Altın Koza'da ödüller kimlere gider?

Altın Koza'da asıl heyecan üç kategoride yaşanacak elbette. Hislerimle dört filmin öne çıkacağını söyleyeyim: Derviş Zaim imzalı "Balık", Nesimi Yetik imzalı "Toz Ruhu", Murat Düzgünoğlu imzalı "Neden Tarkovski Olamıyorum", Nisan Dağ ve Esra Saydam imzalı "Deniz Seviyesi".
Altın Koza'da ödüller kimlere gider?

Radikal’in internet üstü uygulamasıyla barışık olanlardanım. Ama festival zamanlarında insan gazetenin kağıda basılı halini özlemiyor değil. Ödüllerin dağıtılacağı günün sabahında, sinema yazarlarının “ödül toto” tahminlerini görmenin keyfi bir başkaydı canım!

Altın Koza’da son gün. Bu akşam 20.30’da Merkez Park Amfi Tiyatro’da ödüller sahiplerini bulacak. 21. Altın Koza’nın büyük merakla beklenen ödülleri, tartışmasız Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda verilecek ödüller.

Reha Erdem başkanlığındaki jürinin kararları, sadece kimi filmlere ışık düşürmekle kalmayacak. Hatırı sayılır para ödülü, yarışan ekiplerin yeni üretimler için kaynak bulmasını da sağlayacak. Işık düşürmek deyince, FİLMYÖN ve SİYAD jürilerinin ödüllerinin de altını çizmek gerekiyor. Merak etmeyin, Halk Ödülü’nü de unutmadım.

Bu yıl, çoğu zaman sıcak, kimi zaman sağanak yağmur altında geçti festival. Ama ne sıcaktan etkilendi sinemaseverler ne yağıştan. Özellikle yarışma filmlerinin galalarında salonlar doldu taştı. Merdivende yer bulabildiğimize sevindik çoğu zaman. Galalardan sonra film ekiplerinin katılımıyla gerçekleştirilen söyleşilere de katılım yoğundu.

Geçen yıllarda jüri, yarışmacılarla aynı otelde kalıyordu. Bu yıl yeni açılan bir otelin de festival bünyesine alınmasıyla jüri ile yarışmacılar arasına fiziksel bir duvar örülmüş oldu. Böylece, “Şu jüri üyesi bu yarışmacıyla sohbet ederken görülmüş,” dedikodulardan kaynaklanan gerilimler yok oldu. Herkesin birbirini iyi tanıdığı bir sektörde kaçınılmaz olan sohbetler, nedense bu festivallerde duygusal gerilimlere yol açıyor. Seviyoruz dedikodu üretmeyi.

Reha Erdem, ilk günlerde bu gerilime yenik düşmeyeceklerini ve olabildiğince rahat hareket eden bir jüri olmak istediklerini söylüyordu. Ama günler geçtikçe işin rengi değişiyor tabii. Jüri, ister istemez film gösterimleri ve özel yemekler dışında otelinden çıkamaz hale geliyor.

Peki çıksalar ne olacak? Festivalleri bilenler bilir. Başını SİYAD üyelerinin çektiği muhteşem partileri kaçıran jüri üyeleri için üzülüyorum. Parti deyince gözünüzde ne canlanıyor bilmiyorum ama derin sinema tartışmaları da olmalı bu görüntüde karaoke yapan sinemacılar da. Bir masada saatlerce sektörün sorunları üstüne fikir jimnastiği yapanları , bir diğer masada akla hayale sığmayacak dans figürlerini görebilirsiniz. Ama sözün özü, herkesin önceliği filmlere, içeriğe ve sinemaya verdiği bir festival yaşandı yine.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün açılış gecesinde “Bu festivalin adının Adana Film Festivali olmasını tartışmaya açmak gerektiğini düşünüyorum,” cümlesi de konuşuldu elbette. Başkan, bu çıkışıyla tam olarak neyi işaret etmek istediğini ilerleyen günlerde açıklayacaktır elbette. Ancak bütün sinema üreticilerinin ve Adana halkının hemfikir olduğu bir konu var. Sürekliliğin bu kadar zor sağlandığı bir coğrafyada, “Altın Koza” adının ve markasının korunması gerekiyor.

