'Taht oyunları'nda son perde: Kış geliyor!

Neden böyle oldu? Çok açık bir nedenle: Türkiye ile Rusya Suriye'de karşı kamplardadırlar.

Son yıllarda Türkiye'nin dış politika uygulamalarının kanıksanan sonuçlarından biri de "artık falanca ülkeyle ilişkiler hiç bir zaman eskisi gibi olmayacak" söyleminin yaygınlaşmasıdır. ABD, İsrail, Suriye, Mısır, Libya ve nihayet şimdi de Rusya...

Oysa böyle olmamalıydı. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Daha Ekim ayının başında Türkiye hava sahası iki Rus uçağı tarafından ihlal edildiğinde Türkiye ile Rusya'nın ileride benzer durumlarla karşılaşmamak, karşılaştıkları takdirde de olayı tırmandırmamak ve suhuletle çözmek için belli bir anlayış oluşturmaları gerekirdi. 

Türkiye'nin birkaç yıl önce bir askeri uçağının Suriye tarafından düşürülmesi üzerine açıklamış olduğu "angajman kuralları" Türkiye ile Suriye arasındaki bir duruma yönelikti ve öyle de kalmalıydı. Rusya'nın Suriye problemine müdahil olması ve uçaklarını Suriye hava sahasında uçurarak terörle mücadeleye başlaması ertesinde mevcut angajman kurallarının gözden geçirilmesi, Rusya ile bu konuda sağlam ve güvenilir bir anlayış mekanizması kurulması gerekirdi. Bu yapılmayınca bugün yaşadığımız durumla karşılaşıldı. Bundan sonra Türkiye ile Rusya ilişkileri artık hiç bir zaman eskisi gibi olamayacak...

Neden böyle oldu? Çok açık bir nedenle: Türkiye ile Rusya Suriye'de karşı kamplardadırlar. Esad rejimi Türkiye'nin düşmanıdır, Esad'a karşı savaşan muhalefet güçlerini de Türkiye desteklemektedir. Rusya ise Esad rejiminin müttefikidir ve Esad rejimine karşı savaşan muhalefet güçlerinin düşmanıdır. Özetle, Türkiye ile Rusya Suriye platformunda birbirleriyle askeri olarak karşı karşıyadırlar. Buna ister ilan edilmemiş bir savaş deyiniz, ister vekalet savaşları adını veriniz, ama durum böyledir.

Rusya Suriye'nin kuzeyinde Bayırbucak Türkmenleri'ni bombalıyor olmasaydı, Rus uçağının Türkiye hava sahasını, bazı açıklamalara göre, 20 saniyeden daha kısa bir süre için ihlal etmesi belki de düşürülmesiyle sonuçlanmayabilecekti. Suriye'de Türkiye'nin yıllardır kendi doğrularında direnerek girdiği yalnızlık yanlışının sonucu şudur: Rusya bir askeri uçağının Türkiye tarafından düşürülmesini "düşmanca" bir davranış olarak görecektir. Bu da Türkiye'nin başını çok ağrıtacaktır.

Daha üç gün önce Lavrov'un 25 Kasım tarihinde başlaması öngörülen ziyaretinde nelerin konuşulması gerektiğini ve iki ülkenin son on yıldır yükselen bir grafik çizen ikili ilişkilerindeki olumlu havanın nasıl korunabileceğini gözden geçirmelerinin önemini vurguluyorduk. Lavrov'un ziyareti iptal oldu. Bu ziyaretin  iptali bu yılın sonundan önce yapılması planlanan Erdoğan-Putin zirvesinin de sonu demektir. Sadece zirvenin mi? Türkiye ile Rusya arasında kurulmuş olan Üst Düzey Stratejik İşbirliği Konseyi'nin (ÜDİK) de sonu demektir. Bütün bunların iki ülkenin Birinci Dünya Savaşı ertesinde başlattıkları diplomatik ilişkilerinin 95. yıldönümünün kutlanmakta olduğu bir yıla rastlaması çok hazindir.

