Türkiye'nin dış politikasında son tüketim tarihini dolduran ürünler artıyor

Devletler arası ilişkilerde karşılıklı güven en önemli unsurdur. Dostluk, iyi komşuluk, müttefiklik ilişkileri hep güven esası üzerine kurulur. Güven eksildiğinde ilişkiler zedelenir, hatta zarar dahi görebilir. "Güven"in de son tüketim tarihi olabilir.

Önce Almanya'nın, ardından ABD'nin Türkiye'nin Suriye ile olan sınır bölgesine yerleştirdikleri Patriot füzelerinin Türkiye'de konuşlanma süreleri bittikten sonra bu süreyi uzatmayacaklarını açıklamaları Türkiye'de kimi çevrelerde şaşkınlıkla karşılandı. Oysa bu savunma sisteminin Türkiye'de konuşlandırılması için o kadar dil dökülmüş, Suriye'deki Esad rejiminin Türkiye'ye karşı hasmane duygular içinde olduğu, her an ülkemize bir saldırı başlatabileceği, SCUD füzeleriyle sınır bölgelerimizi, hatta daha da derinlikte yer alan topraklarımızı vurabileceği anlatılarak NATO müttefiklerimizden destek istenmişti. NATO tabii ki Türkiye'ye bu savunma kalkanını sağladı. Türkiye topraklarına herhangi bir saldırı olmadığı için Vaşington Anlaşması'nın V. maddesi değil, sadece danışmaların yapılması maksadıyla IV. maddesi işletildi, Türkiye bu danışmalar sırasında müttefiklerine nasıl bir tehdit altında olduğunu anlattı, Türkiye'nin bu tehdide karşı kendini güvence içinde hissetmesini sağlamak amacıyla bazı NATO üyesi ülkeler Patriot füzesavar savunma sistemiyle Suriye sınırımızı güvence altına aldılar. O günlerde gelen Patriot füze bataryalarının adedi dahi tartışma konusu olmuş, konuşlandırılan füzelerin Türkiye'nin gerçek ihtiyacını karşılamaya yetecek sayıda olmadığı ileri sürülmüştü. Yine de NATO Türkiye'yi güvencesiz bırakmadı, başta ABD olmak üzere üyesi olduğumuz ittifakın bazı diğer üyeleri gönlümüzü ve güvenliğimizi hoş tuttular.

Şimdi bu füzeleri çekiyorlar. Ne garip! Oysa yerleştirildikleri zamandaki durumla kıyaslandığında, bugün Türkiye güney sınırının ötesinden kendi topraklarına karşı çok daha ciddi bir tehditle karşı karşıya. Acaba Patriotlar'ın Son Tüketim Tarihi, yani "raf ömrü" mü dolmuş? Teknolojide bu tür ürünlerin raf ömrü dolabilir. Ortalık karışmasın ve Türkiye'de moraller bozulmasın diye bu tür teknik açıklamalar da yapılmıyor değil. Ama biraz daha "derin" düşünüldüğünde akla ister istemez biten son tüketim tarihinin aslında Patriot'larınkinden çok Türkiye'ye verilen güvenceninki olduğu geliyor. Tabii öyleyse durum çok vahim.

Dış politikada ürünlerin son tüketim tarihi biter mi? Biter. Tabii dış politikada tüketim ürünü var mıdır, önce bunu sormak gerekir. Vardır. Örneğin, birkaç yıl önce hararetle tüm dünyada piyasaya sunulan "komşularla sıfır sorun" Türkiye'nin dış politikasında böyle bir tüketim ürünüydü. İyi de sattı. Türkiye, bir iddiaya göre piyasaya "yeni" bir ürün sürmüştü. Biraz daha dikkatli inceleyenler ise aslında yapılanın Türkiye'nin uluslararası marka değeri en yüksek olan barış söylemi "Yurt'ta Barış Dünya'da Barış"ın allanıp pullanarak yeni bir ambalaj ile raflara konulması olduğunu çoktan kavramıştı. Yine de önemli olan bu ürünün alıcı bulmasıydı. En çok ümitlenen komşu Ermenistan olmuştu. Kısa süre sonra işin aslı anlaşıldı. Ermenistan ile başlatılan normalleşme süreci çok olumlu bir seyir izlerken birden bire tıkanınca "komşularla sıfır sorun" ürününün raf ömrü doldu, son tüketim tarihi bitince de raflardan toplandı.

