Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir

Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi dış politikada gittikçe artan bir gerginlik dönemi bekliyor.

“Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir” ifadesi Türkçe’de yerleşmiş köklü ve hatırı sayılır bir atasözü olarak geçer. “Bir iş, durum ya da olayın nasıl sonuçlanacağı şimdiki gidişinden anlaşılıp belli olur” anlamına gelir. Perşembe Karadeniz’de Ordu ilimizin şirin bir ilçesidir. Çarşamba da yine Karadeniz’de Samsun ilimizin şirin bir ilçesi...Konuya coğrafi açıdan bakıldığında, batıdan doğuya doğru giderken Karadeniz sahillerinde önce Çarşamba ilçesi, sonra Perşembe ilçesi gelir. Bu ilçelerin isimleri bu düşünceyle mi böyle koyulmuştur acaba? Haftanın günlerini sıraladığınızda da durum aynı oluyor. Demek ki atasözünü söyleyenlerin bir bildiği varmış...

Bugün 11 Şubat Perşembe ve Münih’te Suriye’nin geleceği ile ilgili olarak Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun önemli bir toplantısı yapılıyor. Bu toplantı Ocak ayında başlaması öngörülen, başladı mı başlamadı mı tam olarak anlaşılamayan, başladıysa bile ertelenen, 25 Şubat tarihinde yeniden başlaması planlanan ve Suriye’nin geleceğinin şekillenmesine yönelik tartışmaların yapılacağı meşhur “Suriye toplantısı”nın akıbetini ele alacak.

Daha önce Ocak ayında Cenevre’de gerçekleştirilmeye çalışılan Suriye toplantısına Türkiye muhalefet kanadının katılmasıyla ilgili olarak önemli bir ön şart ileri sürmüş, PYD’nin bu toplantılara katılmasına itiraz etmişti. PYD’nin grup olarak mı yoksa başkanının şahsen mi davet edileceği tartışmaları günlerce sürmüş, sonunda PYD toplantılara davet edilmemiş, ancak ABD’nin yüksek düzeyli bir temsilcisi Kobane’yi ziyaret etmişti.

Şimdi Münih toplantısı öncesinde yine PYD üzerinden tartışmalar yaşanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetini anladıklarını, ancak kendileri açısından bakıldığında durumun farklı göründüğünü, PYD’yi IŞİD’le mücadelede önemli bir ortak olarak kabul ettiklerini ve bu anlayışlarının değişmeyerek süreceğini belirtiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de benzer bir yaklaşım içinde PYD’nin Cenevre görüşmelerinin dışında tutulmaması gerektiğini söylüyor ve “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğinde söz sahibi olmaları gerektiğini” dile getiriyor.

Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin son beş yıldır başını ağrıtan en önemli bölgesel sorun. Bu sorun çok kısa sürede uluslararasılaştı. Bir yandan İran ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin bir tür vekalet savaşları sürdürdükleri bir alan oldu, bir yandan uluslararası terörün kendine müsait bir ortam olarak gördüğü Suriye topraklarını üs edinmesine yol açtı ve IŞİD’i Türkiye’ye komşu yaptı, bir yandan da ABD ile Rusya arasında şekillenmeye başlayan yeni uluslararası dengenin terazisi haline geldi. Suriye sorununun ne zaman çözümlenebileceği artık iyice belirsizleşmiş durumda. Ancak yeni bir kutuplaşmanın kilit coğrafyasının doğu Akdeniz olduğu artık açıkça görülüyor. 12 Şubat tarihinde başlayacak olan Münih Güvenlik Konferansı sırasında ABD ve Rusya arasında yapılacak temasların da önümüzdeki dönemde uluslararası ilişkilerin nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları vermesi bekleniyor.

Türkiye NATO’nun en önemli üyelerinden biri. Soğuk Savaş sırasında NATO ile Varşova Paktı arasındaki çift kutuplu uluslararası sistem sürerken, Sovyetler Birliği ile doğrudan kara sınırına sahip olan iki NATO üyesi vardı. Bunlardan biri  kuzey kanat ülkesi Norveç, diğeri de güney kanat ülkesi Türkiye idi. Soğuk Savaş’ın yarattığı kutuplaşmaya rağmen, Türkiye doğrudan kara sınırına sahip olduğu Sovyetler Birliği ile çok dengeli, kontrollü ve gerginliğe yol açmayacak, tırmanma oluşturmayacak, akılcı ve ihtiyatlı bir diplomasi örneği ile belirlenmiş başarılı bir dış politika yürütmüştü. Bugün bölgemizde yeniden oluşmaya başlayan yeni bir soğuk savaş kutuplaşması öncesinde ise durum çok farklı.

Öncelikle, Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri önemli bir değişiklik geçirdi. İğne ile kuyu kazar gibi adeta bir dantel işlermişçesine düzenlenen ve tarihte belki de hiç olmadığı kadar iyi ve dostane bir düzeye eriştirilen Türkiye-Rusya ilişkileri 24 Kasım 2015 tarihinde Türkiye’nin bir Rus askeri uçağını düşürmesiyle büyük bir darbe yedi. Türkiye artık Karadeniz havzasında, Ermenistan üzerinden Kafkasya’da ve Suriye üzerinden de Ortadoğu’da Rusya ile gergin bir coğrafi matriksle kuşatıldı. Bu durum hiç de hayırlı değil.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin bozulması Karadeniz’de bölgesel sahiplenme tezine dayalı dış politika uygulamasını da ciddi anlamda yıpratacak. Böyle bir gelişme NATO’nun Karadeniz güvenliği ile ilgili olarak Türkiye’yi yalnız bırakmama görüntüsü altında bu bölgeye yönelik stratejisinde yeni taktik adımlar atmasına fırsat tanıyacak. Kafkasya’da Yukarı Karabağ sorununun çözümlenmesi için gösterilen çabalarda ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi arayışlarında da Türkiye artık karşısında Rusya’yı bulacak. Suriye’nin geleceği ile ilgili arayışlarda ise Türkiye’nin Suriye Kürtleri ve Esad rejimi hakkındaki tavrı Rusya ile gerginliği artıran en önemli görüş farklılığını oluşturacak.

Türkiye yeni bir Soğuk Savaş ortamının şekillenmekte olduğu doğu Akdeniz coğrafyasında eski soğuk savaşa nazaran oldukça farklı bir konumda yer alacak. Öncelikle, yeni dönemde Türkiye NATO’nun bir kanat ülkesi olmak yerine artık doğrudan bir cephe ülkesi olmaya aday. Bu durum eskiden Soğuk Savaş'ın cephe ülkesi olan Almanya’nın durumunu hatırlatıyor. Kim bilir, belki de son zamanlarda Almanya ile Türkiye arasında oldukça sıklaşan üst düzey temaslar sırasında Almanya’nın tecrübelerinden ilham almak da mümkün oluyordur.

Almanya Soğuk Savaş sırasında ABD ile çok uyumlu bir müttefiklik ilişkisi sürdürebilmişti. Türkiye’nin ise son zamanlarda ABD ile de arasında görüş farklılıkları arttı. Daha da önemlisi, Almanya Soğuk Savaş boyunca yapıcı, olumlu bir Doğu Politikası (Ostpolitik) izlemişti. Türkiye çevresindeki en önemli komşusu olan Kürtleri hem içeride hem dışarıda ötekileştirmeye devam ettikçe yeni soğuk savaşa Almanya’nın yaşadığından farklı bir cephe ülkesi olarak  girecek gibi görünüyor. Açıkçası, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi dış politikada gittikçe artan bir gerginlik dönemi bekliyor. Boşuna denmemiş Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir diye...