Türkiye'nin yeni sınavı: "Çifte asimetrik savaş"

Aklıselim sahibi olan her insanın görebileceği bir gerçek var ama nedense bizde görülmek istenmiyor ve bu zor durumu sürdürmek tercih ediliyor. Türkiye PKK ile yürüttüğü mücadelenin neredeyse sonuna gelmişti. Çözüm süreci durdurulmasaydı bugün ülke böyle bir durumla belki de hiç karşılaşmayacaktı. Bu yapılmadı.

11 Eylül 2001'de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi binalarına El-Kaide tarafından yapılan terör saldırısı askeri stratejide “Asimetrik Savaş” kavramının kullanılmasını da başlattı. Bu ifadenin genellikle terörü araç olarak kullanan oluşumların başvurduğu bir tür "gayri-nizami savaş" ya da "gerilla savaşı" anlamına geldiği biliniyor. Kısaca anlatmak gerekirse, asimetrik savaş "zayıf olan tarafın gücünü kuvvetli olan tarafın zaafiyetlerine karşı kullanması" olarak tanımlanıyor.

Asimetrik savaş yöntemini son yıllarda özellikle terörist örgütler artan biçimde kullanıyorlar. Bu tür çeşitli örgütlerin Güney Amerika'da, Çeçenistan'da uyguladıkları, Kuzey İrlanda'da ise IRA'nın başvurduğu yöntemler örnek olarak gösterilebilir. Türkiye’nin de asimetrik savaşa yabancı olduğu söylenemez. Yıllardan beri mücadele ettiğimiz PKK aslında Türkiye'ye karşı asimetrik savaş sürdürmektedir.

Türkiye için yeni olan, asimetrik savaşta artık tek düşman yerine çok düşmanla karşı karşıya olmasıdır. IŞİD ile birlikte Türkiye'nin "çifte asimetrik savaşı" başlamıştır. Yıllardan beri sürdürülen PKK ile mücadeleye ek olarak, artık IŞİD ile de mücadele edilecek. Bu öyle herkese nasip olacak bir durum değil. Son yıllarda sürekli akıntıya kürek çeken dış politika uygulamasıyla Türkiye'nin asimetrik savaşta da kendini tüm dünyadan farklı bir konumda bulması şaşırtıcı görülmemeli. Yalnız, tek düşmanlı asimetrik savaşta dahi büyük devletlerin karşı karşıya kaldıkları zorluklar düşünüldüğünde, Türkiye'nin birden fazla asimetrik savaşı aynı anda sürdürmesinin kolay olmayacağı aşikar. Esasen, ABD'li askeri yetkililerin "IŞİD'le savaşın 10 ile 20 yıl sürebileceği" yönünde ifadelerde bulunmaları Türkiye'nin nasıl bir savaşın içine girdiğine gerçekçi bir şekilde işaret ediyor.

Peki biz bu duruma nasıl düştük? Tabii ki Suriye'de izlenen yanlış politikalar nedeniyle. Başer Esad daha 2011 yılının başlarında ülkesinde El-Kaide'ye karşı mücadele verdiğini ileri sürdüğü sıralarda Türkiye Suriye halkının diktatörlüğe karşı demokrasi mücadelesi verdiğini savunuyor ve Esad'a karşı savaşabilecek ne kadar oluşum varsa bunları destekleyerek yardımcı oluyordu. Elbette Esad diktatördü, ülkesindeki masum sivil göstericilere karşı kullandığı orantısız güç dahi ne kadar acımasız olduğunu kanıtlıyordu. Ama perde gerisinde farklı bir sahne  olduğunu da gözden kaçırmamak gerekirdi. Bu anlaşılamadı, ya da anlaşılmak istenmedi. Türkiye kendi sorunları yetmiyormuş gibi başkasının savaşına da karıştı ve başkasının düşmanını kendine de düşman etti. Şimdi Türkiye'nin başına sarılan bu "bela"dan nasıl kurtulabileceğinin araştırılması, karşı mücadelenin uygulamaya konulması ve bu savaşın Türkiye'ye olabildiğince az zarar verecek şekilde yönetilmesi gerekiyor.

