Rus uçağının düşürülmesinin hazin yansımaları

Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinin ne kadar girift ve karmaşık olduğu ve ne kadar geniş yansımalarının bulunduğu her gün çarpıcı biçimde gözler önüne seriliyor.

Çok değil, daha birkaç yıl öncesinin sloganıydı: "Bitaraf olursan bertaraf olursun!". Öz Türkçe ile ifade etmek gerekirse, "eğer taraf tutmazsan (ya da tarafsız olursan), yok olursun!". Ne kadar kesin, ne kadar yönlendirici, taraf tutmayı öven ve tarafsızlığın barışçıl erdemini hiçe sayan bir söylem...

Türkmenistan'ın Birleşmiş Milletler Örgütü'ne de bildirilen ve kabul edilen "Tarafsızlık Statüsü" düşünüldüğünde, tarafsız olmanın yok olmakla sonuçlanmadığı net bir şekilde görülüyor. Türkiye'nin Türkmenistan'da düzenlenen "Tarafsızlığın 20. Yıldönümü Törenleri"ne en yüksek düzeyde katılması da bir bakıma tarafsızlığın erdemine duyulan saygıyı ve itibarı  sergiliyor.

Türkmenistan'ın varoluşunu "Tarafsızlık Statüsü" kavramıyla açıklaması kendi tercihidir. Bu statü bazı çok taraflı oluşumlara mesafe koyabilmesinin en önemli dayanağını oluşturmuştur. Rusya'nın liderliğini yaptığı örgütlere üye olmadığı gibi, Türkmenistan "Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirveleri"ne de hep mesafeli durmuş, "Türk Konseyi"ne de üye olmamıştır. Böylelikle coğrafi ve bölgesel kutuplaşmalara karşı kendini korumayı amaçlayan ve dünyada pek örneği görülmeyen kendine özgü bir "tarafsızlık" anlayışı geliştirmiştir. 

Bununla beraber, bu statünün tam anlamıyla gerçek bir tarafsızlık sonucu doğurduğunu söylemek güçtür. Örneğin, konu Rusya ile ilişkiler olunca, Türkmenistan pek ala Rusya'yı tedirgin etmeyen politikaları da izleyegelmiş ve Rusya'nın tarafını tutabilmiştir. 

Dikkat edilirse, Türkiye ile Rusya arasındaki gerginlikten en çok rahatsızlık duyan ülkeler Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkeler oluyor. Türkiye-Rusya ilişkilerinin bir an önce düzelmesini, diyalog kurulmasını, tırmanmanın önlenmesini savunanların başında hep onlar geliyor. Bu ülkeler Türkiye ile olan ikili ilişkilerini hep Türkiye-Rusya ilişkilerindeki olumlu atmosfere endeksli olarak sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla, Türkiye ile olan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde izleyeceği seyir de son Türkiye-Rusya gerginliği ertesinde ciddi olarak sınanacaktır. 

Belarus Devlet Başkanı Lukaşenka ve Kırgızistan Devlet Başkanı Atambayev Türkmenistan'daki törenlerde yaptıkları konuşmalarda Türkiye-Rusya ilişkilerinin düzeltilmesi çağrısında bulundular. Bu konuşmaların ardında Rusya'nın Türkiye'ye karşı uyguladığı yaptırımların giderek bu ülkelerin üzerinde de bir baskı yaratacağı ve Türkiye ile olan ilişkilerini olumsuz etkileyeceği endişesi yatmakta. Belarus ve Kırgızistan Avrasya Ekonomik Birliği üyesi ve Rusya ile aralarında gümrük birliği anlaşması var. Türkiye-Rusya ilişkilerinde hava bozuk olduğunda bu ülkelere esen rüzgar da Ankara'dan değil Moskova'dan gelir. Bir Rus askeri uçağının düşürülmesinin nelere mal olduğu ve daha da nelere mal olabileceğinin dayanılmaz ağırlığı Türkiye'nin dış ilişkileri üzerine öbek öbek yığılıyor.

