Suriye'de çözüm "Türkiye'ye rağmen" de olsa yakındır

ABD'nin değişen taktiği ile birlikte düşünüldüğünde IŞİD'e karşı mücadeledeki en etkili safhanın ABD-Rusya'nın birlikte hareket etmeleriyle sağlanabileceği açıktır.

Suriye sorununun çözümü yolunda dünya dikkatli ve emin adımlarla ilerliyor. Rusya ile ABD’nin Suriye krizi hakkında görüşmelere hazır olduklarını açıklamaları bölgedeki yeni dengelerin nasıl oluşacağına ilişkin ipuçlarını da beraberinde getiriyor. Türkiye ise hala kendi yanlışlarının doğruluğu üzerinde ısrara devam ediyor.

Bugün Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan en çok etkilenen ülke Türkiye. Bir yanda sayıları giderek artan ve Avrupa ile Türkiye arasında da yeni bir sorun oluşturmaya başlayan mülteciler... Diğer yanda artık terör faaliyetlerini Türkiye sınırlarının içine de sarkıtmış olan IŞİD... Türkiye’nin kendi başındaki dertten kurtulması için demek ki başka devletlerin aralarında bir karar almaları ve dolaylı yoldan Türkiye’ye yardım etmeleri gerekiyormuş. Ne diyelim, sonuç Türkiye’ye yarayacaksa bundan memnun olmak dışında bir yolumuz kalmadığı anlaşılıyor.

ABD ve Rusya krizin başından beri bazı küçük farklılıklar gösteren duruşlarıyla dikkat çekiyorlardı. Rusya Esad’ın ve onun rejiminin Suriye’nin geleceğine yönelik arayışlarda muhatap olarak alınması gerektiğini ısrarla vurguluyordu. ABD de buna benzer bir yaklaşım içindeydi, ancak Suriye’nin geleceğinde Esad’ın kalıcı bir rolünün olamayacağını düşündüğünü belirterek tutumundaki nüansı ortaya koyuyordu. Zaman içinde Suriye’deki sorunun niteliği köklü bir değişim ve dönüşüm geçirdi. Bugün artık temel meselenin IŞİD olduğu ve asıl mücadelenin IŞİD’e karşı yoğunlaştırılması gerektiği hakkında uluslararası toplumda en ufak bir tereddüt yok. Türkiye’de de olmaması gerekirdi.

Öte yandan, IŞİD ile mücadelede artık yeni bir döneme girdiğimiz anlaşılıyor. Türkiye ile ABD’nin aylar süren müzakerelerinden sonra nihayet başladığı açıklanan “eğit-donat” programının başarılı olamadığı sonunda itiraf edildi. ABD’nin Ortadoğu’daki askeri operasyonlarının planlandığı ve yürütüldüğü CENTCOM’un başında bulunan General Lloyd Austin eğit-donat programının  “umulduğundan yavaş ilerlediğini ve başlangıçta hedeflenen sayılara ulaşılmasının gerçekçi olmadığını” açıkladı. Program Türkiye’de 7 Haziran seçimlerinden önce parlak ifadelerle kamuoyuna duyurulduğunda, Mayıs ayının başından itibaren bir yıl içinde 5400 kişilik bir kuvvetin Suriye’de “IŞİD ile mücadeleye hazır” hale getirilmesi ve bu kuvvetin IŞİD’e karşı karada savaşacak unsurların temelini oluşturması hedefleniyordu. Türkiye ise ısrarla bu kuvvetin Esad rejimine karşı da savaşması gerektiğini savunuyordu. Plan uygulamanın daha ilk etabından itibaren tökezlemeye başladı. İlk grup eğit-donat askerlerinden 60 kadarı El Kaide’nin Suriye kanadını oluşturan El-Nusra’nın saldırısına uğradı. Bir kısmı öldürüldü, bir kısmı tutsak alındı, bir kısmı da dağıldı. Bu gelişme tabii ki eğit-donat programına indirilmiş ciddi bir darbeydi. General Austin bugün sahadaki eğit-donat unsurlarının rakamı sorulduğunda mahçup bir tavırla bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan gülünç bir sayıdan sözediyor. Öte yandan, CENTCOM geçen hafta bir de yazılı açıklama yaparak ABD Özel Harekat ekiplerinin eğit-donat programının tamamlanmasını beklemeksizin bölgedeki YPG unsurlarıyla eşgüdüm sağladığını, YPG’nin savaş alanında “fark yarattığını” duyurdu. ABD Savunma Bakanlığı’nda savunma politikalarından sorumlu olarak görev yapan Bakan Yardımcısı Christine Wormuth da halen eğitimi devam edenlerin sayısının 100-120 kadar olduğunu belirtiyor. Üstelik  Wormuth planlamalarda yapılan bir değişikliğe göre, az sayıda eğitilebilen küçük grup savaşçıların Kuzey Suriye’deki daha büyük oluşumların içine katılarak  görevlendirilmelerinin düşünüldüğünü söylüyor. Bu da artık Suriye’deki savaşçıların yetiştirildiği eğit-donat faaliyetinin kendine özgü kuvvetler halinde savaşmaları planından vazgeçilmeye hazırlanıldığını gösteriyor. “Küçük gruplar”ın emekleyen eğit-donat savaşçıları olduğu belli. “Daha büyük oluşumlar”ın ise, adı konmasa da, YPG güçleri olacağı akla geliyor. Zira ABD bölgede IŞİD ile sürdürülen mücadelede hala en iyi katkıyı ve eşgüdümü Kürt’lerle sağlayabildiklerini ısrarla dile getiriyor. Bu da Kürt unsurların bu kadar önem kazanmalarını uygun bulmayan Türkiye açısından sahadaki durumun değiştiğini gösteriyor. ABD, eğit-donat programında Türkiye’nin görüşleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda bir politika izlemenin  avantaj oluşturmadığını görüyor, taktik değiştiriyor.

