Mukayeseli dış politika dersleri ve dış politika eleştirisi üzerine...

Bugün yaptığı yanlışları itiraf edemeyen, Türkiye'yi Ortadoğu'da, yakın coğrafyasında, ait olduğu ittifaklarda ve tüm dünyada yalnızlaştıran bir dış politika anlayışının kendini kurtarmak için kıvrım kıvrım kıvrandığı bir dönemden geçiyoruz.

Türkiye'nin Rusya'ya ait bir askeri uçağı 24 Kasım tarihinde düşürmesiyle başlayan Türkiye-Rusya krizi ileride çeşitli açılardan dış politika derslerinde incelenmeye ve örnek gösterilmeye adaydır. Benzer bir Dış Politika Dersi örneği de Mavi Marmara Trajedisi ve bunun akabinde beliren Türkiye-İsrail krizidir. Bu iki olayın birbirini andıran yönleri açısından incelenmesinde yarar var.

Rusya, uçağının düşürülmesi ertesinde Türkiye ile ikili ilişkilerinin olumsuz etkilendiğini, bu davranışı "düşmanca davranış" olarak algıladığını, iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde çok önemli yansımaları olacağını, durumun yeniden normale dönüşebilmesi için de "üç koşul" olduğunu belirtti: Özür, tazminat, cezalandırma.

Türkiye, Mavi Marmara olayı ertesinde İsrail ile ikili ilişkilerinin olumsuz etkilendiğini, bu davranışı "düşmanca davranış" olarak algıladığını, iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde çok önemli yansımaları olacağını, durumun yeniden normale dönüşebilmesi için de "üç koşul" olduğunu belirtti: Özür, tazminat ve Gazze'deki ablukanın kaldırılması.

Her iki olayda da özür ve tazminat beklentilerinin olması benzerlikleri oluşturuyor, ancak üçüncü koşul iki aktörün hem dış politikaya, hem devletler arası ikili ilişkilere farklı bakışlar taşıdığını gösteriyor. Rusya, uçağının düşürülmesi ile başlayan krizi Rusya ile Türkiye arasındaki ikili ilişkilerle sınırlayarak bu çerçevede çözmeyi hedefliyor. Türkiye ise, Mavi Marmara olayı ile başlayan krizi Türkiye ile İsrail arasındaki ikili ilişkilerle sınırlamıyor. Filistin konusunu da denkleme dahil ederek ortaya koyduğu üçüncü koşul olan Gazze'deki ablukanın kaldırılması ısrarıyla fırsattan istifade etmeye, adeta sinekten yağ çıkarmaya çalışıyor. Aynı yaklaşımı Rusya da benimsemiş olsaydı, uçak düşürülmesi ertesinde bozulan ilişkilerin yeniden düzelmesi için Türkiye'nin Suriye'ye ilişkin politikasını değiştirmesini, Suriye muhalefetini desteklemekten vazgeçmesini isteyebilirdi.

Dış politika uygulamalarında başarılı olmanın en önemli unsurlarından birini siyasi hedeflerin iyi tanımlanması oluşturur. Devletler arasındaki ikili ilişkilerin en öncelikli siyasi hedefi bu ikili ilişkileri iyi düzeyde tutmak, diyaloğa açık ve tarafların birbirlerinden beklentilerini anlatabilmelerine olanak tanıyacak biçimde güvenilir bir ortam içinde sürdürebilmektir. Bir ülkenin izlediği dış politikayı ya da kendi halkına reva gördüğü iç politika davranışlarını haklı görmeyebilirsiniz. Bunları değiştirmek ya da yönlendirmek istiyorsanız, elinizdeki en önemli araç konuşabiliyor olmanızdır. Konuşma olanağı ortadan kalkarsa haklı görmediğiniz davranışların niçin değişmesi gerektiğini düşündüğünüzü anlatma olanağından da mahrum kalırsınız. Bu nedenle, kendi kendinizi bu tür bir mahrumiyet içine sokacak söylemler kullanmaktan ve kararlar almaktan da kaçınmak gerekir.

