Yunanistan 188 yıl sonra yeniden geleceğini ararken...

Yunanistan'ın bağımsızlığına giden Londra Anlaşması'nın imzalanmasından 188 yıl sonra, bugün yine bir 6 Temmuz tarihinde bu defa bağımsız Yunanistan'ın geleceği ile ilgili önemli bir kararın eşiğindeyiz.

6 Temmuz 1827 Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak bağımsız bir devlet haline gelmesi sürecinin başlangıcını oluşturan Londra Anlaşması’nın imzalandığı tarihtir. 1821’den beri devam etmekte olan Yunan isyanı Rusya ve İngiltere’yi harekete geçirmiş, iki devlet 1826’da St. Petersburg’da bir mutabakata vararak Yunanistan’ın Osmanlı’ya vergi ile bağımlılığı süren ancak özerk yapıya sahip bir devlet statüsü kazanması kararını almışlardı. Bu mutabakatı Fransa da benimsemiş ve üç devlet Londra’da bir araya gelerek 6 Temmuz 1827 tarihinde Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini kabul etmişlerdir. Osmanlı ise, kendine dayatılan ve içişlerine müdahale olarak gördüğü bu kararı kabul etmemiştir. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ortaklaşa oluşturdukları donanma gücü Osmanlı donanmasını Yunanistan’da kıstırarak 20 Ekim 1827’de Navarin’de yakmıştır. Navarin olayını izleyen dönemde başlayan ve Osmanlı’nın yenilgisiyle biten Osmanlı-Rus harbi sonunda 1829’da imzalanan Edirne Anlaşması Yunanistan’ın bağımsızlığına ilişkin hüküm içerir. Bu anlaşmayı takiben 3 Şubat 1830’da Londra’da imzalanan nihai anlaşma ise Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesine ve Osmanlı’nın da bu sonucu kabul etmesine yol açar.

Yunanistan’ın bağımsızlığına giden Londra Anlaşması’nın imzalanmasından 188 yıl sonra, bugün yine bir 6 Temmuz tarihinde bu defa bağımsız Yunanistan’ın geleceği ile ilgili önemli bir kararın eşiğindeyiz. Yunanistan halkı 5 Temmuz Pazar günü düzenlenen referandumda oy kullanmak üzere sandığa gitti. Aslında referandum kararı çok acele alındı. Oylama ile neyin amaçlandığı  kamuoyunda tartışılmadı, tartışmaya zaman bırakılmadı. Bu durum Yunan halkının neye karar vereceğini anlayabilmesini de engelledi. Yunanistan’ın Avrupa Merkez Bankası, IMF, AB üyesi ülkeler ve uluslararası finans kuruluşlarına ödemeye imkanı olmadığı kadar yüksek borcu var. Yunanistan Kamu Yönetimi Ajansı’nın açıklamalarına göre toplam borcun 323 milyar Avro olduğu söyleniyor. Yunanistan’a bu borcunu yeniden yapılandırabilmesi ve ödeme kolaylığı sağlanması için kredi verilmesi düşünüldü. Ancak bu kredinin verilmesi için belli koşulların da Yunanistan tarafından kabul edilmesi gerekiyordu. Bu “belli koşullar” ise Yunanistan halkının belki yıllarca sürecek kemer sıkma dönemine girmesini ve ekonominin çok sıkı kontrol altına alınmasını zorunlu kılıyor. Öyle ki, Yunanistan ekonomisinin can damarı olan turizm gelirlerinin dahi artan biçimde vergilendirilmesi öngörülüyor. Bu da Yunanistan turizminin pahalılaşmasına, dolayısıyla belki yabancıların Yunanistan’a olan turizm talebinin azalmasına yol açabilecek. İşte referandum oylaması da esasen bu kemer sıkma politikasının kabul edilmesi ya da reddedilmesi ile ilgili. Ancak siyasiler konuyu ekonomik bir karardan öte Yunanistan’ın AB ile ilişkilerini tümden  etkileyecek bir mesele haline dönüştürdüler. İktidardaki Syriza hükümetinin “hayır” oyu kullanılmasını istemesinin sebebi dayatılacak ekonomik ve mali koşulların Yunan halkını bunaltacağı, bunun sonucunda da sorumluluğu Syriza’ya yüklemesine yol açacağı endişesi. Doğal olarak, böyle bir sonuç Syriza’nın siyasi bakımdan geleceğini olumsuz etkileyecek ve iktidardan uzaklaşmasına yol açacak.

