Pamukkale eski günlerine dönüyor

Ucuz ve vizyonsuz turizm politikaları yüzünden iyice gözden düştü Pamukkale. Bembeyaz travertenler, otellerin suya ortak çıkması yüzünden karardı. Ve tam da dünyanın en özel bölgelerinden biri yok olmak üzereyken, son anda yapılan müdahalelerle hayata tutundu.
Pamukkale eski günlerine dönüyor

Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en güzel yerlerinden biridir Pamukkale. Yaşı otuzun üstünde olanlar hatırlar; TRT’nin arıza durumlarında ‘necefli maşrapa’yla birlikte en fazla ‘Pamukkale’görüntüsü belirirdi ekranda. Zaten o kadar çok arıza olurdu ki, hemen hemen her gün karşılaşırdık bu fotoğraflarla.

Rahmetli Sami Güner’in fotoğraflarının da Ölüdeniz’le birlikte vazgeçilmeziydi bu kareler. Nerede bir Türkiye ilanı görseniz, mutlaka bu iki yerin görselleriyle karşılaşırdınız. Gel zaman git zaman önce Ölüdeniz’e otelleri diktik, sonra da Pamukkale’ye… Ülkelerin uğrunda savaşa bile girebileceği bu doğa harikalarını kısa sürede yok olma seviyesine getirmeyi başardık.

Ucuz ve vizyonsuz turizm politikaları yüzünden iyice gözden düştü Pamukkale. Bembeyaz travertenler, otellerin suya ortak çıkması yüzünden karardı. Ve tam da dünyanın en özel bölgelerinden biri yok olmak üzereyken, son anda yapılan müdahalelerle hayata tutundu Pamukkale.Önce oteller yıkıldı, ardından bilimsel çalışmalarla ve doğru su taksimleriyle beyaz traverten görüntüsüne döndü. Hâlâ kısmen kararmalar olsa da, doğa gücünü yeniden gösterdi ve rüya gibi görüntüsüne tekrar kavuştu Pamukkale. Darısı lagünü kirlilik belasıyla uğraşan Ölüdeniz’in başına...

Aziz Philip’ten derman arayanlar
Pamukkale bu muhteşem görüntüsünü, suyunda bulunan yoğun kalsiyum hidrokarbonatın oksijenle buluşmasına borçlu. Bu buluşmadan ötürü meydana gelen çökeltiler, bembeyaz bir dağ kütlesi yaratıyor. Bu kütle de binlerce yıldır insanların ilgisini çekiyor. Ve tam da bu yüzden Pamukkale’nin hemen yanıbaşında, Türkiye’nin en büyük antik kentlerinden biri olan ‘Hierapolis’ yükseliyor. Hierapolis, bu termal su kaynağından (suyun ısısı 35 ila 100 derece arası) doğuyor. Kentin ilk kurucuları Frigler; kentin isim annesi ise Bergama Kralı Telephoss’un güzel karısı Hiera. Ve ardından gelen Roma hâkimiyeti... Özellikle bu sebeple kentte tüm bu geçmişin izlerini görmek mümkün.

Hierapolis, Hıristiyanlar için ayrı bir öneme sahip. Hazreti İsa’nın 5. havarisi olan Aziz Philip, bu zengin kente gelerek Hıristiyanlığı burada yaymaya çalışmış. Ancak durumdan rahatsız olan kentin ileri gelenleri, Aziz Philip’i burada öldürmüş. Yıllar sonra öldürüldüğü ve gömüldüğü yere önce bir kilise, sonra da anısına bir tapınak inşaa edilmiş. Martyrion adı verilen bu anıtsal yapıya bir nevi şehitlik de diyebiliriz.

Bilhassa Doğu Roma döneminde piskoposluk merkezi ilan edilen şehir, Hıristiyanlar için bir hac yolu oluyor. Bölge, antik dönemden bugüne Pamukkale’nin şifalı sularından ve Aziz Philip’ten derman arayanların akınına uğruyor.

Özellikle bir dönemin zenginleri, antik dünyanın dört bir yanından buraya gelip yaşamlarının son dönemlerini Hierapolis’te geçirmiş. Bu nedenle şehrin nekropolü de oldukça görkemli anıt mezarlarla dolu.