Sahadaki durumun değişmesine en büyük katkıyı yapacak gelişme ise Rusya’nın son hamleleridir. Rusya bir yandan Suriye’deki Esad rejimine silah yardımını sürdürür ve bunu durdurmayacağını açıklarken, bir yandan da “talep olması halinde IŞİD ile mücadelede Esad’a destek olmak üzere Suriye’ye asker gönderilmesini değerlendirebileceğini” duyurdu. Bu gelişmelerin ABD’yi endişelendirmediği düşünülemez. ABD’nin Suriye’deki durumu ivedilikle Rusya ile birlikte ele almak istediğini açıklaması ise Moskova’dan hemen olumlu yanıt aldı. ABD Suriye’yi tamamen Rusya’ya kaptırmak istemiyor. Ancak Suriye ile Rusların ilişkisi 1970 yılından beri süren, müttefiklik demesek de, çok kuvvetli ortak anlayışa dayanan bir dostluk ilişkisidir. (Bu ilişkilerin mimarı eski Başbakan Yevgeni Primakov’dur. “Rusların Gözüyle Ortadoğu” başlıklı anıları Rusya’nın Ortadoğu’daki hedeflerini ve politikalarını anlamak için güçlü bir başvuru kaynağıdır.) Esad’ın başı darda kaldığında desteğini beklediği ilk ülke eskiden Sovyetler Birliği idi, bugün de Rusya olmaya devam edecektir. Rusya, Suriye’deki öncelikli hedefi Esad’ın bekası olmasa dahi, Ortadoğu’yu olduğu kadar artık Kuzey Kafkasya’yı da tehdit etmeye başlayan IŞİD belasından kurtulmanın yolunun bu sorunla sahada mücadeleyi sürdüren Esad rejimini desteklemek olduğunu başından beri savunuyordu. Bugün bu desteğini daha açık ve görünür halde vermeye başlamasının nedenleri arasında muhtemelen geleceğin Suriye’sinde  kendi konumunu güvence altına almak arzusu da vardır. Ancak ABD’nin değişen taktiği ile birlikte düşünüldüğünde IŞİD’e karşı mücadeledeki en etkili safhanın bu iki ülkenin birlikte hareket etmeleriyle sağlanabileceği açıktır.

Türkiye Rusya’nın Suriye konusundaki görüşlerini paylaşmıyor. ABD ile birlikte  yürütmek istediği eğit-donat faaliyeti de sonuç getirmiyor ve ABD’nin bu konuda taktik değiştirmesine neden oluyor. Özetle, Türkiye ne ABD ile ne Rusya ile Suriye konusunda ortak bir platformda yer alabiliyor. Rusya ve ABD’nin bulacakları ortak platformun Türkiye’ye rağmen sonuç getirmesini beklemekten başka çare kalmıyor.