Devletler arası ilişkilerde karşılıklı güven en önemli unsurdur. Dostluk, iyi komşuluk, müttefiklik ilişkileri hep güven esası üzerine kurulur. Güven eksildiğinde ilişkiler zedelenir, hatta zarar dahi görebilir. "Güven"in de son tüketim tarihi olabilir. Örneğin, Türkiye-ABD ilişkilerinde güven bir süre önce son tüketim tarihini doldurmuştu. ABD'nin öncülüğünde Irak'a 2003 yılında yapılan uluslararası müdahalede taktik bakımdan Türkiye'nin belli bir lojistik destek vermesi için aylarca süren müzakereler yapıldığı hatırlanacaktır. Türkiye bu müzakereler sırasında ABD'ye hiç bir zaman bu desteği sağlamayacağını net ve anlaşılır bir ifade ile dile getirmemiş olmalı ki, ABD Türkiye üzerinden Irak'a kara harekatına katılmak üzere getirdiği askerlerini günlerce İskenderun limanında gemilerde bekletmiş, sonunda 1 Mart tezkeresini görünce de tıpkı bugün Patriot füzelerinin çekileceği öğrenildiğinde Türkiye'de beliren şaşkınlığa uğramıştı. İşte o günlerde Türkiye-ABD ilişkilerinde ABD'nin Türkiye'ye duyduğu "güven" son tüketim tarihini doldurmuştu.

Türkiye ve ABD arasında 1940'lardan başlayan ve kendi içinde inişli çıkışlı dönemleri olan sağlam bir müttefiklik ilişkisi vardır. Bu tür güçlü ilişkiler kısa dönem yaşanan güven bunalımlarını aşabilecek niteliktedir. Raf ömrü dolan güvenin yerine yeni güven konur. Aslında "güven tazelemek" ifadesi de buradan geliyor olmalı. Bayatlayan güvenin yerine tazesi konunca ürün raf varlığını sürdürebiliyor. Kolay olmadı, ama Türkiye ile ABD arasındaki 1 Mart 2003 tezkeresi olayından sonra yaşanan güven bunalımı giderildi, iki ülke birbirleriyle olan ilişkilerinde yapıcı ve güvenilir ortaklık ilişkilerini sürdürebilme başarısını gösterdiler.

Suriye krizi ortaya çıkınca iki dost ve müttefik arasında tazelenen güvenin son tüketim tarihi ile ilgili kuşkuların yeniden belirdiği dikkatlerden kaçmıyor. ABD Suriye'de IŞİD ile mücadelesinde Türkiye'nin lojistik desteği olmadan önemli bir ilerleme sağlanamayacağını, hava harekatıyla IŞİD'e vurulacak darbelerde İncirlik üssünün büyük önemi olduğunu, Türkiye ile Suriye arasındaki sınırın elek gibi olmasının Suriye'deki terörist örgütlerin işine yaradığını ve bu örgütlere katılan devşirmelerin olduğu gibi, Suriye'ye giden silahların da söz konusu sınırdan geçirildiğini aylardır dile getirmekte. Türkiye tüm bu süre zarfında kesin ve açık bir dille bu alanda işbirliği yapmayacağını söyleyemedi. Beklenen bazı süreçler vardı. Örneğin 7 Haziran seçimleri. Seçim ertesinde beliren durum değerlendirildikten sonra hem IŞİD'e karşı "ciddi bir mücadele verileceği" taahhüdü, hem şikayet konusu olan sınırın daha etkin kontrol altında tutulacağı vaadi, hem de İncirlik üssünün kullanılması kararı ardı ardına çorap söküğü gibi geliverdi. Bu arada ABD'nin Türkiye'ye olan tazelenmiş güveninin raf ömrü ne kadar kısaldı bilinmez.

Aslında son tüketim tarihi biten ve raf ömrünü bir daha belki hiç tazeleyemeyecek olan bir ürün daha var. O da "şark kurnazlığı"! Türkiye'nin IŞİD ile mücadeleye olanca gücüyle katkı sağlayacağını açıklayıp da 23 Temmuz tarihinde bir hava harekatıyla bir tür yasak savmasından sonra bugüne kadar sürdürülen faaliyetlerin Suriye'ye değil de tamamen kuzey Irak'a yönelmesi başından beri hem Türkiye'de hem Avrupa'da hem ABD'de kuşku uyandırdı. Almanya vakit geçirmeksizin Türkiye'nin IŞİD'le mücadele kararını alkışladı, PKK terörüne karşı meşru müdafaa hakkının bulunduğunu teslim etti, ancak durdurulan çözüm sürecinin bir an önce yeniden başlatılmasının Türkiye'deki Kürtlerle ilgili sıkıntıların aşılması için büyük önem taşıdığını vurgulamaktan da geri kalmadı. Aynı açıklamalar ABD'den de geldi. Aradan geçen süre zarfında ise, IŞİD ile mücadele bahanesiyle başlatılan PKK ile mücadele operasyonunun yakında yenilenecek seçimler için kullanılan bir araç olduğu kuşkusu yaygınlaştı. Görülen o ki, Patriotlar ile ilgili olarak önce Almanya'nın sonra ABD'nin açıkladığı yeni tutumun raf ömrünü tüketen şark kurnazlığından kaynaklandığı düşüncesi hem Türkiye'de hem uluslararası kamuoyunda yaygınlaşıyor. Bu tür gelişmeler Türkiye'nin son yıllarda izlediği dış politikanın da son tüketim tarihinin yaklaştığına işaret ediyor.