Rusya ile Türkiye arasındaki kriz iki devlet arasında beliren bir krizdir. Rusya da konuya bir devlet edası ve anlayışıyla yaklaşmakta, krizi bu boyutu ile çözmeyi hareket tarzı olarak benimsemektedir. Krizin arka planını oluşturan siyasi ortamın ne olduğunu, Türkiye ile Rusya'nın Suriye'de farklı tarafları desteklediklerini ve gerginliğin asıl nedenlerini bu farklılıkların oluşturduğunu, gerginliği uçağın düşürülmesine vardıran tırmanmanın da bu farklılıklardan kaynaklandığını Rusya bilmiyor mu? Pek ala biliyor, ama bunların denkleme dahil edilmesinin manasızlığını da biliyor, zira bu konu iki devletin farklı bir konudaki görüş ayrılıklarını oluşturmaktadır ve ikili ilişkileri ilgilendirmeyen konulardaki görüş ayrılıkları ikili ilişkileri etkilememelidir.

Türkiye ile İsrail arasındaki kriz iki devlet arasında beliren bir kriz olmasına rağmen, krizi oluşturan aktörler arasındaki farklılıkların iyi belirlenmesi gerekir. Türkiye, Mavi Marmara gemisini Gazze'ye yönlendiren Sivil Toplum Kuruluşu üzerinde herhangi bir denetim olanağı olmadığını ve onların planladığı bir "insani yardım" eylemini durduramayacağını belirttiği için adeta İsrail ile bir Sivil Toplum Kuruluşu'nu karşı karşıya bırakmıştır. Bununla birlikte, yaşanan trajik olayın ertesinde konuyu Türkiye ile İsrail arasındaki ikili ilişkiler boyutunun ötesine taşımak ve Gazze'deki ablukanın kaldırılmasını yeniden normalleşmenin koşullarından biri olarak ortaya koymakla söz konusu sivil toplum kuruluşunun davranışını araçsallaştırdığını, üstü kapalı olarak bu davranışı desteklediğini göstermiştir. Türkiye'nin dış politikasında son yıllarda artık temel yöntem haline gelen ve iç politikaya dönük şekilde dış politikanın araçsallaştırılmasını gündelik bir uygulamaya dönüştüren ideolojik yaklaşım başlıca yanlışı oluşturmaktadır. Rusya ile Türkiye arasındaki dış politika yaklaşım ve uygulamalarının farklılığı da bu yanlıştan kaynaklanmaktadır.

Bugün yaptığı yanlışları itiraf edemeyen, Türkiye'yi Ortadoğu'da, yakın coğrafyasında, ait olduğu ittifaklarda ve tüm dünyada yalnızlaştıran bir dış politika anlayışının kendini kurtarmak için kıvrım kıvrım kıvrandığı bir dönemden geçiyoruz. Suriye'de başlayan bu kıvranma şimdi İsrail ile ilgili politikamızda da kendini göstermekte. İsrail ile ilişkilerin hiç bozulmaması mümkünken, yapılan hatalar yetmiyormuş gibi, bir de normalleşme için ortaya konan koşulların yanlışlığından kaynaklanan açmazın içinden nasıl çıkılacağı araştırılıyor.

Dış politikayı eleştirirken dış politikada yapılan yanlışların üzerinde dikkatle durmak, bu yanlışları doğru tespit etmek ve üzerine gitmek eleştiriyi de haklı, kabul edilebilir ve etkileyici kılar. Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin yeniden normalleştirilmesinin Türkiye'yi Ortadoğu'da olduğu gibi Filistin davasının savunulmasında da yeniden güçlü bir aktör haline getireceğinin altını çizmek gerekir. İlişkilerin normalleşmesi için Gazze'deki ablukanın kaldırılması ısrarını sürdürmek yanlışın sürdürülmesi anlamına gelir. İki yanlış bir doğru etmiyor.