Türkiye-Rusya ilişkilerinin Suriye'deki sınavı

Türkiye'nin Suriye macerası Rusya müdahil olmadan önce daha az değişkenli bir denklem oluşturuyordu. Şimdi bir de Rusya-Türkiye ilişkilerine olan yansımalarını dikkate almak gerekiyor.

Suriye’de değişen dengeler önümüzdeki dönemde Türkiye’nin de bu konudaki politikasında bazı ayarlamalar yapılmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Herşeyden önce, Rusya’nın Eylül ayının sonlarından itibaren Suriye’deki kargaşaya görünür biçimde taraf olarak katılmasıyla birlikte sahadaki durum büyük ölçüde değişti. Her ne kadar Rusya Esad güçlerinin yanında IŞİD’e karşı mücadeleye destek vermek amacıyla bu kararı aldığını ve faaliyetlerini de buna göre planladığını ileri sürse de, Rus uçaklarının bombaladığı grupların büyük  çoğunluğunun Esad’a karşı mücadele eden muhalefet unsurlarına ait olduğu açıklıkla görülüyor. Bu da doğal olarak kara savaşlarındaki dengenin Esad rejiminin lehine dönmeye başladığını, Rusya’nın öncelikli hesabının Şam rejimini ayakta tutmak olduğunu gösteriyor.

Suriye’ye bulaşmanın elbette bedeli var. Sina’da düşen Rus yolcu uçağı acaba bu bedelin başlangıcı mı? Kimse IŞİD’in elinde bu kadar yüksekteki bir uçağı vuracak nitelikte roket ve silah olduğuna inanmıyor. Bununla birlikte, Ankara Katliamı’nda olduğunun aksine, IŞİD’in Sina’daki Rus uçağını kendilerinin düşürdüğünü hemen açıklaması dikkat çekiyor. ABD kaynaklarına göre uydu kayıtlarından uçağın havadayken geniş bir ısı haresinin etkisinde kaldığı ve bunun yerden atılan bir füze olmadığı tespit edilmiş. Bu durumda Rus uçağının içine önceden yerleştirilmiş bir patlayıcı ya da uçak içindeki bir intihar bombacısı gibi yöntemlerle düşürülmüş olması ihtimali göz ardı edilemiyor. Öyle veya böyle, Rusya’nın Suriye denklemine müdahil olması artık Rusya’ya karşı terör eylemlerinin artma ihtimalinin yükseldiğini gösteriyor.

Rusya’yı böyle bir ihtimalin yıldıracağı beklenmesin. Sovyetler Birliği yıkıldığından beri zaten Kuzey Kafkasya’da terörle mücadeleyi içselleştirmiş bir rejimden söz ediyoruz. Bu konuda en ufak bir taviz vermeyen Moskova aslında Suriye’ye müdahil olmasını haklı gösteren gerekçeyi de bizzat “islami terör’e karşı mücadele sürdürmesi” olarak takdim ediyor. Esasen Rusya’nın Suriye’de sadece IŞİD’i değil Esad’a karşı muhalif unsurları hedef alması da bundan kaynaklanıyor. Rusya Suriye’de “tüm terörist unsurları hedef aldığını” belirtirken de ister IŞİD olsun, ister Esad rejimine karşı savaşanlar olsun, genelde “cihadçılar”la mücadele ediyor. Zira her iki tarafın da içinde Rusya topraklarından Suriye’ye gitmiş ve kendilerini bu “cihat” ülküsüne adamış gruplar var. Bunların bir gün yeniden Rusya’ya dönerek Kuzey Kafkasya başta olmak üzere ülkenin içinde istikrarsızlık yaratması ihtimalini Suriye’de bertaraf etmek Rusya’nın öncelikleri arasında yer alıyor.

