Türkiye-Rusya ilişkilerinde 'iklim değişikliği'

Rusya'nın Türkiye'ye ikili alandaki ilişkilere yönelik olarak uygulayacağı yaptırımlar Rusya'dan çok Türkiye'yi üzecek.

Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir sayfa açma maharetini gösterdiğimize göre şimdi bu sayfada yazılı olanları satır satır okumaya başlamakta yarar var.

Yıllardır Avrasya'da yapıcı bir rekabet içinde olmaya gayret ettiğimiz Rusya ile ilişkilerimiz Soğuk Savaş ertesinde karşılıklı anlayış, saygı, sabır ve güven esası üzerine oturtulmuş olarak ilerliyordu. Önceleri güven unsuru belki en zayıf halkayı oluşturuyordu. Soğuk savaş boyunca iki ülke karşı kamplarda yer almış, sınır komşusu olarak dünya dengelerinin sınandığı, gerginliklerin yaşandığı bir hat boyunca birbirleriyle barış içinde bir arada yaşama becerisini zor da olsa göstermişlerdi. Dolayısıyla, soğuk savaşın hemen ertesinde ortaya çıkan yeni uluslararası tehditlerin öncelikle karşılıklı kuşkuya yol açması normaldi. İlerleyen ticari, ekonomik, sosyal ilişkiler ve halkların birbirlerine artan biçimde yakınlaşmaları güvenin de zamanla güçlenmesine yol açtı.

Soğuk Savaş ertesi dönemde Karadeniz güvenliği Türkiye ile Rusya arasındaki denge üzerine kuruldu. Romanya ve Bulgaristan gibi kıyıdaş ülkelerin NATO üyesi olmalarıyla Karadeniz'deki durumun aslında Rusya'nın aleyhine olduğu düşünülse de Rusya Karadeniz güvenliğini bir NATO-Rusya dengesi olarak algılamaktan çok kıyıdaş ülkelerin bölgesel sahiplenme anlayışı üzerinden okumaya çalışıyordu. Türkiye'nin de Karadeniz'e bakışı bu yaklaşımla uyumluydu. Türkiye güçlü bir NATO üyesiydi ve pek ala Rusya'nın karşısında Karadeniz güvenliğini bölge dışı ülkelerin müdahalesini gerektirmeyecek bir dengede tutabilirdi.

Doğu-Batı enerji nakil hatları ise Türkiye ile Rusya arasındaki yapıcı rekabetin en çok sınandığı alan oldu. Rusya Avrupa'nın enerji ithalatı açısından ana kaynak ve ana nakil hattı olmanın avantajını Hazar petrolleri ve doğal gazının devreye girmesiyle birlikte kaybetti.

Bu açıdan bakıldığında Rusya'nın karşısında beliren en ciddi rakip Türkiye oldu. Hatırlanacaktır, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı en çok Rusya'yı tedirgin etmiştir. Bununla beraber Gürcistan ve Azerbaycan bu iki boru hattının kendileri açısından taşıdığı önemin bilincinde olarak o dönemde karşılaştıkları siyasi baskılara ve çıkarılan engellere göğüs germeyi başarmışlardır.

Bugün Türkiye üzerinden Hazar hidrokarbon kaynaklarını Batı'ya ulaştıran enerji nakil hatları AB'nin kaynak çeşitliliğini, nakil hatları çeşitliliğini ve enerji güvenliğini güçlendirdiği ölçüde Rusya'yı tedirgin etmektedir. Ama Rusya buna rağmen Türkiye ile olan enerji ilişkilerini kıyasıya bir olumsuz rekabet atmosferine sürüklememiş, aksine Türkiye'nin transit ülke konumunu güçlendirmeye yardımcı olabilecek ortaklık projeleri sunmaktan da geri kalmamıştır.

Türkiye ile Rusya arasında 2001 yılından itibaren uygulamaya konulan Avrasya Eylem Planı tüm bitişik coğrafyalarda iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmiş yapıcı ortaklık düzeyine çıkarılması sonucunu doğurmuştu. Siyasi ilişkiler, ekonomik ilişkiler ve terörizmle mücadele de bu ortaklığın ana başlıklarını oluşturuyordu. İlişkiler ve karşılıklı güven 2002 yılında imzalanan "Askeri Alanda İşbirliğine İlişkin Çerçeve ve Askeri Personel Eğitim İşbirliği Anlaşması" ile görülmemiş derecede ileri bir düzeye erişti.

