Yeni hükümetin önünde yeni 'Berlin Duvarı' olmasın

Türkiye, başarıya ulaşmasını sağlayabilecek hükümetini kurabilmesi halinde hem yurttaşları arasında örülmeye çalışılan duvarlarını yıkacak, hem de bölgesinin önde gelen ülkesi konumunu yeniden kazanacaktır. Yeter ki koalisyon çalışmalarının önüne yeni "Berlin Duvarı" dikilmesin.

Bugün Türkiye’nin gündeminde tek konu var: Koalisyon Hükümeti kurulacak mı, kurulmayacak mı? Kolay değil; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de kurulması en uzun süre alan hükümetini arıyoruz. 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerden sonra bugüne dek tam 66 gün saydık. Seçimlerin sonucuna baktığımızda, Türkiye Halkı’nın sandıktan çıkan iradesinin Büyük Millet Meclisi’nde dört siyasi partinin temsiliyle sonuçlandığını, AKP’nin önüç yıldır süren “tek parti iktidarı”nın artık devam etmesinin istenmediğini, bir koalisyon hükümeti kurulmasının tercih edildiğini gördük. O nedenle, AKP ile CHP arasında uzayıp giden koalisyon görüşmelerinin sonucunun ne olacağını, Türkiye’nin yeni bir hükümete kavuşup kavuşamayacağını bugün merak içinde beklemekteyiz. Dünya da beklemekte...

Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye Cumhuriyeti yakın coğrafyasında “yükselen değer” olarak algılanıyor, bölgenin sorunlarının çözümüne yönelik arayışlarda Türkiye’nin görüşlerine mutlaka başvuruluyordu. Türkiye bu özelliğiyle hem Batı tarafından Doğu’yu açabilecek bir anahtar gibi görülüyor, hem Doğu tarafından Batı’ya yakınlaşmak için yol aydınlatan bir fener niteliğine bürünüyordu. Bugün durum öyle değil. Türkiye bölgesel sorunların çözümünde görüşüne başvurulan bir ülke olmaktan çoktan uzaklaştı. Yeni denklemlerde Türkiye’nin sorunlara taraf olan bir aktör olduğu düşünülüyor, bu haliyle de bir “yük” olarak algılanıyor.

Bölgesel denklemlerde bu gibi gelişmelerin yarattığı boşluğu doldurmak isteyenler hemen bulunur. Bugün de Türkiye’nin yerini doldurmaya hazırlanan yeni bölgesel aktör İran. İlginçtir; birkaç yıl öncesine kadar Irak ve Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan izlediği politikalar nedeniyle İran sorumlu tutulurken ve Ortadoğu’da barışın önündeki başlıca engelin İran olduğu dile getirilirken, bugün artık İran aynı suçlamayı Türkiye için dile getirebiliyor. Özellikle nükleer programı ile ilgili olarak varılan 14 Temmuz anlaşmasından sonra İran bölgenin yeni “yükselen değeri” olmak için hamle yapmaya hazırlanıyor. Bu hamleyi yaparken de Türkiye’yi bir “günah keçisi” olarak kullanma cüretini gösterebiliyor. Bunu yapabilmesine imkan veren elbette Türkiye’nin şu sırada bir işgüder hükümet tarafından yönetilmeye çalışılması. İvedilikle yeni bir hükümet kurulması işte bu itibar kaybının giderilmesi maksadıyla Türkiye’nin gündeminin öncelikli maddesi haline geliyor. Doğal olarak, kurulacak yeni hükümetin de en öncelikli konularından birinin dış politikada yeni bir anlayış benimsemesi olduğu açıkça görülüyor.