Hades’in ölüm kapısı

Apollon Tapınağı’nın hemen yanında bulunan Plutonion (Cin Deliği), kentin bir diğer önemli bölümü. Diğer adıyla yeraltı ve ölüm tanrısı Hades’in Kapısı. Bir rivayete göre, Hades’in bu ölüm kapısından geçip de sağ çıkan kişilerin suçları affolurmuş. Belgesel yapımcısı Coşkun Aral’la birlikte yıllar önce hazırladığımız bir belgeselde, bu kapıyı bilimsel yönüyle incelemiştik. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nden (MTA) bilim adamlarıyla ‘Hades’in Ölüm Kapısı’na giren Coşkun Aral, içeride yeraltı sularından kaynaklanan yoğun karbondioksit gazı olduğunu bizzat belgelemişti. Gerçekten de içeri girenlerin kısa sürede ölümüne yol açacak kadar yoğun olan bu gazdan korunmak için bu kapı artık kapalı. Fakat mitolojide geçen bir olayın Anadolu’da gerçekten karşımıza çıkması, bu toprakların bize hoş bir sürprizi...

Hierapolis’in bir diğer özelliği de hiçbir yerde bulunmayacak kadar çok anıtsal çeşmelerin (nymhaeum) bulunması. Hele kentin girişindeki çeşmenin boyu, tam 70 metre.

Kentin antik tiyatrosunun sahnesinin önemli kısmının hâlâ ayakta olması ise bir diğer önemli unsur. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bulduğu fonlarla restorasyonu yapılan tiyatronun orijinali üç kat olan sahnesinin bir katı yeniden hayat buluyor. Bu sayede zaten çok ender görülen ‘sahnesi ayakta kalan tiyatro’lar arasında benzersiz bir yere sahip olacak burası.

Restorasyonu ilerletmek
Restorasyon diyince burada beni rahatsız eden bir ayrıntıyı da paylaşmak istiyorum. Hierapolis’e zenginliğini veren yeraltı kaynakları, aynı zamanda buranın en büyük laneti de! 1. derece deprem bölgesi olan bu alan, zaten depremler yüzünden yerle bir oldu. Ancak buranın en büyük şansı, devrilmiş durumda bulunan taşların yüzde 90’a yakınının hâlâ kentte mevcut olması. Doğru kazı ve restorasyon çalışmalarıyla, bu yapılar neredeyse antik dönemdeki gibi ayağa kalkabilir.

Ancak bu çalışmanın yapıldığını söylemek imkânsız. 50 yıldır İtalyanlarca kazılan bu özel şehirde nedense sadece kilise ve Martyrion’un kazısı ve restorasyonu yapılmış. Elbette bu önemli alanda bu kazının yapılması gerekiyor, ancak tüm kentin en yeni yapısı dışında başka yerde neredeyse hiçbir çalışmanın yapılmamış olması kafaları karıştırıyor. Başarılı bilim adamlarımız dururken, 50 yıldır İtalyan ekibin kazı yapması ya da yapmamasına daha ne kadar tahamül edeceğiz? Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’ın özel çabasıyla bulunan kaynak olmasa, belki de dünyanın en iyi durumdaki antik tiyatrosunda bile çalışma yapılmayacaktı. 70 metrelik çeşme, Hades’in Kapısı, Apollon Tapınağı... Hepsi o kadar görkemli ki, özel ilgiyi hak ediyorlar. Her yıl bölgeye gelen 1 milyon 700 bin turisti de düşünürseniz, bu ayrıca ekonomik bir gereksinim. Bu şekliyle bu kadar kişinin geldiği yerin ayağa kalkmış halini hayal edebiliyor musunuz? Türkiye’nin değil, dünyanın en görkemli antik kenti olacağına şüphe yok!

Hierapolis ve Pamukkale, Türkiye’nin en özel yerlerinden biri. Denizli’ye 20 km. uzaklıkta bulunan ve ulaşımın çok kolay olduğu bu dünya harikasına hâlâ gitmediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz. Eski görkemli günlerine dönmüş olan Pamukkale, daha fazla ilgiyi hak ediyor.

Bir Hierapolis efsanesİ Günlerden bir gün bir çoban kızı artık çirkinliğinden bıkar, canına kıymak ister ve kendini Hierapolis’in sularına bırakır. O sırada oradan geçen bir prens, kızı son anda ölümden kurtarır. Hierapolis sularının şifalı olduğunu bilmeyen çoban kızı, prense öfkelenir. Ancak prens, ‘bu kadar güzel bir kızın neden ölmek istediğini anlamadığını’ söyler. Kız, şaşkınlık içinde sudaki aksine bakar. Gerçekten de o çirkin kız gitmiş, yerine dünyalar güzeli bir kız gelmiştir. Gerisi malum: Mutlu son!

Hierapolis ve Pamukkale neden UNESCO dünya mirası listesinde?

Tarihsel sebep

Apollon Tapınağı altındaki Plutonion (Cin Deliği ya da Hades’in Kapısı)

Dinsel sebep

Aziz Philip Şehitliği (Martyrion)

Arkeolojik sebep

Tiyatro ve mezarlık (Nekropol)

Doğal sebepler

Termal su, hamamlar, nymhaeum’lar (anıtsal çeşmeler) ve travertenler