta, rahatsız etmektedir.

Montreux ile sağlanan ve Türkiye'nin tam egemenliğini sağlayan Boğazlar Rejimi adeta gözbebeği gibi değerlidir. Üzerine titremek, bu Sözleşme'nin hiç bir şekilde yıpratılmaması, tartışmaya açılmaması ve mevcut haliyle korunması için azami özeni göstermek gerekir. Zira bir kez tartışmaya açılırsa altından ne çıkacağını kestirmek mümkün olmadığı gibi, Türkiye'nin şu andaki haklarının yitirilmesine yol açabilecek kadar da riskli bir gelişmeye imkan tanıyacaktır.

Rusya Montreux'nün tartışmaya açılmasından memnuniyet duyacaktır zira Boğazlardan geçişlerin değişmesini istemektedir. Mevcut rejim Rusya'ya Karadeniz'e kıyıdaş ülke olması nedeniyle, örneğin NATO üyesi birçok kıyıdaş olmayan ülkeden farklı ve daha ayrıcalıklı haklar tanıdığı halde, Rusya bundan daha fazlasını, tam anlamıyla serbest bir rejimi arzu etmektedir. Öte yandan, birçok NATO üyesi ülke de, örneğin Karadeniz'e belli bir tonajın üzerinde savaş gemisi sokamamanın, dolayısıyla uçak gemisi gönderememenin yarattığı rahatsızlıktan kurtulmak için adeta fırsat kollamaktadır. Onlar da şu sırada aleyhlerine olduğunu düşündükleri mevcut durumu değiştirmek istemekte, bunu nasıl kotarabileceklerinin hesabını yapmaktadırlar.

Bugün Doğu Akdeniz'de giderek artmaya başlayan ve nereye varacağı belli olmayan askeri yığılmanın Karadeniz'de yaşanmaması Türkiye'nin Montreux rejimine 1936'dan beri titizlikle ve büyük bir duyarlılıkla sahip çıkması sayesinde mümkün olabilmiştir. Türkiye Montreux Boğazlar Rejimi Sözleşmesi'nin sadık bir bekçisidir ve öyle de kalmalıdır. 

Bir Rus askeri uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi üzerine iki ülke arasında yaşanmakta olan son gerginlik hem içeride hem dışarıda maalesef birçok tahrik edici gelişmeye de  imkan sağlıyor. Lüzumsuz, abartılı, tahriklere kapılan ve bazı çevrelerin bekledikleri hataların yapılmasına yol açabilecek olan davranışlar Türkiye'yi aslında hiç de hesaba katmadığı ve beklemediği sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Rusya'dan gaz aldığımız doğrudur, ama "gaz almak" ile "gaza gelmek" farklıdır. Aman dikkat...