Uluslararası hukuk ve Türkiye: İhlal mi, ihmal mi?

Türkiye PYD/YPG ile ilgili tutumunu kendi hukuk anlayışı çerçevesinde "angajman kuralları"na dayandırarak haklı ve meşru görüyor ancak bu konuda uluslararası toplumu ikna edemiyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyeleri 16 Şubat tarihinde Türkiye'nin Suriye'ye yönelik olarak sürdürdüğü top atışlarından endişe duyduklarını ifade ettiler ve Türkiye'yi uluslararası hukuka uymaya davet ettiler. Türkiye'nin böyle bir uyarıyla karşılaşması en hafif tabiriyle üzüntü vericidir. Neden böyle oldu ve BMGK'nin çağrısı ne anlama gelmektedir, bakalım.

Suriye hükümeti Türkiye'nin Suriye topraklarındaki bazı hedeflere top atışında bulunması üzerine Türkiye'nin bu davranışını protesto eden mektubu Güvenlik Konseyi üyelerine göndermişti. BMGK'nin daimi üyesi olan Rusya da Konseyi bu konuyu görüşmeye davet etti. BMGK'nin beşi daimi üye olmak üzere toplam onbeş üyesi gündeme getirilen bu konuyu kendi aralarında görüştüler. Görüşmenin sonunda Güvenlik Konseyi'ne dönem başkanlığı yapmakta olan Venezuela Büyükelçisi içeride görüşülen konu ve görüşmenin sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu.

Venezuela Büyükelçisi "BMGK'nin tüm üyelerinin Türkiye'nin Suriye topraklarındaki bazı bölgelere top atışında bulunmasından endişe duyduklarını ve Türkiye'yi uluslararası hukuka uymaya davet etmeyi kararlaştırdıklarını" ifade etti. Büyükelçi devamla "kendi ülkesi Venezuela dahil, bazı ülkelerin Suriye'de sürdürülen barış görüşmelerine Kürtlerin de dahil edilmesi gerektiğini ifade ettiklerini, Türkiye'nin ise bu durumu kendi açısından endişe kaynağı olarak gördüğünü, Kürtlerin sahada terörist unsurlara karşı mücadele verdiklerini, bunun da herkes için önem taşıdığını" sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar BMGK tarafından alınmış bir karar değildir. Konsey üyeleri bu gibi konuları ele aldıktan sonra kendi aralarında bir görüşe varırlar. Bu görüşü uluslararası hukuk bakımından ilgili ülkenin uyması gereken bir Konsey Kararı'na dönüştürmeye gerek duymazlarsa Konseyin dönem başkanının gerekli açıklamayı Konsey adına yapmasını isterler. Venezuela Büyükelçisi'nin de yaptığı budur.

Bu açıklamalarda, Konseyin dönem Başkanı içerideki görüşmelerin havasını, sonucunu ve mutabakatın oybirliği içinde sağlanıp sağlanmadığını duyurur. Her ne kadar bir BMGK kararıyla karşı karşıya olmasak da, Konsey Başkanı tarafından dile getirilen görüşler Türkiye hakkında uluslararası toplumda nasıl bir kanaat olduğuna yeterince ışık tutuyor.

Açıklamada vurgulanan unsurlara bakınca şunları görüyoruz. Konsey üyeleri bir ağızdan Türkiye'nin "Suriye topraklarında bazı hedeflere top atışında bulunmasından endişe duyduklarını" ve "Türkiye'yi uluslararası hukuka uymaya davet etmeyi kararlaştırdıklarını" dile getirmişler. Bu da şu anlama gelmektedir: Türkiye Suriye'nin belli bölgelerinde otorite boşluğu görse dahi, uluslararası toplum, Birleşmiş Milletler ve onun karar organında oturan onbeş devlet Suriye'yi egemen bir ülke olarak görmeye devam etmektedirler. Başka bir ülkeden bu ülkenin topraklarına yapılan top atışlarını da uluslararası hukuka aykırı bir davranış olarak kabul ediyorlar.

Türkiye PYD/YPG ile ilgili tutumunu kendi hukuk anlayışı çerçevesinde "angajman kuralları"na dayandırarak haklı ve meşru görüyor ancak bu konuda uluslararası toplumu ikna edemiyor. Ne yapmalı? Kalkıp üyesi olduğunuz ve dünyanın en önemli Uluslararası Örgütü olan Birleşmiş Milletler'e kimden yana olduğunu soracak değilsiniz herhalde.

Diyelim ki ABD, Rusya, İran, Suriye'de IŞİD'e karşı mücadele veren uluslararası koalisyonun bütün üyeleri Türkiye'nin PYD konusundaki tutumunu haklı ve meşru görmüyorlar. Bu onların kusurudur diyebilirsiniz. Bunu "değerli yalnızlık" kavramıyla açıklamaya da çabalayabilirsiniz. Kimi ikna edersiniz orası bilinmez, ama iş Birleşmiş Milletler tarafından böyle bir uyarı almaya gelmişse o zaman en azından uluslararası hukukun ihmali söz konusudur. Bu ihmal yalnızlığı birkaç defa katlar. Böyle bir yalnızlığın değerini belirleyecek bir ölçü birimi de tedavülde yoktur.