Bugün 21. Yüzyılın en önemli mücadelesinin enerji kaynakları, enerji nakil hatları ve enerji güvenliği konuları üzerinde yoğunlaşacağı artık kuşku götürmeyen bir gerçeklik halini aldı. Bu mücadelenin sürdürüldüğü alan da Türkiye'nin tam göbeğinde yer aldığı Avrasya coğrafyası. Haritaya bakıldığında Avrupa kıtasının Rusya'nın enerji kaynaklarına ve ustalıkla kurup geliştirdiği enerji nakil hatlarına ne kadar bağımlı olduğunu görmemek mümkün değil. Türkiye, Hazar havzası enerji kaynaklarının doğudan batı'ya aktarımı için geliştirilen projelerde yer aldıkça Rusya'ya karşı önemli bir rekabet oluşturuyordu. Bu rekabet Türkiye'nin de Rusya'ya olan enerji bağımlılığı ve Türkiye-Rusya ilişkilerindeki olumlu hava nedeniyle Rusya'nın açıklıkla meydan okumasına yol açmıyordu. Şimdi durum değişti. 

Türkiye'nin doğu-batı enerji nakil hatlarında güçlü bir transit ülke konumunu elde edebilmesinin en önemli ayağı Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) projesidir. Bu hat batıda Trans Adriatik Boru Hattı'na (TAP) bağlanarak orta Avrupa'ya önemli bir gaz ihracatı sağlayacaktır. Kaynak Hazar Denizi'ndeki Azerbaycan'a ait Şahdeniz II yataklarıdır. Ancak Azerbaycan, TANAP'a yıllık 16 milyar metreküplük bir doğal gaz aktarımı vaat edebilmekte, dolayısıyla hattın kapasitesinin tam olarak  doldurulabilmesi ve ekonomik verimliliğinin sağlanabilmesi için başka kaynaklara da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kaynakların başında da Türkmenistan gelmektedir.

Türkmenistan doğal gazının çok kısa bir Hazar Geçişli Boru Hattı ile Azerbaycan'ın Hazar'daki mevcut altyapısına birleştirilerek TANAP'a akıtılması fikri yeni bir proje değildir. Türkmenistan yıllardır Azerbaycan ve Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin de desteğiyle, bu konuda sürdürdüğü çabalara direnmekte, bu bağlantının kurulmasını mümkün kılacak yaklaşımları sonuçsuz bırakmaktaydı. Ancak son yıllarda Türkmenistan da ihracatını  çeşitlendirmenin yararlarını görmeye başladı.

Türkmenistan yılda 80 milyar metreküp üzerinde doğal gaz üretiyor ve 45 milyar metreküplük ihracat yapıyor, bunun da neredeyse tamamını Çin'e gönderiyor. Rusya da Çin'e doğal gaz ihracatı için bir doğal gaz boru hattı inşa etme projesini hayata geçirmeye hazırlanınca, Türkmenistan ihracatını tek ülkeye yönlendirmenin risklerini görerek Hazar Geçişli Boru Hattı projesine nispeten ılımlı bir olumlulukla bakmaya başlamıştı. 

Şimdi durum değişebilir. TANAP Rusya'nın Avrupa'nın enerji ithalatındaki rolünü etkileyeceğinden Rusya için rakip proje olarak algılanmaktadır. Bu durum da Rusya'nın Türkmenistan üzerinde TANAP'a katkı sağlamasını engellemek için sürdüreceği baskıları artıracaktır. Uçak düşürme olayı bu bakımdan Rusya'nın Avrasya coğrafyasındaki oyun planında önemli bir koz haline dönüşmüştür.

Türkmenistan Rusya'nın olası baskılarına ne kadar dayanabilecektir, bunu hep birlikte izleyeceğiz. Ancak Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinin ne kadar girift ve karmaşık olduğu ve ne kadar geniş yansımalarının bulunduğu her gün çarpıcı biçimde gözler önüne serilmektedir. Suriye'de izlenen "Bitaraf olmayan" dış politika Türkiye'nin giderek çağın önemli projelerinden "Bertaraf" olması riskini artırdıkça dış politikanın dengeleriyle oynamanın bedelinin ne kadar pahalı olduğu daha iyi anlaşılıyor.