Festivalin son beş yılına damgasını vuran ekip, bu markanın algısına önemli katkılarda bulundu. Ulusal olmanın, bir kompleks olmaması gerektiği bilinciyle, Türkiye’nin sinema üretimine katkıda bulundular. Bu katkı ile Altın Koza markası, Adana markasının önüne geçmeden yükseldi. Unutmayalım!

Gelelim ödüllere...

Açıkçası herkes jürinin işinin oyuncu ödüllerinde kolay olacağını ama diğer kategorilerde nasıl bir sonuca gidileceğinin belli olmadığını düşünüyor. En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde, iki filmi yarışmada olan Tansu Biçer’in ödülü kaldıracağı kesin gibi. Tek merak edilen hangi filmiyle bu ödülü alacağı olabilir. Türkiye Sineması, Tansu Biçer gibi bir oyuncuya sahip olduğu için çok şanslı.

En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde birden çok isim konuşulabilir. Sanem Çelik, Damla Sönmez, Selin Yeninci adları jüri masasından geçse de, kişisel fikrime göre ödülü kaldıran isim “İçimdeki Balık” filmindeki rolüyle Deniz Özdoğan olacak.

Yardımcı oyuncular konusunda jüri farklı isimlere gidebilir. Jürinin oyuncu üyeleri Ahu Türkpençe ve Ayberk Pekcan bu konuda belirleyici olacaklardır.

Müzik ödülünün verilmesinde Tamer Çıray’a, görüntü yönetmeni ödülünde Gökhan Tiryaki’ye iş düşüyor ama elbette sonuç, jürinin bütün üyelerinin kararlarıyla çıkacak. Hadi bir tahmin de burada yapayım ve görüntü yönetmeni ödülü için “Deniz Seviyesi” filmiyle John Wakayama Carey’nin adının geçeceğini söyleyeyim.

Asıl heyecan üç kategoride yaşanacak elbette: En iyi film, yönetmen ve senaryo. Bu konudaki uzman yorumları SİYAD üyesi arkadaşlarıma bırakıp hislerimle dört filmin öne çıkacağını söyleyeyim: Derviş Zaim imzalı “Balık”, Nesimi Yetik imzalı “Toz Ruhu”, Murat Düzgünoğlu imzalı “Neden Tarkovski Olamıyorum”, Nisan Dağ ve Esra Saydam imzalı "Deniz Seviyesi".

Bu isimlerin dışında sürpriz yapabilecek üç film daha var. Diğer kategorilerde onların da adını duyabiliriz. “Bu kategoride ödüle layık film bulunamamıştır,” ya da “bu kategoride ödül iki film arasında paylaştırılmıştır,” anonslarını duyacağımızı sanmıyorum. Ama belli de olmaz...

Üretim süreci demokratikleştikçe sayısal bir artış yaşanıyor. Tartışılan bakanlık destekleri de bu artışa katkıda bulunuyor. Ama bu artış her zaman sinemanın lehine olmuyor açıkçası. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Bir dostumun anlatışıyla “Hayatında üç hikaye yaşamış, aklına gelen dördüncü hikayeyi film yapmak istemiş,” yönetmenler de var. Önümüzdeki yılların üretimleri açısından sorun var mı derseniz, bence var.

Sonuçta ben, sinemayı ve emeği seven biriyim. Kötü bir yerden bakamıyorum, kıyamıyorum. Ama kimi işlerin de sinemaya kötülük olduğunu düşünüyorum.

Festivali festivale bağlayarak bitirelim. Açılış günü Antalya Altın Portakal’ın, Adana Altın Koza’ya çiçek göndermesi harikaydı. İsteyince oluyormuş, zor değilmiş.

Ve son cümle: Reha Erdem başkanlığındaki jüri üyelerinin neşeli hallerine uzaktan baktıkça “Sinema bir şenliktir,” diye Onat Kutlar’ı rahmetle andım.

Bu jüriden çıkacak karar her ne olursa olsun, sinemanın bir şenlik olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatacaktır.