Kaplan Tapınağı: Kanchanaburi

Tayland'da bir Budist tapınağı... 20'den fazla yetişkin kaplan etrafta dolaşıyor... Her şey 15 yıl önce yaralı bir yavrunun getirilmesiyle başlamış... Kaplanların önceki hayatlarında 'Budist müritler' olduklarına inanılıyor!
Kaplan Tapınağı: Kanchanaburi

Bu hafta, Coşkun Aral ile birlikte İz TV için hazırladığımız belgesel için, sıradışı bir Budist tapınağı olan ‘Kaplan Tapınağı’na yaptığımız yolculuğu anlatacağım. Tapınak, dünyanın en ünlü İkinci Dünya Savaşı temalı filmlerinden birine konu olan ve Kanchanaburi kentinde bulunan ünlü ‘Kwai Köprüsü’ne komşu... Bangkok’a yaklaşık 300 km uzakta bulunan Kanchanaburi kentine, 4 saat süren bir otomobil yolculuğundan sonra varılıyor. Bu tapınak, kesinlikle, dünyadaki en ilginç dini alanlardan biri.
1994’te inşa edilen tapınak, Batı Tayland’da yaşayan en eski Budist okulu... 1995’te 80 kilogram ağırlığındaki Altın Jübile Buda Heykeli’ni de (Golden Jubilee Buddha Image) alan tapınakta, bugün 20’den fazla yetişkin kaplan, keşişlerle birlikte yaşıyor! Keşişlerin yanı sıra Tayland yerlileri ve çeşitli ülkelerden gelen gönüllülerden oluşan bir grup da kaplanlarla düzenli olarak ilgileniyor.
İlk olarak 1999’da Tayland-Myanmar sınırındaki ormanlarda kaçak avcılar tarafından annesi vurulan hasta bir yavru kaplan getirilmiş tapınağa... Takip eden yıllarda, aynı şekilde öksüz kalmış birkaç yavru kaplan daha tapınağa ulaşmış. Zamanla tapınak, ormanda tek başına kalan yavru kaplanların bakıldığı bir ‘yuva’ haline gelmiş. Uzakdoğu Asya’da kaplanlar, özellikle ‘kocakarı ilaçları’nda kullanılmak üzere avlanıyor. Bu sebeple tapınak, kaplanları korumada ve bir koruma bilincinin oluşmasında önemli bir faktör olmuş.
Keşişler, kaplanların önceki hayatlarında ‘Budist müritler’ olduklarına inanıyor. Tapınakta, kaplanların keşişlerle uyum içinde yaşadıkları, hatta keşişler meditasyon yaparken, kaplanların ‘Guru’lar gibi keşişlerin önlerinde dizleri üzerinde çökerek oturdukları söyleniyor.
‘Kaplan Tapınağı’ bir anda herkesini ilgisini çekince hemen turistik aktivite haline dönüştürülmüş. Kaplanlara dokunmak, kucağınıza alıp sevmek, beslemek, onlarla fotoğraf çektirmek için ayrı ayrı ücretler ödemeniz gerekiyor.


Kaplanlar meta olabilir mi?

Girişte, ‘kaplanların ilgisini çekebilir’ diye, elinizdeki çanta/poşet gibi eşyaları bırakmanız rica ediliyor. Ayrıca kırmızı, sarı, turuncu gibi renklerde kıyafetler giymemeniz öneriliyor. Kaplanlarla ilgilenen gönüllüler ve keşişler bu renklerde giyindiği için, bu renklere karşı hassas oldukları, bu renkli insanları ‘oyun arkadaşı’ gibi gördükleri belirtiliyor.
Hayvanların, hele vahşi hayvanların ticari meta olarak kullanılması beni rahatsız eden bir durum. Aslında iyi niyetle, tamamen kaplanları korumak için başlayan oluşum, ilgi çektiği görülünce, turistik tura dönüşmüş. Kaplanların son derece sakin ve uysal tavırları sebebiyle, onlara düzenli olarak sakinleştirici verildiğini söyleyenler de var. Bazı hayvan hakları savunucuları ise tapınaktaki kaplanlara kötü davranıldığını, bazılarının hayvan tacirlerinden satın alınarak getirildiğini ve ticari amaçlarla tapınakta tutulduğunu iddia ediyor.
Tapınak yöneticileri ise hayvanlara kesinlikle kötü davranılmadığını belirtiyor ve ‘çok uyumalarını’ şöyle açıklıyorlar: “Kaplanlar, sabah erken saatlerde besleniyor, ardından öğlen sıcağında ise dinlenmek için uyuyorlar. Tapınak ziyaretleri de sadece öğle saatlerinde yapılabiliyor.”
Bölge gerçekten çok sıcak. Biz tapınaktayken hava sıcaklığı 40 derece civarındaydı ve hayvanlar kuytu, gölge alanlara kaçıyorlardı. Gölgeyi bulan kaplan da hemen uykuya geçiyordu. Ayrıca rahipler ve orada gönüllü çalışanlar kaplanlara çok saygılı davranıyorlardı (umarım görünürde değildir). Ancak yine de vahşi hayvanların özellikle yırtıcıların insanlarla bu kadar içli dışlı olmasını doğru bulmuyorum. Daha yakından fotoğraf çekmek için kaplanların yanına girdiğimde bir anda kucağıma koca kaplanı koymalarından da rahatsız oldum.
Tapınakta kaplanlar yalnız değil. Etrafta serbestçe dolaşan birçok hayvan var: Geyikler, mandalar, domuzlar... Kaplan Tapınağı adeta bir hayvanat bahçesi... Zaten tapınak ilk olarak orman tapınağı adıyla açılıyor ancak zamanla kaplanların heybeti ve turistlerin yoğun ilgisi sayesinde ‘Kaplan Tapınağı’ adını alıyor. Bu yüzden burada yaşayan tüm hayvanlar serbestçe etrafta dolaşıyorlar. Ve onlar da insanlarla gayet içli dışlı!


‘Burada başıma gelecek her şeyden ben sorumluyum!’

Tapınağa girişte, başınıza gelebilecek her türlü can ve mal kaybından sizin sorumlu olduğunuza dair bir belge imzalamanız gerekiyor. Bugüne kadar birkaç ziyaretçi ve gönüllü çalışanın başından kaplanlarla ilgili nahoş olaylar geçmiş. Kaplanları beslemek isteyen Taylandlı bir kadının parmaklarına birkaç dikiş atılması gerekmiş, gönüllülerden bazılarının üzerlerine atlayan kaplanlar yüzünden hastanede uzun süre tedavi görmesi gerekmiş. Unutulmaması gerekir ki kaplanlar evcil hayvanlar değil. Özellikle ona yaklaşırken çok dikkatli ve saygılı olmanız gerekiyor. Garip, taşkın turist hareketlerini hiç hoş karşılamadıklarını da belirtmekte fayda var. 200 kiloluk heybetli görüntüsü, güçlü pençeleri ve uzun yırtıcı dişleriyle zaten bu saygıyı çoktan hak ediyorlar. Son söz: Aman dikkat!