Yeni hükümetin kurulması ekonomi açısından da öncelik taşıyor. Türkiye ekonomisi uzun bir süredir tıkanıklık içinde. Sınai üretim düştü, dış ticaret yavaşladı, büyüme azaldı, işsizlik arttı, enflasyon yükseldi, fukaralık yaygınlaştı. Yıllardır söylenen “orta gelir tuzağı” tehlikesi artık Türkiye’nin ekonomik büyümesinin ve yeni bir atılım yapmasının önündeki başlıca engele dönüşmüş durumda. Bu yıl bu olumsuz tablonun daha da keskin bir hal almasında turizm gelirlerindeki düşüş de önemli pay sahibi olacak. Türkiye, gerek sınırlarındaki “bölgesel savaş” serpintilerinin, gerek 7 Haziran seçimlerinin sonucu dikkate alınarak kurulmuş meşru bir hükümete sahip olamamanın, gerekse artan terör olaylarının yarattığı inanılırlık ve güvenilirlik zaafiyeti nedeniyle bu yıl yaklaşık %30 oranında turizm kaybı yaşama tehlikesiyle de karşı karşıya. İvedilikle bir hükümet kurulması işte bu ekonomik kaybın da önüne geçilmesi için gündemde öncelik alıyor. Kurulacak yeni hükümetin de yeni bir ekonomi politikasını hayata geçirmesi beklentileri artıyor.

Ancak Türkiye’de yeni hükümetin kurulmasını dayatan unsurların tümünün önünde toplumsal barış, huzur, uzlaşı ve terörün bitmesi ihtiyacı geliyor. Seçimlerden bu yana geçen süre zarfında 66 günde 70’e yakın can kaybı yaşayan Türkiye, bu kavramlardan giderek uzaklaşmakta. Türkiye toplumu kutuplaşmakta, ülkenin bütününü paylaşan halkı oluşturan unsurlar birbirine yabancılaştırılmakta, ötekileştirilmekte... Hal böyle olunca, ivedilikle kurulması gereken hükümetin niteliğinin nasıl olacağı da önem kazanıyor. Ülkedeki beklenti kapsayıcı, Türkiye toplumunu oluşturan tüm unsurların barış içinde, herhangi bir ayırımcılık olmaksızın birbiriyle kucaklaşacağı, geniş temsil özelliğine sahip bir hükümet kurulması yönünde. Bu açıdan bakıldığında, iki büyük partinin kuracakları koalisyonun Türkiye’de %65’in üzerinde bir temsil oranı yakalayacağı açıklıkla görülüyor. Muhalefeti oluşturan %35 de, farklı ideolojik görüşlere sahip olmalarına rağmen, hükümetin karşısındaki meşru muhalefet platformunu paylaşarak hükümetteki geniş temsilin muhalefette de sağlanmasına fırsat verecek. Türkiye’nin de bugün için en çok ihtiyaç duyduğu konu farklılıkların ve görüş ayrılıklarının ortak platformlarda barış içinde bir arada bulunmalarını sağlayacak ortamlara imkan tanınması. İşte bu nedenle, bugün Türkiye yeni hükümetini arıyor, bu hükümetin bir koalisyon hükümeti, muhalefetin de bir koalisyon muhalefeti olmasını bekliyor.

Bugün 13 Ağustos 2015. Türkiye yeni hükümetini arıyor. Bundan 56 yıl önce 13 Ağustos 1961 tarihinde Doğu Almanya Berlin’in Batı’yla olan sınırlarını dikenli tellerle örmeye başlamıştı. Bir hafta sonra 20 Ağustos tarihinde de bu dikenli tellerin yerini beton duvarlar almaya başladı. Yıllarca süren soğuk savaş dönemine damgasını vuran Berlin’in “utanç duvarı” artık yıkıldı, soğuk savaş sona erdi. İnsanların birbirlerinden duvarlar örülerek ayırılması döneminin geride kaldığı, dünyanın barış ve huzura ihtiyaç duyduğu 21. Yüzyılın temel değerlerinin demokratik insan hak ve özgürlükleri olması gereğinin artan şekilde hissedildiği bir dönemde Ortadoğu’da halkların birbirleriyle barış içinde bir arada yaşamalarını sağlayabilecek en güçlü bölge ülkesi Türkiye’dir, Türkiye olmalıdır. Türkiye, bu başarıya ulaşmasını sağlayabilecek hükümetini kurabilmesi halinde hem yurttaşları arasında örülmeye çalışılan duvarlarını yıkacak, hem  bölgesinin önde gelen ülkesi konumunu yeniden kazanacaktır. Yeter ki koalisyon çalışmalarının önüne yeni “Berlin Duvarı” dikilmesin.