Asimetrik savaşta nasıl mücadele edilir? Afganistan ve Irak deneyimlerinden sonra ABD kendi askeri stratejisinde de asimetri kavramını geliştirdi. Askeri operasyonlarda yeni, daha önce başvurulmayan, bir tür “ezber bozan” savaş stratejisi, taktiği ve imkanları kullanılarak, bir yandan muhatabın gücüne caydırıcı mukabelede bulunmak, bir yandan da zaafiyetlerinin üzerine gitmek, açıkçası bir tür karşı asimetri uygulamak yöntemine başvuruldu. Hem Afganistan’da hem Irak’ta sahaya karadan asker konuşlandırmak muhatapların işine yarıyor, asimetrik savaş yöntemini kullananlar, düzenli orduyla kara muharebelerinde daha başarılı oluyorlardı. Canlı intihar bombacıları, bombalı araçlar, yol kenarı bombaları düzenli ordu güçlerini alışılmadık bir savaş yöntemiyle yüzleştiriyor, yıpratıyordu. Bu nedenle artık ABD Suriye’de aynı hatayı tekrarlamak istemiyor. IŞİD ile mücadelede, bütçe açısından çok daha yüksek maliyetli olacağı bilinse dahi, askeri gücü katlamak ve karşı tarafı iyice sindirecek boyutta, gerekirse orantısız ölçüde kullanmak gerekiyor. Bunun da yolu hava harekatı. IŞİD’e karşı sürdürülecek yoğun bir hava  harekatının başarıya ulaşmasında en büyük katkıyı da Türkiye sağlayacaktı. Türkiye nihayet bu katkıyı sağlamayı kabul etti. Şimdilik  Türkiye’nin bu noktaya nasıl ve neden geldiğinin üzerinde durmaya ve fincancı katırlarını ürkütmeye gerek yok. Nasıl olduysa oldu, oldu ya, önemli olan budur.

Yalnız, bu olumlu dönüşüm Türkiye’ye yetmiyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin tabiriyle bu “politika kayması” sadece IŞİD ile mücadeleye katkı sağlıyor. Oysa Türkiye çifte asimetrik savaşla karşı karşıya. Bu nedenle atılması gereken başka adımlar da var. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana ortaya çıkan isyan ve ayaklanmalar tarihi hakkında yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bulgular gösteriyor ki, asimetrik savaşa karşı mücadelede başarılı sonuç alınması, askeri gücün yanı sıra, temelde üç unsura bağlı: mücadele edilen gruplara olan her türlü desteğin azaltılması hatta mümkünse durdurulması, sonuç almak için ciddi bir kararlılık gösterilmesi, değişen koşullara göre esneklik ve uyum sağlanması. Özetle, asimetrik savaşta verilen mücadele sadece askeri yöntemlerle değil, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik boyutlarda da verilirse başarı elde ediliyor. Türkiye’nin de aynı yaklaşımı dikkate alması gerekiyor.  

Aklıselim sahibi olan her insanın görebileceği bir gerçek var ama nedense bizde görülmek istenmiyor ve bu zor durumu sürdürmek tercih ediliyor. Türkiye PKK ile yürüttüğü mücadelenin neredeyse sonuna gelmişti. Çözüm süreci durdurulmasaydı bugün ülke böyle bir durumla belki de hiç karşılaşmayacaktı. Bu yapılmadı. Türkiye'nin kendi içindeki Kürt vatandaşlarıyla ulaşması beklenen çözüm, uzlaşı ve toplumsal barış girişimleri tersine çevrilerek dışarıdaki Kürt komşularına da genişletilen bir çatışmaya dönüştürüldü. ABD, IŞİD ile mücadelede Suriye’deki Kürtleri ve Esad rejimini müttefik gibi algılarken, Türkiye bunları karşısına alan bir tutum benimsedi. Türkiye’nin çifte asimetrik savaşında başarıya ulaşması için sadece askeri strateji değişikliği yetmiyor. Siyasi stratejide de bir dönüşüm sağlanması gerekiyor. Bu da, ister kendi içimizde olsun, ister dışarıda olsun, Kürtleri ötekileştirmemekle, Suriye’de ise IŞİD’e karşı mücadelenin müttefiklerini iyi   belirlemek ve bunlarla ölçülü diyaloğu koparmamakla mümkün olabilecek. Türkiye içinde ise terörle mücadele maksadıyla yapılan operasyonlarda ayırım gözetmeksizin, ideolojik empatiden uzak, toplumun ve ülkenin güvenliğine samimiyetle önem veren tarafsız yaklaşımlarla hareket etmek gerekiyor. Türkiye asimetrik savaşı ancak Türkiye halkının bütünlüğü ile birlikte sürdürürse kazanabilir. Halka rağmen değil.