"Anketçini" bul, seçimi kazan

Araştırmacı ile anketçi arasındaki fark belirginleşmedikçe yapılan seçimlerin galibi olmayacak.
"Anketçini" bul, seçimi kazan

İnsanoğlu bu. Hoşuna gitmeyen durumlara hoşuna gidecek bir açıklama bulup rahatlamak ister. Sorumluluğu başka birine transfer ettiğinde rahatlar. Tayyip Erdoğan’ın seçilmesinden hoşnut olmayanlar da kendilerini rahatlatacak bir suçlu buldular. Aradaki katalizörleri atıp, mantık örgüsünü kısaltınca oldukça sadeleşen bir tez geliştirdiler:

Anketçiler Tayyip Erdoğan’ın kazanacağını gösterdiklerinden Erdoğan kazanmıştı.

53 milyon seçmen içinde Erdoğan’dan hoşlanmayanların kararlarını, medyanın üstün gayreti sayesinde haberdar oldukları anketler belirler. Bunlar önlerinde gazeteler açılmış, elleri tabletin klavyesi, gözleri haber kanalı üstünde yaşayan bir büyük halk kitlesidir. Hiç olmazsa bir 10 milyon vardırlar. Son beş seçimde “anketçilerin” yaptıkları tahminleri inceleyip ortalamaları alırlar. Her bir “anketçi” ortalamasının gerçekleşen sonuçlara göre standart sapmasını hesap edip en fazla güvenebilecekleri “anketçileri” seçerler.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde seçtikleri “anketçiler” Erdoğan’ı net bir şekilde kazanacak göstermektedir.

Söylemeye belki gerek yok ama hepsi yazın Bodrum’da yaşarlar. Hafta sonu uçuşlarını daha bahardan kapatırlar. Beyinleri adeta tek bir beyinden kopyalanmıştır. Aynı nöronlar, aynı sinirlerle turalayıp, aynı karara erişirler. Erdoğan’ın seçimi kazanacağını öğrenince de aralarında durumdan vazife çıkarıp, konu komşuyu ayaklandırarak İstanbul’a sandığa koşan çıkmaz. Hep birlikte seçime katılmamaya ve efkârlarını Yalıkavak’ta “rakı balık” yaparak dağıtmaya karar verirler. Elbette bu büyük kitle seçime katılıp çatı adayına oy vermeyince de seçimin galibi Erdoğan olur.

Seçime katılmamanın başka bir gerekçesi olabilir mi? Bir zamanlar, belki izin zamanı ,sandık bölgesinden uzaklaşıp memleketine giden, ekmek parası uğruna kimi zaman fındık toplamaya, kimi zaman hayvan otlatmaya, yaylalara çıkanlar varmış. Ama çok şükür o günler geçti. Geliştik.

Şimdi seçmenlerimiz Limon’da kahvaltı yapıp Mimoza’da gün batırırken anketleri analiz ediyorlar. Böyle bir seçimin galibi olmaz. Yenileni ise çoğu hiçbir kurala bağlı olmayan “anketçiler”dir. Bu durumda seçim sürecinden çıkarılabilecek dersler iki ana hatta toplanır.

Birinci hat bu anketlerin yasaklanarak milyonların yanıltılmasının engellenmesi olabilir. Hayatında, televizyondan seçim tahmini dinlemekten başka hiçbir ciddi araştırma ilişkisi yaşamamış bir siyasetçi kümesi için de gayet makul bir çözümdür. Zaten dedelerimiz zamanında araştırma mı vardı? Siyasetçi gelir propagandasını yapar iş biterdi.

Diğer seçenek biraz daha kurnazcadır. Madem seçim sonuçlarını bu anketler belirliyor, işte sonraki seçimleri kazanmanın anahtarı:

Var olanlardan gerektiği kadar anketçi transferi yapılıp ilaveten partiye yakın bazı arkadaşlar da üstat anketçi olarak lanse edilebilir. Kendisini hiçbir profesyonel kural ve denetimle bağlamamış bir “anketçinin” transferi o kadar zor olmasa gerektir.

Elinde anket tutanı, sonuçları beğendiği müddetçe duayen diye lanse edebilecek araştırma bilmez medya mensubu bulmakta bir sıkıntı çekmez. Zaten, son iki seçimde de önemli deneyimler edinilmiştir.

Bu yazı ile uğraşırken CHP kurultayına ilişkin bir “anket” yayını gözüme ilişti. Halk, mevcut başkana muhalif olan adayı destekliyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi anketi kimin finanse ettiği, müşterisinin kim olduğu ve neden kurultayın hemen öncesinde yayınlandığı belli değildi.

Bu mesleki bir kuraldır: Müşterisi gizli, sonucu açık araştırma olmaz. Finansmanını kimin sağladığı ve neden yapıldığı belli olmayan sonuçlarla karşılaştığınızda bunu bir manipülasyon girişimi olarak kabul edebilirsiniz.

Doğrusu bu yazıyı nereye bağlayayım bilemedim. Bir çeşit “The Truman Show” içinden geçiyoruz. En iyisi sizi www.tuad.org.tr adresine aktarmaya çalışayım. Bir göz atmak bile profesyonel araştırma ile “anketçi” arasındaki farkı hissetmeye ve gerçek araştırma dünyasının kodları ile tanışmaya yardımcı olur.