Rusya'da da Türkiye'de olduğu gibi "dik" bir yönetim anlayışı hakimdir. Her iki ülke de popülist politikalarla yönetilen, milliyetçi ve duygusal toplumların yaşadıkları ülkelerdir. Dolayısıyla, Rusya'nın uçağını düşürmesinin Türkiye için mutlaka bir bedeli olacaktır. Rusya bu bedeli olabildiğince yüksek biçmeye gayret edecektir. Son açıklamalar gösteriyor ki, askeri ilişkiler askıya alınmıştır. Yani, bundan sonra askeri gerginliği durdurmak ve tırmanmayı azaltmak için talepkar olsak da artık duvara çarpacağımız açıktır.

İkincisi, Türkiye'ye her yıl üç milyon civarında Rus vatandaşının gelmesi artık mümkün olamayacaktır. Rusya tur operatörleri şimdiden rezervasyonları durdurmaya başlamışlardır. 2016 yazı Türkiye'nin turizm sektörünün "kara yaz"ı olmaya adaydır. 

Keşke bu kadarıyla kalsa... Moskova'dan yapılan üst düzey açıklamalar Türkiye'nin Mısır kadar güvenlik bakımından riskli bir ülke olduğu şeklindedir ve Rus vatandaşlarının artık Türkiye'ye gitmemeleri tavsiye edilmektedir. Ürkütücü bir söylem! Şimdilik bunun altında Türkiye'de terör eylemlerinin tırmanma eğilimine geçebileceği tehdidi olmadığını ummakla yetinelim.

Üçüncüsü, Rusya Türkiye'den beyaz et alımlarını da askıya alacağını açıklamıştır. Ortalama 30 milyar dolar civarındaki ticaret hacmimizin sadece beşte birinin Türkiye'nin ihracatı olduğunu hesaba katacak olursak, Türkiye'nin Rusya ile ticaret açığı daha da artacaktır. Türkiye'nin Rusya'daki en başarılı varlığını oluşturan inşaat sektörünün ve müteahhitlik hizmetlerinin son gerginlikten nasıl etkileneceğini ise zaman gösterecektir.

Biraz da enerjiden söz edelim. Türkiye Rusya'ya enerji bakımından bağımlıdır. Ancak bazı zeki analistler Gazprom'un Türkiye'ye gaz satışlarını kısamayacağını, aksi takdirde kendi kendini gelirlerinden mahrum kılacağını ileri sürerek Rusya'nın Türkiye üzerinde bir "enerji silahı" kullanmasının mümkün olmayacağı sonucuna varmaktadırlar. Rusya'daki yönetim bir süpermarket yönetimi olsaydı bu geçerli bir değerlendirme olabilirdi. Mesele mağrurluk ve "dik"lik üzerine kurgulanınca pek ala Rusya'da da mantık devre dışı kalabilir. Bizde de durumun pek farklı olmadığı görüldüğüne göre, zamanı gelince Rusya'nın enerji kartını kullanması sürpriz olmayacaktır.

Türkiye ile Rusya arasındaki gerginliği NATO'ya ihale etmek için devreye girmesi muhtemel olan "üst zeka"nın dikkate alması gereken bir gerçek var. Rusya Türkiye'ye karşı henüz saldırgan bir davranışta bulunmamıştır. Ancak misilleme yapması muhtemeldir. Bunu da herhalde NATO'yu karşısına almayacak bir yöntemle yapmaya gayret edecek, fırsat kollayacaktır. Türkiye'nin bu fırsatı vermemek için artık çok dikkatli olması gerekecektir. 

Konuya NATO boyutu kazandırmak için bir takım senaryoların devreye sokulması düşünülüyorsa, NATO'nun Suriye platformunda beliren Türkiye-Rusya gerginliği nedeniyle Rusya'yı karşısına almasını beklemek yanlış bir kurgulama olur. Zira, NATO müttefiklerimiz de Suriye'deki asıl yanlışın Türkiye olduğunu bilmektedirler.