Eğer tapu kâğıtlarınızsa mutluluk...

Sınıf atlama, statü yükseltme çabası ile birlikte sahip olduklarımıza endekslenmiş başarı anlayışımız günlük hayat stresini besliyor. Daha gergin, daha stresli insanlar olmamızı tetikliyor.
Eğer tapu kâğıtlarınızsa mutluluk...

Yıl 2009’du. Bangkok’ta bir konferanstaydık. Krizin kendisi de, sözü de dünyayı turluyordu. Toplantıda Ipsos’un krizin yurttaşlar üzerinde etkisini ölçen “Kriz ve Mutluluk” araştırması sonuçları açıklanmıştı.

Öğle yemeğinde tam da fıkradaki gibi bir Çinli, bir Fransız ve bir Türkiyeli bir araya gelmiştik. Neden Çin en mutsuz ülke çıkmıştı? Neden Türkiye ikinci en mutsuzdu? Ve neden Fransızlar sanki hiçbir şeyden etkilenmemiş gibiydiler?
Her birinin haklı tarafı olan birçok açıklama yapılabilirdi. Ben marka iletişimlerini mutluluk üzerinden götüren bazı arkadaşlara yaptığım yarı şaka yarı ciddi önerideki yaklaşımı korudum.

Önerim mutluluk yerine melankoli üzerinde durmaları olurdu. Biz acısız yapamayız. Hayatımızın en azından bir parçasında acı bize eşlik etmelidir ki mutlu olabilelim. Saçma sapan bir cümle gibi dursa da doğrudur. Arabesk tarafımız güçlüdür. O yüzden mesela “dertler çıkarsa şaha, aç bir kutu kola” gibi sloganlar, mutluluğa çağırmaya göre daha damardan etki yapar.

Yemek masasındaki açıklama ise bundan daha fazla akademik oldu. Fransızlar şartlar ne olursa olsun mevcut hayat koşullarını sürdüreceklerine güveniyorlardı. Daha önce de pek çok kez böyle işler başlarına gelmiş ama yaşam kaliteleri aynı kalmıştı. Daha fazlasına yönelik hırsları da sınırlıydı zaten. Mevcut standartları iyiydi.

Çin ve Türkiye geçmişte Dünya üzerinde söz söyleyen büyük medeniyetlerin mirasını taşıyorlardı. Çağlar boyunca Dünya’nın gidişatını etkilemişlerdi. Gururluydular. Ama özellikle son iki yüzyılda epeyce “dayak” yemişlerdi. Daha yeni yeni “gelişen ülke” sınıflandırmasına mazhar olabiliyorlardı.
O yüzden aceleleri vardı. Bir an önce sıçramak, eski konumlarını restore etmek iddiası ülke vatandaşlarında da yansımasını buluyordu. Oldukları yerle tatmin olmuyorlardı. Daha iyi bir statüye ve daha çok şeye sahip olmak için aceleleri vardı. Kriz sözü işte bu umutlara darbe vuruyordu. Büyük hayaller hızla mutsuzluğa dönüşüyordu.

Çok daha yakın tarihli bir araştırma, başarının farklı ülke yurttaşları tarafından nasıl algılandığı ile ilgili veriler sağlıyor. Acı seven melankolik tarafımıza, sınıf atlama konusundaki güçlü irademize de uygun… “Başarımı sahip olduklarımla ölçerim” cümlesine katılımda yine Çin birinci ve Türkiye Hindistan’ın ardından üçüncü. Çin yüzde 71, Hindistan yüzde 58 ve Türkiye yüzde 57 ile bu ifadeye katılıyor.

Bağrında Doğu’nun en önemli felsefelerini barındıran ülkelerin insanları kendilerini dünya malına endekslemiş gözüküyorlar. Son zamanlarda, benim çevremde Hindistan’da aylar geçirmek üzere yola çıkan arkadaşlar oldu. Ruh huzurunu, dünya malının ötesine geçecek bir olgunlukta yakalamanın yollarını aramaya gittiler. Aynı sıralarda Hintliler de iş kapmak ve para yapmak için akın akın dünyaya açılıyorlardı.

Ne çare ki, doğunun yeniden “psikolojik iktidar” mücadelesine ruhsal dinginlikten çok materyalizm kılavuzluk etmektedir.

İsveçliler başarı ve mülk ilişkisini en az kuranlar. İngiltere, Amerika, Kanada, Japonya gibi gelişmiş kabul edilen ülkeler de bu konuda alt sıralardalar. Başarı kavramını daha çok çeşitlendirmişler belli ki...

Sınıf atlama, statü yükseltme çabası ile birlikte başarının bu materyal tanımı günlük hayat stresini besliyor. Daha gergin, daha stresli insanlar olmamızı tetikliyor.

Aynı araştırmanın bir başka parçası var. “Başarılı olmak ve para kazanmak için çok stres altındayım” cümlesine en çok katılanlar yine Çinliler. Türkiye ise Güney Afrika, Rusya ve Hindistan’ın ardından beşinci sırada geliyor. Türkiye’de bu ifadeye katılım oranı yüzde 53.
İtalya, İsveç, Japonya ve Fransa gibi ülkelerin vatandaşları bu stresten en az etkilenenler. Markaizm çağının yardımı ile dışarılardan kaynak transfer etmeyi başararak yüksek gelirlere ulaşmış olan ülkeler “parayla saadet olmaz “ diyorlar.

Şöyle bir sonuca varmak en doğrudur:

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Önce para kazanacaksın, sonra para kazanmaya aldırmayacaksın.

Manevi iklimimizin zenginleştiğini, etik değerlerin yükseldiğini sanıyorsak fena halde yanılıyoruz. Biz şimdi inşaatlar yapmakla ve paralar kazanmakla meşgulüz.