Canlı yayında k.ç demek suç mudur?

Elbette yayıncılığın sorumlulukları ve uyması gereken kurallar var. Bu kuralların uygulayıcılarının da bir hayat bilgisine sahip olmaları gerekir.

Cem Yılmaz, mart ayında katıldığı Cumartesi programında “Kıç cebi” dedi. Programın sunucu koltuğunda ben vardım ve biraz da kanalın ekonomik zorluklarına vurgu yapmak amacıyla “RTÜK ceza keserse sana ödetirim” dedim. “Kıça kıç dediğimiz için ceza gelmez herhalde,” dedi Cem Yılmaz ama galiba bu vurguyla durum iyice pekişti ki, RTÜK kanala on iki bin liralık cezayı yollayıverdi. Ertesi gün iki-üç gazeteden arayıp durumu sordular. Ama bu kelimenin ‘teknenin kıçı’ demek kadar masum kullanılışına ceza kesilmesi kimsenin umurunda değildi. Herkesin aklında “Cem Yılmaz o cezayı ödeyecek mi?” sorusu vardı. (O televizyon kanalıyla artık bir ilgim kalmadığı için para ödendi mi ödenmedi mi bilmem ama pek meraklı basınımızın içine sinsin diye açıklıyorum, Cem Yılmaz büyük bir kibarlıkla bu durumla ilgili sorumluluğu olup olmadığını sordu.)

Elbette yayıncılığın sorumlulukları ve uyması gereken kurallar var. Bu kuralların uygulayıcılarının da bir hayat bilgisine sahip olmaları gerekir. Türkiye’yi İnek Şaban’ın hayvan demesinden, Turist Ömer’in anam demesinden, Tosun Paşa’nın manyak diye laf sokmasından, kadınlar hamamındaki yelloz haykırışlarıyla dolu bir cümbüşten ve daha nicelerinden korumak isteyen RTÜK üyelerinin hayat bilgisini sorgulayacak değilim. Evlendirme programlarından reality show’lara, onur kırıcı yarışmalardan haber sohbetlerine her konuda ne kadar dikkatli olduklarını biliyoruz. Bu kulaklar bir tartışma programında, edepli bir gazetecimizin “Senin burada mastürbasyon yapmana izin vermem” dediğini duyduysa RTÜK’ten yana şüphemiz olmamalı. Elbette kimse yarınlarımızın umudu gençlerin bu sakil kelimeleri öğrenmesini istemez. Kim çocuğunun çevresindekilere yavşak, patavatsız, sütü bozuk, Yahudi dölü demesini ister ki? Gerçi bu son yazdıklarım, değil RTÜK’ün herhangi bir kurumun parmak sallamaya cesaret edemeyeceği siyaset alanının sevdiği kelimeler.

Başbakan, bakanlar kurulu ve millet meclisinin dokunulmaz sakinleri istedikleri gibi konuşabiliyor. Onlar sayesinde bazı kelimelerin tabulaştırılmasının önüne geçilmiş oluyor. Yavşak, şerefsiz, cibilliyetsiz ve daha nice kelime, +18 damgası yiyerek gösterime giren sıradan komedilerin diyaloglarına sıkışıp kalmıyor bu sayede. “Oyumu verdiysem, vergimi ödüyorsam, birilerinin benim yerime gelene geçene küfretmesini izlemek da hakkımdır,” diyebiliyoruz.

Üstelik basınımız da pek neşeli. Fazıl Say davasında ters köşe arayan, Apollianaire davasında şairin kim olduğunu Google’a bile sorma zahmetine katlanmayanlar, muktedirin hayat bilgisini Cem Yılmaz’ın kıçı üstünden sorgulamaya da korkuyorlar elbette.

Sözün özü. Başbakan’ın kıçının kılı olduğunu haykıran kitleleri yayımlarsanız sorun olmaz. Ama siz siz olun, sakın ha canlı yayında kıç demeyin. Suçtur.

Şunu özellikle belirteyim: Bu yazıdaki kelimelerin üstü bir oto sansür ya da editör sansürü nedeniyle karartılmadı. Sadece yazıyı okuyan sansürcü zihinlerin hayal dünyaları coşsun istedim. Benzersiz şehvetlerini bir gazete yazısında tatmin etmek onların da hakkı. Yoksa siyah şeritlerin arkasına sığınmadan, sansürcü bir zihniyete kıçımın kenarı demekten korkmaz kimse!

Not: Kâğıt kokan Radikal’deki yolculuğum kısa sürdü. Dokunduğum yanıyor mu bilemem, artık kendimden şüpheleniyorum. