KOSOVA'NIN EN GÜZEL ŞEHRİ: Prizren

Murat Hüdavendigâr'ın şehit düştüğü Kosova'nın, hatırı sayılır bir Türk azınlığa sahip kenti Prizren'deyiz. Şehrin, sanılanın aksine Avrupa'nın o dertsiz tasasız muhitlerinden pek bir farkı yok...
KOSOVA'NIN EN GÜZEL ŞEHRİ:
Prizren

Elimin klavyeye gitmediği bir haftanın ardından ‘çapulculuk’ yapmaya devam edelim. Bu hafta Kosova’nın en güzel şehri Prizren’i anlatacağım. Ama önce, geçen hafta da anlattığım kısa öyküyü hatırlamak gerekiyor.
1389’da, Osmanlı ile Balkan ülkeleri arasında gerçekleşen 1. Kosova Savaşı’nda her iki ordunun da komutanları savaş meydanında ölmüştü. Sırp prensi Lazar savaş sırasında, Osmanlı padişahı Murat Hüdavendigâr ise savaş sonunda, savaş meydanını gezerken, yaralı bir Sırp prensi tarafından şehit edilmişti (başka rivayetler de var ama bu anlatım en kabul göreni). Osmanlı tarihinde, savaş meydanında ölen tek padişah olan 1. Murat’ın iç organlarının gömülü olduğu türbe, Kosova Ovası’nda, Osmanlı’nın doğayla uyumlu mimari anlayışının bir örneği olarak, yeşillikler arasında bulunuyor. 

Savaşın başladığı yer
Yıllar sonra ise Yugoslavya, hemen bu türbenin karşısında bulunan ve Sırp prensi Lazar’ın öldürüldüğü yer olarak kabul edilen ‘Gazimestan’da yüksek ve ihtişamlı bir anıt inşa etti.Sırp milliyetçiliğinin çıkış noktası olan bu olay bir anıta da kavuştu. Her yıl bu anıtta toplanan Sırplar, Kosova Savaşı’nı anarlar. Ancak bu anma törenlerinin en ünlüsü 1989 tarihini taşır. Sırp milliyetçisi Slobadan Miloseviç, ülkenin her yanından otobüsler tutarak (hatta bazen de zorla), ‘1 milyon’ Sırp’ı bu meydanda toplar ve tarihi konuşmasını yapar. Bu konuşma Yugoslavya’nın dağılma sürecinin başlangıcı kabul edilir.
Yüz binlerce kişinin ölümüne sebep olan Miloseviç, daha sonra savaş suçlusu olarak yakalanır ve ömrünün son günlerini Lahey’de hapishanede, kâbuslar görerek, ağır bir depresyon içinde tamamlar.
İşte bu savaşların en kanlılarından biri de bu konuşmaların yapıldığı Kosova’da oldu. Kosova’nın dört bir yanı gibi Prizren de bu acı yıkımdan nasibini aldı. Prizren fotoğraflarına bakan herkesin ilk aklına gelen yer Saraybosna olur. 3 gözlü köprüsüyle gerçekten de bu kentin küçük bir kopyasıdır.
Prizren, Balkanlar’ın ünlü dervişi Sarı Saltuk’un mezarlarından birinin yer aldığı rivayet edilen ünlü Şar Dağları’nın eteğinde. Balkanlar’ın Müslümanlaşmasında büyük payı olan, Bektaşi dervişi Sarı Saltuk, bu coğrafyayı o kadar çok etkilemiş ki birçok bölgede ona atfedilen mezarlar bulunuyor. Bu mezarlar elbette bir simge. Ona duyulan saygının ve sevginin bir nişanesi. Bu kadar büyük bir bilgenin mezarı, olsa olsa Şar Dağları gibi görkemli bir dağ olurdu zaten!
Hem Arnavutluk’a hem de Makedonya’ya sınır olan bu güzel şehir, aynı zamanda birçok inancı ve toplumu da bünyesinde taşıyor. Nüfus, çoğunluğu Arnavut olmak üzere Boşnak, Türk, Sırp, Roman ve Makedonlardan oluşuyor. Ancak savaştan sonra Sırpların ve Hırvatların çoğu şehri terk etti. Prizren’in en kalabalık azınlıklarından biri de Türkler; aynı zamanda Arnavutların da en iyi anlaştığı toplum. Prizren’in resmi dillerinden biri olan Türkçeyi sokakta sık sık duyabilirsiniz. Türk dizilerinin etkisiyle de hemen hemen tüm Prizrenliler az çok da olsa Türkçeyi konuşabiliyorlar. Bu yüzden Türkiye’den gelen kimse burada dil sıkıntısı çekmeyecektir.
Roma döneminden beri hep önemli şehirlerden biri olan Prizren, özellikle Osmanlı zamanında altın çağını yaşadı. Şehrin her tarafında göreceğiniz birbirinden güzel Osmanlı eserleri bu altın çağın simgeleri. Fatih Sultan Mehmet zamanında fethedilen Prizren, Osmanlı için çok büyük öneme sahipti. Balkanlar’ın orta yerindeki bu stratejik şehir, ticaret yolu üzerinde olduğu için de en zengin şehirlerden biriydi. Kosova Savaşı sırasında kent büyük tahribata uğradı. Prizren, bu yaraları daha yeni yeni sarıyor. Bu yüzden her yerde inşaat devam ediyor.
Prizren’in Saraybosna’ya benzeyen bir diğer özelliği de şehre yukarıdan baktığınızda tüm dinlere ait ibadethaneleri bir arada görebildiğiniz, dünyadaki ender şehirlerden biri olması. 