Bu uyarı daha beş yıl önce aynı Güvenlik Konseyi'nin daimi olmayan üyesi olarak iki yıl boyunca başarılı bir görev yürüten Türkiye'nin aradan geçen beş yılın sonunda gelmiş olduğu içler acısı durumu da gözler önüne seriyor. Nereden nereye...Türkiye Güvenlik Konseyi üyesi olduğu sıralarda uluslararası hukuk kurallarının layıkıyla uygulanıp uygulanmadığının gözeticisi olduğu bir konumdan bugün aynı görevi yapanlar tarafından uyarıldığı bir konuma indirgenmiştir. Bu gidiş kötüdür. Türkiye'nin BMGK üyeliğine 2015-2016 dönemi için yeniden aday olduğunda yeterli destek alamayarak seçilmemesi ve hayal kırıklığına uğramasının nedenlerinden biri de belki bu kötü gidiştir. Demek Türkiye uluslararası topluma hukuka olan saygısı bakımından yeterli güveni veremiyor.

Son yıllarda dünya çok karmaşık ve içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya. Mevcut uluslararası hukuk sistemini ve uluslararası örgütleri yetersiz görebilirsiniz. Ancak bu gerekçe ileri sürülerek tek taraflı ve dayatmacı hareketleri meşru göstermeye çalışan bir davranışa yol açılmaması, dolayısıyla uluslararası hukuku daha da aşındıran olumsuzluklara fırsat verilmemesi gerekir. Sorunların çözümünde Birleşmiş Milletler'i devre dışı bırakan, bazı devletlerin kendi başlarına ya da ideolojik açıdan kendilerine yakın devletlerle ittifaklar oluşturarak kalkıştıkları eylemler sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirir. Hele bu tür müdahaleleri insan haklarını koruma iddiasıyla yaptığınız takdirde o insan haklarının asıl güvencesi olan uluslararası hukuku daha fazla yıpratmış, zedelemiş ve onarılmaz bir hale sokmuş olursunuz.

Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yaptığı çağrıya kulak asmalı, uluslararası toplum gözünde kendi tarif ettiği bir hukuk anlayışını uygulayan bir ülke algısı oluşturmamalıdır. Aksi takdirde Suriye'de haklı olduğumuz konularda dahi zemin kaybetmeye ve Suriye sorununun çözümünde bir ortak değil bir köstek olarak algılanmaya devam etmemiz kaçınılmazdır. Uluslararası hukuku ihlal de etseniz ihmal de etseniz sonuç aynı olacaktır.

 

 

 

http://www.radikal.com.tr/151291715129172

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Resim Çekmek ve Eleştiri Yerine Tecrübeye Dayalı Çıkış Yolu Gösterseniz İyi Olmaz mı? - user885022

Sizin de deneyimlerineze dayalı, yapıcı, yol gösterici önerileriniz bekliyoruz! Zira, Sayın A. Yayla "Türkiye Suriye için ne yapabilir?" başlıklı yazıda ".....Türkiye başta BM olmak üzere uluslararası ve ulus üstü kurumlar nezdinde harekete geçerek iki hedef takip edebilir. Savaşta kimler çatışıyor ve çatışmalar nasıl sonuçlanacak olursa olsun, toprak mülkiyetinin ve nüfus kompozisyonun savaş öncesi duruma dönmesi için uluslararası toplumun açıklama yapmasını ve taahhüt altına girmesini sağlamaya çalışabilir. Bu mümkün. Bu zamanımızda uluslararası ilişkilerde geçerli ilkelerden biri olan sınırların zorla değiştirilemezliği ilkesinin Suriye açısından hayata aktarılmasını kolaylaştırır. Ayrıca, mülkiyet haritasının altüst olmasını ve toplumun dengesinin bozulmasını engeller. Savaşla mülkiyet kazanamayacağını ve nüfus tasfiyeleri yapamayacağını anlayan taraflar belki daha ölçülü ve insaflı olmaya çalışır. Böylece savaş bittikten sonra insanlar yerlerine yurtlarına dönebilir. Kaldıysa mallarına ve topraklarına tekrar sahip olabilir. Bu sayede yerleşim birimlerinin ve genel olarak ülkenin nüfus kompozisyonu fazla değişmemiş olarak kalabilir..." şeklinde bir öneride bulunmuş.

konsey - feritq

o konsey sivilleri 10binlerle olduren ve esad'in tarafinda savasa direkt dahil olan rusya'ya bir soz soylemeyip bizi uyariyorsa gozumuzde bir degeri yoktur. hatirlarsiniz fransa 3-4 sene once OSO'yu suriye'nin gercek temsilcisi olarak tanimisti, Esad sadece oradaki terorist gruplardan biri.