Safranbolu'da zaman

Safranbolu asıl ününü mimarisi ile kazanmış bir kent. Sadece konakları değil kentin kendisi çok başarılı şehir mimarisi örnekleri ile dolu. Evler öylesine muntazam yerleşmiş ki; hiçbir ev diğerinin manzarasını kapamaz. Tüm evler şehrin anıtsal yapılarını ve dini eserlerini izler.
Safranbolu'da zaman

Türk belgesel tarihinin önemli isimlerinden Süha Arın’ın ‘Safranbolu’da Zaman’ filmi, benim belgesele olan ilgimi oluşturan eserlerden biriydi. Rahmetli Süha Arın, 1976 yılında hazırladığı bu film ile Anadolu’da tarihi dokusu zengin ancak yok olmak tehlikesi ile karşı karşıya olan Safranbolu’yu Türkiye’ye tanıtmıştı. O zamanlar tüm Türkiye, İstiklal Marşı ile açılan ve yine İstiklal Marşı ile kapanan TRT yayınlarını pür dikkat izliyordu. TRT’de yayımlanan her şey bir anda ülkenin gündemini oluşturuyordu. İşte bu dönemde yayımlan ‘Safranbolu’da Zaman’ belgeseli, herkesin konuştuğu bir film olmuştu. Ülke, yok olma tehlikesi içinde bulunan Safranbolu’yu kurtarmak için adeta seferber olmuştu. Safranbolu, bir belgesel film sayesinde kurtulmuştu. Tarihi M.Ö. 3000’e kadar giden Safranbolu, Türkiye’nin en genç şehirlerinden Karabük’e bağlı bir ilçe. Çarpık kentleşme örnekleriyle dolu yeni Safranbolu’ya inat Türkiye’nin en güzel yerleşim yerlerinden biri. Derin kanyonların oluşturduğu vadide kurulmuş kentin sadece görkemli konakları değil doğası da çok özel. Anadolu’dan Sinop’a giden kervanların yolu üzerinde bulunması sebebiyle çok eski bir tarihe sahip. Ancak şu anda herkesin hayran olduğu, 1994 yılında da UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne girmeye hak kazanan beldenin kaderi Cinci Hoca ile değişmişti.

Cinci Hoca kimdi? Asıl adı Karabaşzade Hüseyin Efendi olan Cinci Hoca, 17. yüzyılda yaşamış bir üfürükçü. Safranbolu’da doğan Cinci Hoca, iletişim kuruduğu cinlerle yaptığı tedavi yöntemleriyle ünlü olmuştu. Ünü o kadar yayılmıştı ki kısa zaman sonra, Kösem Sultan tarafından akli dengesi bozuk olan Osmanlı padişahı 1. İbrahim’i tedavi etmesi için saraya davet edilmişti. Tarihe Deli İbrahim diye geçen padişahın tedavisinde başarılı olması üzerine büyük bir şöhrete ve servete sahip olmuştu. Sultan İbrahim tarafından kazasker mertebesine yükseltilen Cinci Hoca memleketini hiçbir zaman unutmamıştı. Kazandığı yüksek itibar sayesinde 1645 yılında Anadolu’nun en büyük hanlarından birini Safranbolu’da yaptırmıştı. Mimar Kasım Ağa tarafından yapıldığı düşünülen bu han 60’tan fazla odaya sahipti. Cinci Hoca kısa bir süre sonra yaptırdığı hamam ile Safranbolu’yu dönemin en önemli konaklama merkezlerinden biri haline getirmişti. Büyük kervanların konakladığı Safranbolu kısa sürede bir ticaret merkezi haline de dönmüştü. Bu zengin kentte kısa sürede binden fazla konağa sahip bir yerleşim yeri haline gelmişti. Kentin üst tarafında bulunan tarım alanlarının zenginliği de eklendiğinde Safranbolu, zenginliğine zenginlik katmıştı. Osmanlı’nın çökmesi ve cumhurtiyetin kurulması kentin tarihinde büyük bir değişikliğe yol açmıştı. Yeni cumhuriyet sanayi atağına başlamış ve yeni kurulan Karabük şehrine ülkenin en büyük demir çelik fabrikasını açmıştı. Bu fabrikanın açılmasıyla tarım ve ticaret ile uğraşan hemen hemen herkes bu işletmede çalışmaya başlamıştı. Safranbolu yavaş yavaş terk edilmeye başlanmıştı. Kaderine terk edilen kent yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. 1976 yılında Süha Arın işte bu kente gelmiş ve ünlü filmini yapmıştı. İşte o günden sonra Safranbolu adeta yaşama tekrar döndü.

