Bağımsız Katalonya bir hayal mi?

İspanya, zengin Katalonya'dan kolay kolay vazgeçmeyecek. Bu süreçte Katalan halkının en büyük desteği ise Avrupa Birliği olacak...
Bağımsız Katalonya bir hayal mi?

Bu hafta İZ TV için hazırladığımız belgesel çekimleri için İspanya’nın özerk Katalan bölgesinin başkenti Barcelona’daydık. Özellikle 11 Eylül’de orada olmayı istedik, çünkü bu tarih Katalanların milli bayramı.

‘Diada de la İndependencia’ (Bağımsızlık Günü), İspanya’nın bu özerk bölgesinde yaklaşık 100 yıldır bayram havasında kutlanıyor. 11 Eylül aslında hüzünlü bir tarih. 1714’te binlerce kişinin ölümüne yol açan İspanyollarla yapılan kanlı savaşın yenilgi tarihi.

Bu acı günü unutmamak için 100 yıldır karnaval havasında kutlanan törenlere bu yıl rekor katılım oldu. Katalan kaynaklarına göre 3 milyon, İspanyol kaynaklarına göre 1 ila 1.5 milyon kişinin katıldığı törende bu yıl yine Katalan halkının özgürlük çığlığı vardı. Yaklaşık 300 yıl önce İspanyol hâkimiyetine giren Katalanlar, yenilginin 300. yılı kutlamalarını gerçekten özgürlük günü olarak kutlamak istiyor. İşte sorun da tam bu noktada başlıyor. Acaba İspanyollar, Katalanların bu isteğini nasıl karşılayacak?

Katalanlar, tören boyunca ısrarla Katalonya’nın AB’nin yeni üyesi olduğunu haykırdı. Bu, İspanyollarla olası bir ayrılıkta, Katalanların kimden medet umduğunun da göstergesi.

Gözyaşı ve karnaval Madem oradaydık, size Katalan Bayramı’nı anlatayım biraz. Belki gelecek yıl ya da Katalanların arzusuna göre esas özgürlük töreninin yapılacağı 2014’te Barcelona’ya gidecek olanlara da rehber olur!

Anma törenleri, 10 Eylül’ü 11 Eylül’e bağlayan gece başladı. Ülkenin dört bir yanından gelen binlerce Katalan, ellerinde meşalelerle Barcelona sokaklarında yürüyerek Santa Maria Del Mar Kilisesi’ne geldi. Bu görkemli kilisenin Katalanlar için özel bir anlamı var. Savaşı kaybeden yüzlerce Katalan, İspanyollar tarafından hemen bu kilisenin yanı başında öldürülmüş. Şimdi bu alanda, üzerinde hiç sönmeyen bir meşalenin bulunduğu, sade bir anıt duruyor. Ölenlerin kanlarının oluk oluk aktığını simgelemek için, anıtın bulunduğu meydanın zemini anıta doğru eğimli biçimde yapılmış.

İşte binlerce Katalan, bu anıta çiçekler bırakarak ve iki gün boyunca her yerde duyduğumuz ‘Els Segadors’ adlı milli marşlarını okuyarak 11 Eylül törenlerini başlattılar. 11 Eylül 1714’te ölen insanlar, gözyaşları içinde anıldı.

Ertesi gün artık törenin karnaval ve eğlence bölümü başlamıştı. Belgeselimiz için Katalan Birliği’nin yöneticileriyle görüşmeye gittiğimizde, halk yavaş yavaş toplanmaktaydı. Katalanlar, Rafael Casanova Anıtı’na çiçek bıraktılar, marşlarını okudular ve İspanyollara mesajlarını ilettiler!

Sarı-kırmızı-mavi sel
Katalanların geleneksel ‘insan kulesi’ bu kez anıta çiçek koymak için yükseldi. Artık her yer sarı-kırmızı-mavili bayraklar ve kıyafetlerle doluydu. Uzun zamandır bu kadar yoğun milliyetçi sloganları bir arada duymamıştım. Her köşede İspanyollara karşı yükselen öfkeli sesi duymak mümkündü. Barcelona’nın ve Katalonya’nın her yerinden oluk oluk akan insanlar Estacio da Francia Meydanı’nda toplandı. Hayatım boyunca bu kadar kalabalığı bir arada görmemiştim açıkçası. Saat 19.00’da Estacio da Francia’da toplanılmasının en önemli sebebi, bu meydanda yapılacak olan temsili ‘özgürlük referandumu’ydu. Herkesin elinde üzerinde ‘evet’ yazan yeşil kâğıtlar, neredeyse her on dakikada bir, kulakları sağır eden bir haykırışla havaya kaldırıldı.

