Cahide'nin Çekmeceler'inde ne var?

Nilüfer Açıkalın, Chelsea Film Festivali'nden ödül kazandı.

New York’ta soğuk bir sabah.

Nilüfer Açıkalın’la Hudson nehrinin kenarında, Manhattan manzarasına karşı kahvaltı yapıyoruz. Nilüfer’in Chelsea Film Festivali’nde Çekmeceler filmindeki rolüyle, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldığı gecenin sabahındayız. Ödül töreninde adını duyduğu andaki şaşkınlığı geçmiş, hayatın günlük temposuna dönmüş. Zaten az sonra yola çıkacak. Sadece iki geceliğine geldi New York’a. Hem de tiyatro oyunuyla konserinin arasında. “Sadece yönetmenlerimin yanında olmak, onları yalnız bırakmamak istedim” diyor.

Dürüst olmalıyım. Chelsea Film Festivali henüz rüştünü ispat etmemiş, yolun başında bir festival. Festival komitesi bu ‘küçük’ olma halinden rahatsız değil. Bağımsız durabilmek ve New York entelektüel çevresinde seslerini duyurabilmek daha önemli onlar için. Bu isteklerin ikisinde de başarılılar. Filmler dolu salonlarda gösteriliyor. Gösterim sonrası soru cevaplara önemli isimler katılıyor. Örneğin Çekmeceler’in gösterimi sonrasında moderatör sandalyesinde Actors Studio eğitmenlerinden Steven Michaels vardı. Michaels hem yönetmenler Caner Alper ve Mehmet Binay’a hem de Nilüfer Açıkalın’a övgü dolu sözler söyledi.

Kısacası Chelsea Film Festivali, iyi bir film buluşması için uçuk bütçelere, el-pençe divan durmalara, havai fişek gösterilerine gerek duyulmadığının kanıtı.

Filmi, ödülü ve tiyatroyu konuşmaya başlıyoruz.

Ödül sana ne hissettirdi?

Hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum. Çünkü Çekmeceler benim için çok önemli bir tecrübeydi. Canla başla çalışan, sinemaya böylesine gönül vermiş iki yönetmenle çalışmak bana çok iyi geldi. Önemli bir tecrübeydi diyorum çünkü daha önce hiçbir filmimde böyle yoğun provalar yaparak çalışmamıştım. Bütün ekip büyük bir emek verdik. O emeğin sonunda böyle bir ödül gelince de sevindim tabii.

Çekmeceler’in hikayesinde tiyatro sahnesinin önemli bir yeri var. Ece Dizdar, Tilbe Saran ve senin oluşturduğunuz üçgen, Taner Birsel ve diğer usta oyuncuların sarsıcı performansları... Sözü tiyatroya getireceğim. Tiyatroya ve son günlerin çok konuşulan müzikal oyunu ‘Cahide’ye.

Yönetmenimiz Kemal Başar’ın bir gün beni Mask’taki konserimde izlemesiyle başlayan bir süreç. İçinde olduğum için çok mutlu olduğum bir iş.

Cahide’nin hayatı sana neler düşündürüyor?

Bu oyunu çalışırken Cahide Sonku ile hayatımda kesişen birçok şey olduğunu gördüm. Erkeklerin dünyasında o yıllarda dimdik ayakta durmakla kalmıyor, bunu insanların gözüne sokuyor. Çok fazla tepki ve yalancı sevgiyle karşılaşıyor. Tuhaf olan o zamandan bu zamana toplumun sahnedeki kadına bakışında pek bir değişiklik olmaması.

Toplumun bakışı dedin. Peki ya erkeklerin bakışı?

Erkeklere kızmamaya, onları anlamaya çalışıyorum. Bütün o tavırlarının komik olduğunu düşünüyorum. Bu biraz benim sevecen yapımdan kaynaklanıyor belki; çocukları, hayvanları ve erkekleri anlamaya çalışıyorum.

Varsayım sorularını sevmem ama Cahide Sonku ile karşılıklı oturup birer çay içecek olsanız, ne derdin ona?

Ben hep ‘olan, olması gerekendir’ diye düşünürüm. O yüzden bir şey demezdim Cahide’ye. Sessizce çaylarımızı içerdik. Sonra o bana bir şeyler içmeyi teklif ederdi. Korkarım itiraz etmezdim, ona “Hayır” diyebileceğimi sanmıyorum. Hayatın bütün iniş çıkışlarını, sivri köşelerini, doğrusunu yanlışını görüp seçimini yapmış bir kişiye sadece saygı duyabilirim. Yani kalkıp da ona “Yahu  Cahide, şu içkiyi biraz az iç,” demezdim. Keşke kendini korusaydı ama ben ona nasıl “İçme” derim ki...

Şu ana kadar seyirci tepkileri nasıl?

Çok güzel şeyler söyleniyor. Ama benim için en güzel olay son genel provamızda yaşandı. Provayı 20 yıl onun yanında çalışmış olan, ona abla diyen seksen yaşındaki Turhan Bey izledi. Turhan Bey, Cahide’nin doğru anlatılması konusunda  çok endişeliydi. Provanın sonunda ben daha sahnedeyken yerinden kalktı, ağlayarak bana doğru yürüdü ve “Ablamı çok özlemişim,” dedi. Benim için unutulmaz bir andı.

Çekmeceler’le gelen ödülü bir kez daha kutlarken, izninle, filme bir gönderme yapayım. Hepimizin çekmeceleri var hayatta. Sence Cahide’nin çekmecelerinde ne vardı?

Bütün o alkışlardan, kalabalıktan, şatafatlı hayattan sıyrılıp odasında, çekmecesini açtığında sadece yalnızlık vardı bence. Koyu ve mutlak bir yalnızlık.

Konserlerini ve kitaplarını başka bir gün konuşmak zorundayız. Çünkü Nilüfer uçağa yetişecek. Onu uğurladıktan sonra yazıya oturmadan defterime notlar alıyorum. Dağınık kelimeler, kenara köşeye yazdığım notlar, kendimce bulduğum bağlantılar, falan filan...

Aradan tek cümle çarpıyor gözüme: Cahide yaşasaydı, baskıcı bir  sistemden yana mı olurdu, yoksa tiyatronun bağımsızlığı için mücadele mi ederdi?

Doğru cevabı bulmak için Cahide’yi daha iyi tanımak, bunun için de Nilüfer Açıkalın’ın oynadığı Cahide müzikaline gitmek gerekiyor.