Benim sansürüm senin sansürünü döver

Her gördüğünü retweet etmeden ya da okuduğu her habere kibirle yaklaşmadan pozisyon almak da mümkün. Bir orta yolculuk değil sözünü ettiğim, gerçek bilgiye ulaştıktan sonra konunun yandaşı olabilmek kararlılığı.

Sadece Türkiye tarihine değil, dünya tarihine kaydolan bir dava yaşandı geçen yıl boyunca. Kamuoyunda bilinen adıyla anmak bile tuhaf: Apollinaire Davası.

1911 tarihli “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” adlı kitabın yayıncısı ve çevirmeni sanık sandalyesine oturtuldular. Asliye ceza başka telden çaldı, Yargıtay başka telden. TCK’nın müstehcenlik maddesi didik didik edildi, “müstehcen ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması” fıkrası ortaya atıldı. Bilirkişi raporları, uluslararası kuruluşların bildirileri, görüşler, körlükler...

Dileyen davanın nasıl ilerlediğine, sonuçlarının ne olduğuna kısa bir internet araştırması sonucunda ulaşabilir. Süreç sırasında uzaktan bakmakla yetinenler, geç kaldık diye hayıflanmasınlar.

Mahkeme süresince kitabı yayımlayan Sel Yayınları’nın sahibi İrfan Sancı, hem gazete demeçlerinde hem de sosyal medyada sıklıkla yazarların, yayıncıların, sektör profesyonellerinin, okurların ve bütün sanat dünyasının desteğini beklediklerini söylemişti. Vurgusu çok netti: “Bu konu sadece bu kitapla ilgili değildir, sorun hepimizin ortak sorunudur.”

Ancak bu davet, kapsamlı bir katılımla karşılanmadı. Yazarların ve yayıncıların dışında, sanatın diğer disiplinlerinden ancak bir avuç isim konuyla ilgilendi.

Peki, kendi üretim alanının dışındaki alanlarda yaşanan sorunlara mesafeli olmanın tarihi bu olayla mı sınırlı?

Hadi lafı uzatmadan soralım: Emek Sineması için düzenlenen yürüyüşlerde, panellerde kaç yazar, kaç ressam, kaç müzisyen vardı?

Opera ve bale sanatçıları sıkıntılarını dile getirmek istediklerinde, yanlarına gidip onları dinlemeye özen gösteren sinemacılar, yazarlar oldu mu?

Güzel sanatlar lisesi mezunları, YÖK genelgesiyle belirsiz bir ruh haline itildiğinde diğer sanat disiplinlerinin hangi isimleri konuyu anlamak için onların yanına koştu?

Kaç yazar TÜSAK yasa tasarısının sayfalarını çevirip cümleler kurdu?

Elbette bir genelleme yapmıyorum. Kültür ve sanat platformundaki her konuyu hassasiyetle takip eden isimler var. Hem sadece sorunları değil, başarıları-olumlu haberleri de takip ediyorlar.

Çünkü olumlu ya da olumsuz yaşanan her durumun, domino taşı etkisiyle kendi üretim alanlarını etkileyeceğini de biliyorlar.

Ama bir de, “Benim sansürüm senin sansürünü döver” diyenler var. “Ben kendi alanımın içinde kalırım, gerisiyle ilgilenmem” kolaycılığı iyi geliyor onlara. Her konuda –bilgiye ihtiyaç duymadan- gevezelik eden sosyal medya kahramanları bir cephede, mesafeli durmak iyidir’ciler öbür cephede.

Oysa her gördüğünü retweet etmeden ya da okuduğu her habere kibirle yaklaşmadan pozisyon almak da mümkün. Bir orta yolculuk değil sözünü ettiğim, gerçek bilgiye ulaştıktan sonra konunun yandaşı olabilmek kararlılığı.

İşte o kararlılık anından sonra, kendi alanı dışındaki sorunlara mesafeli olmanın tarihi de değişecektir. Edebiyatın, sinemanın, tiyatronun, plastik sanatların, sahne sanatlarının ve sanatsal bütün üretimlerin sorunları birbirlerinin kapsama alanı içindedirler. Sadece kesişim kümelerinde ses çıkarmak kolaycılıktır.

Apollianire’in oturtulduğu sanık sandalyesi, herkesin evini sarsar.

Ve deprem denen o lanet şey, apartmandaki bir daireyi yıkmakla yetinmez. Hepimizi enkaz altında bırakır.