Türkiye Suriye sorununun çözümüne nasıl katkı sağlamalı?

Uluslararası toplum nihayet Suriye konusunda, elini olmasa dahi, parmağını taşın altına koyabilme noktasına geldi. Şimdi sıra Türkiye'de...

Suriye ile ilgili Cenevre görüşmelerinin yeniden ertelendiği açıklandı. Bununla birlikte, çatışmaların durdurulması ya da ateşkes sağlanması ile ilgili olarak verilen 27 Şubat tarihi halen geçerliliğini koruyor. Gerek Esad rejimi gerek muhalifler çatışmaların durdurulması için bazı koşullar ileri sürdüler. Buna rağmen bu defa gerçekten ateşkese yaklaşıldığı hissediliyor. Hemen ümitlenmeyelim, 27 Şubat tarihi de bir şekilde esnetilmek zorunda kalabilir. Ama nihai hedefe ilerleme yolunda oldukça önemli aşamalar katedildi. Doğru yolda ilerleniyor zira görüşmelerin ateşkes sağlandıktan, çatışmaların geçici bir süre için de olsa durdurulmasından sonra başlatılması daha yapıcı bir davranış olur.

Yapılan açıklamalarda ateşkesin Suriye devleti yönetimi ile Suriye'deki muhalif gruplar arasında sağlanacağı belirtiliyor. IŞİD, Al Nusra ve Birleşmiş Milletler tarafından terörist örgüt olarak tanınan diğer oluşumlar ateşkes kapsamının dışında kalıyorlar. Tarif net. İsmi anılan iki örgüt dışında ismi anılmayanların içine kim girer diye araştırırsanız kıstas belli: Birleşmiş Milletler tarafından terörist örgüt olarak tanınan oluşumlar.

Suriye'de barışa daha çok var. İlk hedef ateşkesin sağlanması. Ateşkes neden önemli? Öncelikle sahada akan kanın durdurulması ve muhtaç durumda olanlara gereken insani yardımın ulaştırılması için gerekli. Ateşkes sağlanır ve yardım faaliyeti de başlatılırsa Suriye'den kaçan insanların, yani mülteci sorununun da önemli ölçüde azalabileceği hesaplanıyor. O zaman Suriyeliler ülkelerinde geleceğe yönelik küçük de olsa bir ümit ışığı görebilecekler. İkinci olarak, IŞİD, Al Nusra ve diğer terörist örgütlere karşı sürdürülen mücadele daha etkin bir hale gelecek.

Bu noktaya nasıl gelindi? Öncelikle ABD ile Rusya arasında ateşkesin sağlanması için bir ilke mutabakatı oluşturuldu. Sonra bu yüksek düzeydeki ilke mutabakatını sahadaki tarafların, yani Suriye yönetimi ile muhalefet kadrolarının da onaylaması için uğraş verildi. Her iki tarafın da hala bazı tereddütleri var. Bu tereddütler 27 Şubat tarihine dek giderilirse ne ala. Yoksa bu tarih de ertelenecek.

ABD ve Rusya arasında varılan mutabakat başka ülkeler tarafından da destekleniyor. Hızlı bir telefon ve diplomasi trafiği yaşanıyor. Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD Başkanı Obama, iki ülkenin Dışişleri Bakanları Lavrov ve Kerry, Suudi Arabistan Kralı, Katar Emiri, herkes birbiriyle konuşuyor. Bu konuşmaların en ilginç olanı da Putin ile Suudi Arabistan Kralı arasında gerçekleşeni. Suudi Arabistan, farklı görüşte olmasına rağmen, Rusya ile konuşulmadan Suriye'de çözüm olamayacağını biliyor.

