Antakya'dan hangi parti çıkar?

Suriye'deki iç savaş Antakya'yı tamamen değiştirmiş. Şehir büyük bir kamplaşma içinde. Son iki yıl içinde birçok olay yaşanmış durumda. Bütün bunların seçimlere nasıl yansıyacağı ise merak konusu.

Antakya halkının canı sıkkın.

Oturduğumuz restoranın şefi “Sınırın bu tarafında en sevdiğim arkadaşım bir öykücü, öte tarafta şair amcam var, bir savaş çıksa kim kime kurşun sıkacak, şiirle öykü mü kavga edecek?” diyor.

Masadaki yargıç hanım son zamanlarda boşanmalarda büyük bir artış olduğunu anlatıyor.

“Bu çocuklar savaşı kitaplardan öğrensin derdik, yaşayarak öğreniyorlar,” diyor bir tarih öğretmeni.

Restorana gelene kadar, neredeyse her köşe başında kaldırımlara oturmuş Suriyelileri gördük. Günübirlik işler için yol kenarlarında bekliyorlarmış. Yüzlerinde açlıktan çok öfke var.

Taksiciler ve esnaf, Suriyelilerden ‘bunlar’ diye bahsediyor. Şehirde son yıllarda yaşanan bütün olumsuzlukların öznesi ‘bunlar’ olmuş.

Radikal yazarı Yekta Kopan, Antakya'da “İpekli Mendil Kütüphanesi”nin açılışına katıldı.

 

Son iki yıl içinde birçok olay yaşanmış durumda. Suriyeli sığınmacıların kendi aralarında yaşadıkları kavgalar artık günlük hayatın bir parçası olmuş. Gasp, bıçaklama, yaralama olaylarında ciddi bir artış var. Aileler çocuklarını okula yollarken, bazı yollardan geçmelerini yasaklamış. “Çocuklar, tehlikeyi her an enselerinde hissederek yaşıyor” diyor bir öğretmen.

Olaya öğrenciler açısından bakınca çok farklı bir tablo çıkıyor ortaya. Bütün siyasi söylemlerin ötesinde bir durum bu. Hayatın içinde. Bir şehrin ‘büyüme’ hikayesine hakim olan kelimenin ‘tedirginlik’ olması düşündürücü.

Bir rehberlik öğretmeni “Çocukların algısı farklı, dışarıdan baktığımızda aldırmıyor gibi davranıyorlar ama biraz deşince mutsuzluklarını anlıyoruz,” diyor, “sağdan soldan duyduklarını yaşadıkları tedirginlikle birleştirince iyice sertleşiyorlar, her konuda saldırgan olmaya başladı çocuklar, kendi içlerinde bile kamplaşmalar başladı.”

O kamplaşmanın şehre sindiğini görmek zor değil. Kimileri durumu daha nesnel değerlendirmeye çalışırken kimileri için gelen bütün sığınmacılar sadece birer ‘suç deposu’. “Misafir dedik, başımızın üstünde yeriniz var dedik, ama gelip boğaz kestiler, misafir de misafirliğini bilecek,” diyor bir esnaf.

Şehrin farklı kesimlerinde farklı tahminler var ama genel olarak 10 milletvekilliğinin 5’i AKP’ye gider diyor Antakyalılar. Kimileri bütün bu yaşananların sorumlusu olarak gördükleri partinin 4 milletvekilini geçemeyeceğini söylüyor. Kalan milletvekilliklerinde CHP 4, MHP 1, HDP 1 şeklinde bir dağılım tahmini var. “HDP’nin Antakya’da şansı yok” diyenlere “Neden?” diye soruyorum. “Sadece Kürtlerin değil, tümüyle solun sesi olurlarsa o başka, ama şimdilik işleri zor” diyorlar.

Kimilerine göreyse şu andaki dağılım (AKP 5, CHP 4, MHP 1) değişmez.

Antakya ziyaretimizin nedeni Narlıca Anadolu Lisesi’nde açacağımız kütüphane. İki günümüz çocuklarla geçiyor. Sınıra en yakın bölge burası. Biraz kaderine terk edilmiş gibi. Okuldaki öğrenciler, kütüphane açılacağı haberiyle havalara uçmuş. Bazı öğretmenler, bu girişimin okuldaki temsilcisi edebiyat öğretmeni Mehmet Tutar’ı ciddiye almamışlar önce. “Haberi duyduğumuzda bir çeşit ‘Selamsız Bandosu’ hikayesi yaşayacağımızı düşünüyorduk” diye açıklıyorlar durumu. Ama ‘ince-uzun edebiyat öğretmeni’ Mehmet Tutar ve okulun genç müdürü Mehmet Kaynak inançlarını asla kaybetmeyecek kişiler.

Sonunda 3 Nisan 2015 Cuma günü, 750 öğrenciyle birlikte Antakya Narlıca Anadolu Lisesi’nde “İpekli Mendil Kütüphanesi”ni açtık. Adını Aralık 2014’te Can Yayınları’ndan çıkan kitabımız “İpekli Mendil”den alan kütüphane dünya edebiyatından çizgi romana, şiirden antolojiye 1520 kitabı, e-kitapları, bilgisayarı, okuma alanı ve herkese açık yapısıyla hizmete başladı bile.

Kitap kolileri açılmaya başlandığında “Turgut Uyar nerede, Turgut Uyar çıkmayacak mı bu kolilerden?” diye heyecana kapılan öğrenciyi görünce, şehrin üstüne sinmiş umutsuzluk bir anda silinip gitti.

Kitaplar raflara dizilmeye başlandığında Sylvia Plath kitabına sarılan öğrenciyi görünce, tedirginlik yerini güvene bıraktı.

Duvarlara yazar fotoğrafları asılırken Yaşar Kemal’in olduğu çerçeve yere düşünce “Yaşar Kemal yere düşemez, düşürülemez!” diye hepimizi azarlayan öğrenciyi görünce siyasetin kirli dili, yerini içten bir ses bıraktı.

Ahmet Atakan’ın, Abdullah Cömert’in hayatını kaybettiği sokakların önünden geçerken sessizleşen öğrencileri görünce hayatın utancını birlikte sırtlamak gereğini bir kez daha anladık. “Adalet istiyoruz!” haykırışının karşılığı o sokaklarda duruyor.

Analar babalar çocuklarına iş, gelin-damat dilemek için giderlermiş Hıdırbey Köyü’ndeki Musa Ağacı’na. Şimdi dertli avuçlarını koca ağaca sürüp evlatlarına “hayat” diliyorlar.

Seçim sonrasında şehrin sözünü Meclis'e taşıyacak olanların öncelikle bunu hatırlaması gerekiyor. Kendi tabanına ‘boncuk’ dağıtan siyasetçilerden bıkmışlar artık. “Her şehirde, her devirde öyle olmadı mı?” diye soruyorum. Yaşlı bir amca “Artık yalancıların, o boncuk buldukları boklarında boğulma zamanı” diyor.

Antakyalılar tedirgin. Öykü, şiire kurşun sıkmasın istiyorlar.

Bir tuhaf ruh haliyle gittiğimiz seçimin sonunda tahminler tutar mı bilinmez. Ama isteyen istediği kadar siyasi oyunlar oynasın bu kadim şehrin üstünde, sonunda kazanan o çocukların umudu olacak.