Huzurlu bir Avrupa kenti gibi
Prizren, yeniden yapılanan Kosova‘nın en önemli şehirlerinden. Bu tarihi kent turizmin merkezi. Meydanında günün her saati yüzlerce turist görmek mümkün. Meydanın tamamını kaplayan kafeleriyle savaştan yeni çıkmış bir şehir gibi değil, Avrupa’nın dertsiz tasasız kentlerinden biri gibi. Balkan mutfağının en güzel örneklerini burada bulmak mümkün. Hem de çok ucuz!
Ancak kaleye doğru yürümeye başladığınız zaman savaşın acı izleriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Yanmış ya da yakılmış binalar arasında gördüğüm ‘Peace’(barış) yazısı bu duruma isyanın en güzel kanıtı. Bu kadar güzel bir şehrin bile savaş denen yıkımla karşı karşıya kalması, savaşın saçmalıklarından biri. Binlerce yılın kültürüyle yoğrulan şehirlerin ve kültürlerin, insanların kişisel egoları ve hırslarıyla yerle bir olması ne kadar da acı...
Köprüsüyle, camileri, hamamları, kalesiyle tam bir Osmanlı şehri olan Prizren, yine Balkanlar’daki her Osmanlı şehri gibi birçok kiliseye de sahip. Bu çok renkli ve kültürlü şehir, UNESCO Kültür Mirası’na aday... Çok kısa zamanda Dünya Kültür Mirası listesine girmesi beklenen Prizren’in turizmden kazandığı gelire Kosova’nın çok ihtiyacı var. Halkının yarısından çoğunun işsiz olduğu Kosova’da Prizren turizmi adeta kurtarıcı.
Şehrin en büyük ve en ünlü camii olan Sinan Paşa Camii, Türkiye (TİKA) tarafından restore ediliyor. Ancak yıllardır bitirilmemiş olması, halk tarafından tepkiyle karşılanıyor. Benden söylemesi!
Prizren, geleceğe umutla bakıyor. Genç nüfusunun çokluğu en büyük dayanakları. Hele Türkiye’deki gençleri görünce bu umutları daha da artmıştır.