Yeni Türkiye, yeni hükümet, yeni dış politika

Türkiye'nin yeni hükümetinin önünde çözümlenmesi gereken birçok dış politika sorunu var. İlkeli ve etik bir dış politika yaklaşımını benimseyerek sorunların çözümüne yönelik önerileri bu temel üzerinde kurgulamak en öncelikli yaklaşım olmalıdır.

7 Haziran seçimlerinin en önemli sonucu 8 Haziran sabahı hep birlikte gözlerimizi yeni bir Türkiye'ye açmamız oldu. Burada sözü edilen “Yeni Türkiye”  bir siyasi partinin seçim kampanyası sırasında kullandığı slogan değil; gerçekten yeni ve daha da yenilenmeye hazır bir Türkiye tablosu çıktı karşımıza. 13 yıllık tek parti iktidarının yorgunluğundan sonra demokratik çoğulculuk ve farklılıkların zenginliğini yeniden yaşayabilmek açısından ümit verici bir gelişme bu. Görüntü, kurulacak yeni hükümetin yapısı ne olursa olsun birçok alanda değişikliklerin gündeme öncelikli olarak alınması gerekliliğine işaret ediyor. Bu alanlardan biri de dış politika.

Türkiye hakkındaki olumlu düşünce ve algılar özellikle son beş yıl zarfında uluslararası toplum nezdinde ciddi bir yıpranma yaşadı. Üyesi olduğumuz kurum ve kuruluşlardaki ortaklarımız, üyesi olma arzumuzu beyan ettiğimiz Avrupa Birliği’nin içindeki ülkeler, komşularımız, akraba topluluklarımızın yer aldığı ülkeler, özetle çok geniş bir coğrafya üzerinde yayılmış devletler gözünde kuşkuyla bakılan bir ülke olarak algılanmaktayız. Türkiye'ye karşı güven eksikliği giderek artmakta. Şu sırada dünyanın en çok dikkatini çeken Ortadoğu bölgesinde ve sınırımızın hemen ötesinde bizi en çok tehdit eden tehlike haline gelen IŞİD ile mücadelede  dünya ile farklı görüşlere sahibiz. Son G-7 Zirvesi sırasında ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’nin Suriye sınırında yeterince etkin bir denetim ve işbirliği göstermediğinden yakınması bu konudaki farklılığın en diplomatik şekildeki ifadesi olarak görülmelidir. Bu durum, kısa süre öncesine kadar bazı bölgesel ve uluslararası sorunların çözümüne "Türkiye içinde yer almazsa hiç bir ilerleme olmaz" anlayışıyla yaklaşılırken yerini "Türkiye içinde yer alırsa engel oluşturur" düşüncesine terk etti. Dolayısıyla, Türkiye'nin hızla yeni bir dış politika yaklaşımına ihtiyacı var. Hakkımızda yerleşen olumsuz algının değişmesi ve yeniden güvenilir bir ortak konumunun kazanılması bakımından bu bir gereklilik. İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni hükümetinin önündeki dış politikaya ilişkin gündem de özünde bu konumun kazanılmasına yönelik olmalı.

Peki, yeni dış politika nasıl yapılmalı? Her şeyden önce, Türkiye’nin çağdaş bir dış politika uygulaması için farklı alanlardaki önceliklerini bütüncül bir yaklaşım içinde dikkate alarak kısa, orta ve uzun vadeli vizyonunu ortaya koyan bir planlama yapması gerekir. Günümüzde dış politikayı etkileyen faktörler artık daha karmaşık, girift ve birbiriyle bağlantılı. Güvenlik, uluslararası ticaret, finans, enerji güvenliği, gıda güvenliği, su dahil doğal kaynakların paylaşımı ve yönetilebilir biçimde kullanımı, göç ve mülteci hareketleri gibi konular dış politikanın oluşumunda önemli etkisi olan girdiler haline geldi. Örneğin, Türkiye’nin İsrail ve Mısır gibi Doğu Akdeniz’in en önemli iki ülkesinde Büyükelçi bulundurmaması ciddi bir eksiklik. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki enerji denkleminde söz sahibi olan aktörler arasında yer almasını engelliyor. Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminin dışında kalmak, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik politikaların geliştirilmesinde de Türkiye’nin etkinliğini azaltıyor. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ise Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin önünde engel olarak kalmaya devam ediyor. Açıkçası, bir çok dış politika konusu birbirine bağlı bir yumak gibi kıvrılıp büyüyor. Öte yandan, Mısır gibi önemli bir ortakla ikili ticari ilişkilerimizin mevcut durumdan dolayı olumsuz etkilenmesi Türkiye’nin Kuzey Afrika’ya yönelik olarak başlatmış olduğu kapsamlı dış ticaret açılımını da olumsuz etkiliyor. Aslında bütün bu konular da Türkiye’nin dış politika uygulamalarında ikili ilişkilerine sadece belli bir bakış açısıyla bakmasının ve ormanı değil de ağaçları dikkate almasının yarattığı sakıncalı tabloyu kaçınılmaz olarak önümüze çıkarıyor.

Yeni ve çağdaş dış politikanın temel ilkelerinden biri de sorunların tarafı değil çözümlerin ortağı haline gelmek olmalıdır. Türkiye’nin geleneksel dış politika çizgisinin en önemli özelliği diğer ülkelerin iç meselelerinde taraf olmamaktı. Bu durum bize o meselelerin çözümüne katkı sunma olanağı sağlıyor, herhangi bir sorunun taraflarına eşit ölçüde yaklaşım Türkiye’yi aranan bir çözüm ortağı haline getiriyordu. Hatta bu özellik Türkiye’yi uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu sorunların çözümü arayışlarında o denli önemli bir aktör haline getirmişti ki, 2009-2010 yılları için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmemizin önemli nedenlerinden biri de bu konumumuz olmuştu. 2008 yılında Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerin evsahibi ve bir bakıma arabulucusu olan Türkiye bugün her iki ülke ile de neredeyse düşmanca ilişkiler içinde. Bu durumun ortaya çıkmasında konjonktürel gelişmelerin rolü tabii ki yadsınamaz. Bununla birlikte, Türkiye bu duruma gelinmesinde Filistin ve Suriye’de yitirmiş olduğu tarafsızlığın rolünün ne olduğunu irdelemezse ciddi yanılgıya düşer. Özeleştiri yapıcılığın evrilmesinin temel koşullarındandır.

Türkiye’nin yeni hükümetinin önünde çözümlenmesi gereken birçok dış politika sorunu var. İlkeli ve etik bir dış politika yaklaşımını benimseyerek sorunların çözümüne yönelik önerileri bu temel üzerinde kurgulamak en öncelikli yaklaşım olmalıdır. Böyle bir anlayışla yenilenen ve yaklaşımları yeniden tanımlanan bir Ortadoğu politikası Türkiye’nin sadece bölgesi ve yakın coğrafyasında değil, geniş bir uluslararası çerçevede de önünü açacaktır.