İlişkilerin nasıl hızla ve karşılıklı güven anlayışı içinde geliştiği üst düzey karşılıklı ziyaretlerle de açık olarak görülür. Aralık 2004'te Putin'in Türkiye'ye yaptığı ziyaret 32 yıl aradan sonra devlet başkanı düzeyinde Rusya'dan Türkiye'ye yapılan ilk ziyarettir. Bunun ertesinde de bir yıl içinde dört kez Erdoğan-Putin görüşmeleri gerçekleştirilmiştir.

Şu önemli tespiti yapmakta yarar var: Türkiye-Rusya ilişkilerinin olumlu seyrinden hem her iki ülkenin içinde, hem uluslararası alanda memnun olmayan çevreler daima olmuştur. Bugün Türkiye'nin bir Rus askeri uçağını düşürmesinden de en çok o çevreler mutluluk duymaktadır. O çevrelere hakim olan anlayış Türkiye'de "Rus Karşıtlığı" ve "Türk Milliyetçiliği" karışımına dayandırılan, ulusal çıkarlar, realpolitik ve uluslararası dengeler gibi unsurları küçümseyen bir arabesk dış politika uygulamasıyla ifadesini bulur. Bu uygulama kendi tercihlerinin nelere mal olabileceğini hiç bir zaman düşünmeye yeltenmemiştir. Bu durumda tercihlerinin sonuçlarına da katlanması gerekecektir. Rusya artık Türkiye'ye olan güvenini kaybetmiştir. Uçak düşürülmesi iki ülke ilişkilerini Soğuk Savaş döneminin de gerisine itmiştir.

Rusya'nın Türkiye'ye ikili alandaki ilişkilere yönelik olarak uygulayacağı yaptırımlar Rusya'dan çok Türkiye'yi üzecek. Kandırmacaya gerek yok: "Rusya da Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor" söylemi zevahiri kurtarma çabasıdır. Rusya'ya ihracat yapan firmalarımız artık yeni pazarlar aramaya başlamalı. 30 milyar dolarlık ticaret hacmimizi 100 milyar dolar seviyesine çıkarma hedefini de çok uzun vadeli bir gelecek bekliyor. Kaldı ki, "mevcut 30 milyarı acaba bir daha ne zaman görürüz?" sorusu bugün daha güncel bir hal aldı. Hoş zaten bu miktarın beşte dördünü Rusya'dan aldığımız petrol ve doğal gaz oluşturuyordu. Bundan sonra onu da güvenli bir şekilde alıp alamayacağımızı zaman gösterecek.

Her yıl Türkiye'ye gelen üç ila üç buçuk milyon Rus turistin yerini başkalarıyla doldururuz kandırmacasının da altı boş. Asıl beceri üç buçuk milyonu kaybetme riskine girmeden önce yeni üç buçuk milyonu bulmak olmalıydı. Üstelik Rus turistleri taşıyan "charter" seferlerinin durdurulması Türkiye'deki turizm sektörünü katmerli biçimde vuracak.

Yeni yılla birlikte artık Türkiye vatandaşlarının Rusya'ya vizesiz seyahat ayrıcalığı da kalmıyor. İş insanlarımız vizesiz seyahatin doğuracağı sıkıntıdan çok vizeyi alma çabasının doğuracağı sıkıntıları düşünmeye başlasalar daha iyi olur. Zira bu uygulama artık vizeyi imbikten geçirmek şeklinde kendini gösterecek.

Ve daha neler neler... Ama belki de en önemlisi, artık Türkiye'nin Karadeniz güvenliğinde Rusya ile bölgesel sahiplenme anlayışına dayalı dengeyi yitirmiş olmasıdır. NATO "Türkiye'nin güvenliğini güçlendirmek" bahanesiyle artık Karadeniz'de nüfuzunu artırmak için her türlü imkana sahiptir. Türkiye kendini buna muhtaç hale düşürmüştür. Bu da Türkiye'yi Karadeniz'deki güvenlik ilişkilerinin öznesi olmaktan çıkaracak, NATO politikalarının aracı haline getirecektir. Doğu-Batı enerji nakil hatları altyapı projelerine ilişkin rekabet ise bundan böyle artık daha da çetin bir hal alacaktır.

Çevre bilinci ve duyarlılığı olmayan politikaları izleyenler iklimdeki olumsuz değişikliklerin de sorumlusudurlar. Bu hafta Paris'te yapılacak "iklim değişikliği" konferansı en çok Türkiye-Rusya arasındaki ilişkilerin iklimindeki değişikliğe sahne olacak. Öyle bir değişiklik ki "özür" de fayda etmeyecek. Zira Tabiat Ana iklim değişikliği olduktan sonra özürle onarılamayacak kadar hassas ve kırılgandır.