Syriza seçimleri kazanırken kemer sıkma politikasını ve Avro Bölgesi’nden çıkmayı reddeden bir söylemle iktidara gelmiş, nitekim 2015 yılının Ocak ayından itibaren de söylediğini uygulamaya başlamıştı. Ancak koşullar Syriza’nın politikasının sürdürülebilir olmadığını gösterdi. Ülke bugün iflasın eşiğinde. Başbakan Tsipras’ın da vaatlerini tutmayan bir lider olmak yerine konuyu halkın kararına sunmayı tercih etmesi doğal görülmeli. Öte yandan, “Hayır”cılar meselenin demokrasi ve ahlak açısından da ele alınması gerektiğini, Yunanistan’a bu şekilde bir dayatmanın özgürlük ve demokratik değerler açısından da haksız olduğunu, ülkenin şantajla karşı karşıya bırakıldığını ileri sürüyorlar. Bu söylem ise referandum oylamasını daha çok popülist bir manevra aracına dönüştürüyor.  

“Evet” oyunu savunanlar ise “Hayır” oyunun Yunanistan’ın Avro Bölgesi’nden çıkması hatta AB’den dahi çıkarılması sonucunu doğuracağını ileri sürüyorlar. Bu da popülist bir söylem. Yunanistan’ın AB’den ya da Avro Bölgesi’nden çıkarılması kararını almak mümkün değil. Kaldı ki, bu konuda Yunanistan’ın kendi kararı olmadıkça AB’nin böyle bir yaptırım uygulamasının hukuki dayanağı da yok. Dolayısıyla, sonuç ister “Evet” ister “Hayır” olsun, Yunanistan kendi arzulamadıkça ne AB’den ne Avro Bölgesi’nden çıkarılabilir. Bununla beraber, oylamanın elbette iç siyaset bakımından kaçınılmaz yansımaları olur. “Evet” oyu kısa bir süre önce Syriza’yı iktidara taşıyan görüşle çelişir, Syriza uygulamak üzere geldiği politikaların bu defa Yunan halkı tarafından reddedildiğini görür, iktidardaki meşruiyetini yitirir.

Her ulusun tarihinde gelecek ile ilgili böyle kritik kararların alınması gereken dönüm noktaları olur. Kamuoyu yoklamaları “Evet” ve “Hayır” oyları arasında çok büyük bir fark olmadığını gösteriyor. Demek ki ülkede gelecek nesillerin rahat yaşamasını garanti altına almak için bugün kemer sıkmaya ve ekonomik güçlükleri göğüslemeye hazır bir kesim var. Bu kritik karar Yunanistan’ın geleceği ile olduğu kadar AB’nin geleceği ile de ilgili. “Evet” oyu Yunanistan’a güç ve katlanılması gereken bir mahrumiyet dönemini de beraberinde getirecektir. Ancak bu sorumluluğu üstlenen Yunan halkının AB tarafından takdir ve anlayışla karşılanması, koşulların olabildiğince katlanılır biçimde düzenlenmesi, her hal ve karda tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Bu da AB’nin dayatmacı, katı, kuralcı yaklaşımlarının daha insancıllaştırılması ile mümkün olabilir. “Hayır” oyu ise kemer sıkma politikasının tamamiyle reddi anlamına gelmeyecektir. Her hal ve karda yeni bir borç yapılandırılması gerekecek, AB koşullarını yumuşatmak zorunda kalırken, Yunan halkı da daha disiplinli, ölçülü ve sıkıntılı bir yaşamın kaçınılmaz olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır.

Yunanistan’ın referandum sonucu bölünmüş ve kutuplaşmış bir toplum yerine Avrupa’ya ve kendi geleceğine sahip çıkan, onurlu bir komşu olarak barış ve istikrar içinde ilerlemeye devam etmesi Türkiye’nin AB yolunda rahatlamasına  da yardımcı olacaktır.