İstanbul’u koparmak gibi
Yıllardır yurtdışında özgürlük adına yapılmış birçok savaşı görüntülemiş ve dünyaya ilk kez haber olarak geçmiş olan Coşkun Aral’la birlikte bu törenleri izlerken, Katalanların bu bağımsızlık arzusunda haksız olmadığı, ancak kolay da kazanamayacakları konusunda hemfikirdik. Neden mi? Öncelikle Barcelona, İspanya’nın en büyük ve en zengin şehri. Türkiye’den İstanbul’u ayırmak gibi bir durum yani bu! Barcelona şu an ekonomik krizin pençesinde bulunan İspanya’nın ayakta kalan son kalesi. Her yıl milyonlarca turistin akınına uğrayan şehirde neredeyse her şey ticari bir meta! Ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi’nin tramvay altında kaldığı yer bile her gün binlerce turisti ağırlıyor. Size bir turist önerisi: İki günlük kart alın (30 euro), sınırsız olarak hem şehri gezin hem de seyahat edin.

Ayrıca İspanya’nın en büyük limanı da Barcelona. General Francisco Franco, bu üniter devletin yıkılmayacağına o kadar çok inanmış ki, en büyük yatırımını bu şehre yapmış. İspanya’nın dünyaya açılan en önemli kapısı konumundaki Barcelona, her yıl milyarlarca euroyu sadece limandan kazanıyor. 7/24 yaşayan bu şehir, aynı zamanda tam bir alışveriş cenneti. Aklınıza gelen her markanın bulunduğu mağazalarının kasalarında kuyruklar oluşuyor.

İşte bu Barcelona ve Katalonya’nın tamamı bağımsızlık istiyor. Bence çok iyimser bir talep. İspanya’nın 300 yıl önce savaşarak aldığı toprakları, hem de bu ekonomik krizde, elini kolunu sallayarak terk edeceğini düşünmüyorum.

Aşırı milliyetçiliğe dikkat!
Törenlerde ve sokaklarda her yerde Katalan ya da Katalonya yazısını ve bayrağını gördüğümüz şehirde yükselen milliyetçilik, yanında bol bol iyimserlik de getirmiş. Röportaj yaptığımız Katalan Birliği Başkanı Ricard Gene “Bağımsızlığımızı ne pahasına olursa olsun alacağız” diyor. “Fazla milliyetçi bir tavrınız yok mu? Sonuçta burada birçok göçmen ve İspanyol da yaşıyor?” sorumuza ise bizim alışık olduğumuz bir cevap veriyor: “Kendini Katalan hisseden herkese kapımız açık!” Hissetmeyenler için gelecek muamma! Bu ayrımcılığı sokakta da hissetmek mümkün. Özellikle göçmenler zor koşullarda yaşıyor. Şu ifade çok da yanlış olmaz: Katalonya’da kriz sadece göçmenleri etkilemiş! Sokaklarda bağımsızlık talep ederken, kıyafetlerine “Bağımsızlık ya da ölüm”, “Katalonya Katalanlarındır” yazan Katalan dostlarımıza tavsiyem ise bu bağımsızlık yolunda birçok halkın düştüğü aşırı milliyetçi söylemlerden uzak durmaları. Zira bu, bağımsızlık sürecinde sorunlar yaşatabilir.

İspanya, zengin Katalonya’dan kolay kolay vazgeçmeyecek. Katalan halkının en büyük desteği ise Avrupa Birliği olacak. Zaten tören boyunca AB, hep sevgiyle, hem de bıktırıcı biçimde defalarca anıldı!

Katalanların özgürlük isteğini kişisel olarak destekliyorum. Ve törenleri izledikten ve ertesi gün yayımlanan İspanyol ve Katalan gazetelerini okuduktan sonra nedense aklıma rahmetli Necmettin Erbakan’ın meşhur lafı geliyor (13 Nisan 1994): “Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak; kanlı mı olacak, kansız mı?”