Fırtına Vadisi'nin büyüleyen konakları

Rize'nin Fırtına Vadisi doğasıyla insanı büyülüyor. Vadinin 200 yıllık konaklarıysa bu eşsiz coğrafyanın boynunda bir gerdanlık gibi duruyor.
Fırtına Vadisi'nin büyüleyen konakları

Kuzeydoğu Karadeniz Türkiye’nin en zengin ekosistemine sahip bölgesi. Bu zengin doğal yaşam birbirinden özel doğa harikalarını da bünyesinde barındırır. Ama bir yer var ki Türkiye’nin en iyi manzaralarına sahip: Fırtına Vadisi... Yüksek dağlar, derin vadiler, gürül gürül akan nehirler, görkemli şelaleler, geçit vermez ormanlarıyla tam bir tabiat harikasıdır Fırtına Vadisi. Hele her daim vadiye konan sis, muhteşem manzaralar ortaya koyar. Rize Çamlıhemşin’de bulunan Fırtına Vadisi, bu bulunmaz tabiata yakışan çok eski ve derin kültürel zenginliğe de sahip. Bu eşsiz doğal güzelliğini tamamlayan ise vadinin adeta simgesi olmuş tarihi konakları...

Zor doğa koşulları, bölge halkını başka arayışlara itmiş. Türkiye’nin en fazla göç veren yerlerinden biridir Fırtına ve çevresi. İşte konakların da hikâyesi yine bu zor koşullar ve göçle yazılmış. Yaşamın zorluğu, ta Osmanlılar döneminde bölge halkını göçe zorlamış. Ancak Çamlıhemşinlilerin göç yolculuğu belki de ilk gurbetçi işçilerin renkli hikâyelerini oluşturmuş. Çamlıhemşinliler ‘Ekmeğin aslanın ağzında değil midesinde’ olduğunu çok iyi biliyorlarmış. Fırtına’nın erkekleri, Çarlık Rusyası’na işçi olarak yola düşmüş.


MİRASLARI KONAK OLMUŞ
Rusya’da çalışmak için seçtikleri sektör ise oldukça ilginç: Pastacılık. Anadolu kültüründe yeri olmayan pastacılığı yapmak için fırınlarda çalışmışlar. O dönemin koşullarına göre çok iyi paralar kazanmışlar. Hasret kapıyı çalınca da “ver elini Çamlıhemşin’’ demişler. Memlekete döndüklerinde Rusya’da öğrendikleri pastacılık zanaatını yapmaya devam etmişler. Gelecek nesillere de bu altın bileziği bırakmışlar. Bıraktıkları bir diğer miras ise yaptırdıkları görkemli konaklar olmuş.

Anadolu’dan Rusya’ya geldiklerinde, Çamlıhemşinlileri en fazla etkileyen büyük, yüksek, barok binalar olmuş. Taş binalardaki el işçiliğine ve rengârenk boyalara hayran kalmışlar. Hem bu büyük konaklar bir arada yaşama kültürüne sahip Karadenizlilere çok uygunmuş. Memlekete döner dönmez ilk yaptıkları; Rusya’dakine benzer konaklar inşa etmek olmuş. Hatta Rusya’dan özel boya bile getirmişler.

Bölgede pek rastlanmayan taş mimari ile binalar yükselmeye başlamış. Bu konakların konduğu yer, eşsiz bir manzaraya sahip Fırtına Vadisi de olunca belki de Türkiye’nin en güzel evleri ortaya çıkmış. Sisler arasında Fırtına Deresi’nin coşkulu akan sularına bakan bu konakların sayısı önce bir-iki iken zamanla sayıları artmış. Konaklar, Fırtına Vadisi’nin gerdanlığı oluvermişler.

Bazı evlerin yarısının taş, yarısının ahşap olmasının ise ilginç bir hikâyesi var. 1917 Devrimi ile çarlık düzeni değişince, üzerinde çarın resmi olan paralar da tedavülden kalkmıştı. Olan da bizim Çamlıhemşinlilere olmuş. Ellerinde bulunan para bir anda pul olmuş. Yıllarca çalışarak kazandıkları para uçup gitmiş. Sonra ise ver elini yine gurbet... Ancak bu kez ellerinde bulunan altın bilezik sayesinde büyük şehirlerde pastaneler açmışlar. Bu yüzden Türkiye’nin en güzel pastalarını hala Çamlıhemşinliler yapar. Ancak bu göç, konakları yalnızlaştırmış. Aradan geçen yıllar ile Çamlıhemşinliler artık sadece yazları memlekete uğramaya başlamışlar. Şimdi bu güzel konakların birçoğu harap. Bana göre Anadolu’nun en güzel evleri bakımsız. Kontrolsüz HES’ler, doğaya aykırı yolları yüzünden vadi nasıl ki tehlikede ise Fırtına Vadisi’nin konakları da yok olma tehdidi altında.

Ancak bölge halkına ve o yörede turizm ile uğraşan kişilere bir hatırlatmak istiyorum. Neredeyse 200 yaşındaki bu konaklar butik otel olmaya çok uygun. Bölge zaten ülkenin en önemli eko turizm alanlarından ve her yıl daha fazla kişi tarafından ziyaret ediliyor. Bölgenin konaklama ihtiyacını Ayder Yaylası’nda bulunan oteller karşılıyor. İç içe geçmiş, birçoğu sıradan otellerle dolup taşan Ayder yerine, Fırtına Vadisi’nin bu görkemli konaklarında kalmayı birçok kişi tercih edecektir. Önümüzde Safranbolu, Kapadokya gibi eski evlerin doğayla uyum içinde, çok güzel restore edilerek, butik otel olarak kullanıldığının örnekleri var. Özellikle yabancı turistler için oldukça cazip, yerel yaşamın motifleri ile dolu oteller eko turizm için de çok önemli.


ÇOĞU HARAP DURUMDA
Zaten HES başta olmak üzere birçok dış etkenin tehdidi altında bulunan bölgede en azından turizmin çevreye zarar vermeden yapılması gerekiyor. Otel yapmak için doğayı yok etmek yerine birçoğu harap durumda bulunan ve gerçekten çok etkileyici mimari özelliklere sahip bu konakları kullanmak çok mantıklı. Çok küçük rötuşlarla (kesinlikle orijinalliğini bozmadan) modern otelcilik anlayışının birçok unsuru bu konaklarda kullanılabilir. Çünkü konaklar çok büyük ve yeterince hareket imkanı sağlıyor.

Bu konaklar illa ki butik otel olarak kullanılmak zorunda da değil. Oteller çok güzel pansiyon haline de dönüşebilir. Sırt çantalılara hizmet edecek ucuz ama özel bir işletmenin bölgeye gerektiği kanısındayım. Ayrıca bölge halkının sıcakkanlılığı, çalışkanlığı ve temizliği adaptasyon sürecini çok kısa sürede aşmalarını sağlayacaktır. Sisler ardındaki Fırtına Vadisi konaklarının, gelecekte çok önemli turizm zenginliği olacağını düşünüyorum. Çamlıhemşinlilerin tadına doyum olmaz zengin mutfakları da cabası!

Türkiye’nin belki de dünyanın en güzel ormanlarından biri olan, Fırtına ve onun muhteşem konakları Anadolu’nun kültürel zenginliklerinden. Önümüz sonbahar, ormanlar 1001 renge bürünür. Fırtına’nın sisleri arasında 1001 rengi görmenin tam zamanı. Ama konaklara uğramayı unutmayın!