Yeni hükümetin Suriye politikası nasıl olmalı?

Suriye politikasının unsurları yeniden tanımlanırken bölge gerçeklerini olduğu kadar Türkiye'nin kendi gerçeklerini de göz önünde tutarak hareket etmek gerekir. Peki nedir bu gerçekler ve yeni Suriye politikası nasıl olmalı?

Yeni hükümetle birlikte Türkiye’nin önümüzdeki dönemde birçok alanda yeni adımlar atması gerektiği, bu alanların başında da dış politikanın geldiği uzun süredir hem iç hem dış çevrelerde dile getirilmekte. Güçlü, saygın ve etkin dış politika uygulamasından söz edildiğinde öncelikle bir ülkenin sınırlarını paylaştığı komşuları ve yakın coğrafyası ile ilişkileri akla gelir. Türkiye’nin sekiz ülkeyle kara sınırı var. Kara sınırı komşuluk ilişkilerinin en önemli unsurlarından biridir. Bu sınırlar komşular arasında karşılıklı gidiş-gelişlerin, sınır ticaretinin, akrabalık ilişkileri olan ailelerin birbirleriyle temaslarının köprüleridirler. Bu açıdan bakıldığında, Suriye ve Ermenistan’da Büyükelçisi’nin olmaması, üstelik Ermenistan’la diplomatik ilişkilerinin dahi bulunmaması ve kara sınırının kapalı olması Türkiye’nin güçlü ve bölgesinde söz sahibi olacak bir dış politika uygulamasının önünde ciddi engeller olarak duruyor. Bu gediklerin bir an önce doldurulması yeni dış politikanın öncelikleri arasında yer alıyor.

Kısa vadede Suriye politikamızın yeniden kurgulanması, yapılan yanlışlardan ders çıkarılması, böylece bölgenin şu sırada en önemli sorunu haline gelen IŞİD ile mücadelede Türkiye’nin daha olumlu ve yapıcı bir katkı sağlaması bekleniyor. Böyle bir gelişme Türkiye’nin son yıllarda giderek aşınan görüntüsünün düzelmesine, uluslararası toplum tarafından da bölgemizde yeniden işbirliği yapılacak güçlü bir aktör olarak görülmesine yol açacak. Yeni Suriye politikası bir bakıma yeni hükümetin de önündeki en önemli sınav olacak.

Suriye politikasının unsurları yeniden tanımlanırken bölge gerçeklerini olduğu kadar Türkiye’nin kendi gerçeklerini de göz önünde tutarak hareket etmek gerekir. Türkiye’nin hem kendi nüfusunun, hem doğu ve güneydoğudaki üç komşusu olan İran, Irak ve Suriye’nin nüfuslarının önemli bölümünü Kürtler oluşturuyor. Dolayısıyla, bu durum Kürt halkını Türkiye’nin en önemli sınır komşularından biri haline getiriyor. Kendi vatandaşlarımız olan Kürtler ile sınır komşularımız olan Kürtler arasındaki kara sınırlarına bu komşuluk ilişkilerinin gerektirdiği bir dostluk köprüsü olarak bakmak, ortak sınırın işlevselliğini yitirmesine yol açacak bir ötekileştirme anlayışından kaçınmak Türkiye’nin bölgede etkin bir dış politika uygulamasına da yardımcı olacaktır. Elbette, bu dış politika anlayışının başarılı olması Türkiye’de akamete uğratılan çözüm sürecinin de ivedilikle yeniden başlatılmasıyla mümkündür. Böylelikle, dış politika ile iç politika arasında uyumlu bir bütünsellik ve tamamlayıcılık sağlanacaktır. Bu anlayışla yürütülecek dış politika uygulaması için ise sadece kurulacak yeni hükümete değil, o hükümet üzerinde denetim sağlayacak olan yasama organına da önemli görevler düşmekte. 7 Haziran seçimlerinden sonra oluşan yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi bu görevi üstlenebilecek demokratik yapıya kavuşmuş görünüyor.

Suriye politikasında değişmesi gereken unsurlardan birini de Türkiye’nin Suriye’deki muhalefet gruplarıyla olan ilişkilerinin yeni bir anlayışla düzenlenmesi ve ona göre sürdürülmesi oluşturuyor. AKP hükümetlerinin bugüne kadarki uygulamalarında Suriye’deki muhalefet gruplarıyla çok yakın ilişkiler içinde olduğunu, bunların içindeki aşırıcı unsurlarla arasına mesafe koymadığını, bu gruplara silah dahil her türlü yardım ve desteği sağladığını sadece dış kaynaklar değil artık Türkiye’nin içinde de birçok çevre belgelerle dile getiriyor. Suriye’deki en büyük tehlike ülkedeki durumun Libya’dakine  benzer bir biçimde evrilmesidir. Bugün Libya’da tek merkezli bir otoriteden söz etmek ve ülkenin toprak bütünlüğü ile siyasi birliğinin devam ettiğini savunmak mümkün değil. Bu durum, ortak kara sınırı olmasa da, Libya ile önemli bağlantıları ve tarihi birlikteliği olan İtalya’yı ciddi olarak etkiliyor,  endişelendiriyor. Konu Suriye olduğunda ise, neredeyse iki buçuk milyon Suriyeli’nin mülteci olarak yaşadığı Türkiye’nin İtalya’nın içinde bulunduğu durumdan çok daha farklı şekilde etkileneceği muhakkak. Dolayısıyla, Türkiye’nin Suriye politikasının ülkenin Libya’laşmasına yol açmayacak bir anlayışla sürdürülmesi gerekiyor.

Suriye sorununun çözümü konusunda Türkiye hep diğer ülkelerden farklı bir anlayış içinde oldu. Esad rejiminin devrilmesi Türkiye’nin önceliği olarak dayatıldı. Bu da Suriye konusunda uluslararası toplumla aramızda önemli bir görüş farklılığı oluşturdu. Oysa Suriye’de IŞİD’le mücadelenin ve ülkedeki terörist unsurların temizlenmesinin etkin biçimde sağlanması için Esad rejimi ile birlikte hareket edilmesi gerektiği sadece ABD ve Rusya gibi ülkeler tarafından değil, Birleşmiş Milletler tarafından dahi dile getiriliyor. Böyle bir hareket tarzının Esad rejiminin onaylandığı anlamına gelmediğinin ise yine ABD ve Rusya tarafından özellikle altı çiziliyor. Suriye’de Başer Esad’ın ve mevcut rejimin meşruiyetini kaybettiği, yeni Suriye’nin oluşumuyla ilgili planlamalarda Esad’ın içinde olmayacağı bir düzene doğru gidileceği açık. Bununla beraber, kısa vadede Suriye’de bir geçiş döneminin sürdürülmesi için mevcut koşullarda rejimin bazı unsurlarıyla birlikte çalışmanın kaçınılmaz olduğu da yadsınamaz bir gerçek. İşte Türkiye’nin de Suriye ile ilgili yeni bir anlayış oluştururken bu konuda kendi kendine bir sorgulama içine girmesi, Suriye toplumunun gerçek demokrasiye kavuşabilmesi için çizilen yolda uluslararası toplumun da önemsediği yaklaşımları içselleştirebilmesi belirleyici olacak. Yeni hükümetin yeni Suriye politikası sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin de önünü açacak.