Safranbolu, adını dünyanın en değerli çiçeklerinden biri olan ‘Safran’ çiçeğinden alıyor. Çiçeğin ucunda bulunan tepeciğinin 1 kilosu 15-20 bin TL arası değişiyor. Bu kadar pahalı bir baharat Safranbolu’da gram ile satılıyor. 1 gramı ise 20 TL.


ÜNÜ MİMARİSİNDEN
Ancak Safranbolu asıl ününü mimarisi ile kazanmış bir kent. Sadece konakları değil kentin kendisi çok başarılı şehir mimarisi örnekleri ile dolu. Şehir, birkaç mahalleden oluşan küçük bir yerleşke. Bölgenin sert iklimden korunmasını sağlayan alçak rakımlı vadide yer alan bu yerleşim alanlarında, evler birbirlerine oldukça yakın, sokaklar ise dar... Evler öylesine muntazam yerleşmiştir ki; hiçbir ev diğerinin manzarasını kapamaz. Tüm evler adeta şehrin anıtsal yapılarını ve dini eserlerini izler. Şehrin merkezinde bulunan meydana inen tüm yollar tamamen arnavutkaldırımlarıyla yapılmış. Rutubeti azaltan ve sel sularına dayanıklı bu yol yöntemi, kışları sert iklimin hüküm sürdüğü bu bölge için oldukça elverişli. Safranbolu konaklarının bu kadar ihtişamlı olmasının en önemli sebebi çok nüfuslu aile yapısı. Anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile yapısı, Safranbolu’da pek itibar görmez. Bu büyük konaklarda çoluk çocuk, amca, hala, yengeler, torunlar hep birlikte yaşarlar. Kalabalık aile yaşantısı sebebiyle evlerde haremlik ve selamlık ayrımı bulunur. Kalabalık aile yapısı sebebiyle tüm odalar çekirdek aileyi barındıracak şekilde tasarlanmış. Bu sebeple hemen hemen tüm odalarda ahşap dolapların(yüklük) içerisinde gusülhaneler bulunur. Ayrıca ailenin sahip olduğu hayvanlar da evin zemin katındaki ahırlarda barındırılır.

Evlerin yapımında taş, kerpiç, ahşap ve alaturka kiremit kullanılmış. Bahçeler ise sokaktan taş ve kerpiç karışımı duvarlar ile ayrılmış. Duvarların arasına uzunlamasına yerleştirilmiş ahşaplar duvarın esnemesini sağlamış. Bu da özellikle depreme karşı büyük bir direnç göstermelerine sebep olmuş. Evlerin neredeyse tamamı cumbalı ve ahşaptır. Ancak kentin Rum mahallesinde taş yapılı binalar bulunur. Cinci Han’ın hemen karşısında bulunan İmren Lokumları’nın binası taş yapı mimarisine uygun kent merkezinde bulunan iyi bir örnek.

Safranbolu’da 120’den fazla çeşme bulunuyor. Ancak şu anda sadece 20-25 tanesi kullanılır durumda. Bence bu çeşmelerin faal hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü bu kadar çok çeşmeye sahip kentin bununla övünmesi ve bu çeşmelerin kullanılır hale gelmesi turizm açısından önemli. Kentte bulunan evler arabaların rahat manevra yapabilmeleri için köşelerini tıraşlamış. Safranbolu kent ve bina mimarisi açısından eşsiz bir hazine. Değil bu köşe Radikal gazetesinin tüm sayfalarının yetmeyeceği mimari özelliklere sahip.

Safranbolu ‘unutulmuş’ bir kent iken, Süha Arın’ın 1976 yılında çektiği ‘Safranbolu’da Zaman’ belgeseli ile bir anda ülkenin gündemine oturdu. Deyim yerindeyse bütün ülke Safranbolu’yu kurtarmak için seferber oldu.


BUTİK OTELLERİ MEŞHUR
Safranbolu, Türkiye’nin en önemli kültür turizmi merkezlerin biri. Özellikle son yıllarda yapılan başarılı restorasyonlarla çok keyifli butik otellere sahip. Cinci Han, İmren Konakları, Gülevi son yıllarda birçok turisti ağırlıyor. Burada özellikle İbrahim Canbolat’ın yerel mimariye kattığı modern dokunuşlar çok önemli. Kentin hemen yanı başında bulunan muhteşem manzaralara sahip Yenice Ormanları ile birleştireceğiniz kısa bir tatil için en güzel zaman sonbahar. Sonbaharın bin bir rengi bu kente başka bir hava verir. Dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarında kaybolmak ve bol bol fotoğraf çekmek için en doğru zaman... Son yıllarda golf arabalarıyla yapılan şehir turunu da mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Özellikle çocuklu aileler ve yaşlılar için müthiş bir çözüm. En son tavsiyem ise Eyvan Lokantası ve İmren Lokumları...