Suriye'de ateşkesin sağlanması gerçekleşir ve barışın kurulması için görüşmeler başlatılabilirse sorunun çözümü yolunda yeni bir sayfaya geçilecektir. Bu sayfada Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren çok önemli bir unsur bulunmakta: Mülteci akımının kontrol altına alınması, azaltılması, hatta durdurulması. Daha da önemlisi, belki de ateşkes sağlanırsa Suriye toprakları üzerinde yerlerinden edilmiş yüzbinlerce insanın biraz daha huzurlu ve savaştan uzak bir ortamda koruma altına alınabilmesi mümkün olacak. Bu Suriye sorunsalı bağlamında Türkiye'nin bir numaralı önceliğidir. Elde edilmesi de Türkiye'yi çok rahatlatacaktır.

Uluslararası toplum nihayet Suriye konusunda, elini olmasa dahi, parmağını taşın altına koyabilme noktasına geldi. Şimdi sıra Türkiye'de... Türkiye'nin de Suriye sorununun çözümüne yapıcı katkıda bulunmak için atması gereken adımlar var.

Öncelikle Suriye ile ilgili hayal kurmaktan vazgeçmeli. Suriye'nin sosyal, ekonomik, siyasi yapılanması üzerinde yapılan mühendislik girişimlerinin sonuç vermediği, vermeyeceği artık iyice ortaya çıktı. Bu konuda hala "bizim istediğimiz olmalı" fantezisi içinde isek artık bir başka bahara...

İkincisi, Suriye sorununun çözümünde başkalarının ne yapması gerektiğini anlatmaya çalışmaktan vazgeçmek gerekiyor. Başkaları ne yapacaklarını pek ala biliyorlar, bildikleri de her gün daha net biçimde ortaya çıkıyor. Türkiye artık başkalarının ne yapması gerektiğini değil kendinin ne yapması gerektiğini düşünmek, karar vermek ve hayata geçirmek zorunda.

Peki nedir Türkiye'nin yapması gereken? İki konuda uluslararası toplum ile artık ayrı düşmekten kendini kurtarmanın yolunu bulmak! Birincisi, uluslararası toplumun Suriye'nin geçiş dönemini Esad'sız yapmayı düşünmediği ortaya çıktığına göre bunu hazmetmek. Bu Esad'ın nesiller boyu orada kalacağı anlamına gelmiyor. ABD olsun, Rusya olsun, hemen hemen herkes Esad'ın misyonunun dolduğu konusunda hemfikir. Ama ayrılması için uluslararası hukuka uygun bir ortam aradıkları da belli. Kim bilir, belki de Suriye'de Bosna'dakine benzer bir "Dayton Anlaşması" sürecine hazırlanılıyor. Öyleyse, Esad'ı da Miloseviç'inki gibi bir akıbetin beklediği düşünülebilir. Kimse Suriye'nin toprak bütünlüğünü bozmak niyetinde değil, ama ateşkes sağlanamaz ve barışın kurulmasına başlanamaz ise "B planı devreye girer" söylentilerine açıklık getirmeye çalışanların "Suriye'nin bölünmesi"nden dahi söz etmeleri bu ihtimalin de masanın yakınlarında bir yerde tutulduğuna işaret ediyor.

İkinci konu Suriye Kürtleri. Ne kadar ısrar edersek edelim, ki bu ısrarlar Kürtlerin konumunu zayıflatmak yerine güçlendirmiştir, Suriye'nin geleceğinde Kürtler de masada olacak. PYD bu açıdan uluslararası toplumun muhatap kabul ettiği bir oluşum. Dolayısıyla, bu oluşumu terörist örgüt olarak kabul ettirme çabalarımızın duvara çarpmasından sanki hiç etkilenmiyormuşuz gibi davranmaktan vazgeçmenin de zamanı geldi.

Türkiye Suriye'de artık yapıcı olmak zorunda. Yapıcı olmanın yolu uluslararası toplumla uyum içinde olmaktan geçiyor. Aksi takdirde son zamanlarda Türkiye'yi Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayacak bir ortak yerine sorunun bir parçası olarak gören ve sayıları da oldukça artan ülkeler Türkiye'yi iyice silecekler. Üstelik bunların arasında müttefik olduğumuz ülkelerin sayısı da hatırı sayılır ölçüde fazla. Bunu mu istiyoruz?