Suriye’de çok genel hatlarıyla özetlenecek olursa belli başlı üç aktör var. Birincisi, İncirlik üssünün kullanılması kararını vererek Türkiye’nin de fiilen katıldığı ve ABD’nin başını çektiği geniş koalisyon. İkincisi Şam rejimi, Irak, İran, Hizbullah ve Rusya’nın oluşturduğu karşıt koalisyon. Üçüncü aktör ise IŞİD. Bu üç aktör içinde Türkiye’nin de aralarında yer aldığı geniş koalisyonu oluşturan birinci aktörün kendi içinde diğer iki aktör kadar homojen ve stratejik bütünlüğü olan bir irade ile hareket ettiğini söylemek güç. Örneğin, liberal genç Trudeau’nun seçimleri kazanmasıyla birlikte Kanada artık Suriye ve Irak’taki hava bombardmanlarına katılmayacağını açıkladı bile. AB ülkeleri içinde de Rusya ile Suriye konusunda yakın bir eşgüdüm ve diyalog içine girilmesini savunanlar az değil. Türkiye ise bu koalisyonun en uyumsuz üyesi olmaya devam ediyor. Bir yandan IŞİD’i ara sıra bombalıyor, bir yandan Esad rejimine karşı mücadele eden muhalif unsurları destekliyor, bir yandan da ABD’nin en temel ortağı olarak gördüğü YPG/PYD unsurlarına karşı duruyor, hatta artık bunları bombalamaya dahi başlıyor.

Suriye’deki sorunun çözümü için Viyana’da genişletilerek sürdürülen görüşmelerin kısa sürede bir sonuca ulaşması beklenmiyor. Görüşmelerin uzaması önümüzdeki dönemde Suriye’deki çatışmanın boyutunu azaltmak ve yatıştırmak yerine daha da genişletebilecek. Bu durum da herhalde sahada kendi içindeki bütünlüğü ve kararlılığı en kuvvetli olan iki aktöre yarayacak: bunların biri Rusya’lı koalisyon, diğeri de IŞİD. Bu açıdan bakıldığında ise, Türkiye için hiç de iç açıcı olmayan bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir yandan günümüz koşullarında henüz tam anlamıyla kavranamamış yepyeni bir sosyolojik yapıya ve askeri stratejiye sahip olan ve “önce vur, sonra bekle, duruma göre yeniden vur” taktiğiyle hiç de kısa vadede yok edilmesi mümkün olmayan, ahtapot gibi kollarını etrafa uzatmaya başlayan IŞİD faktörü Türkiye için artan bir tehdit oluşturuyor. Türkiye’nin IŞİD’le sınavı “artık seçimler bitti, tek parti iktidarı da geldi” diyerek  geri plana atılacak bir dosya değil. Bu konudaki kararlılık ve duyarlılık artan biçimde sürdürülmeli ki ahtapotun kolları kesilebilsin.

Türkiye’nin Suriye macerası Rusya müdahil olmadan önce daha az değişkenli bir denklem oluşturuyordu. Şimdi bir de Rusya-Türkiye ilişkilerine olan yansımalarını dikkate almak gerekiyor. Bunu yaparken de konuyu sadece ikili ilişkiler bağlamında ya da salt ticari, ekonomik ve enerji boyutunda ele alan indirgemeci bir yaklaşımdan ziyade Avrasya bölgesel dengeleri bağlamında geniş planda incelemek gerekiyor. Bu bölgesel geniş planda Türkiye ile Rusya rekabet içinde olan iki ülkedir. Bunu bir işbirliği anlayışı içinde bir tür “yapıcı rekabet”e dönüştüren gelişme 2001 yılında başlatılan Avrasya Eylem Planı ve onun getirdiği çok boyutlu ortaklıktır. Bu ortaklığın en önemli unsurunu da “terörle mücadeleye ortak bakış” oluşturmaktadır. 2004 yılında Putin’in Türkiye’ye yaptığı ziyaret Rusya’dan Türkiye’ye 32 yıl aradan sonra yapılan Devlet Başkanı düzeyindeki ilk ziyareti oluşturuyordu. O ziyaret sırasında Putin’in şu sözleri hatırlardadır: “Biz Türkiye’nin terörist saldırılara çeşitli defalar maruz kaldığını biliyoruz ve Türk halkına ve liderlerine Rusya’nın uluslararası terörle mücadelesine verdikleri moral ve siyasi destek için de minnettarız.”

Türkiye ile Rusya geniş Avrasya coğrafyasında ve Ortadoğu’da terörle mücadele konusunda ortak bakışa sahip olmaya devam etmelidir. Rusya’nın Türkiye ile bu konudaki ortaklığından kuşku duyması halinde Türkiye-Rusya ikili ilişkileri de olumsuz etkilenecektir. Suriye bu sınavın verildiği yerdir.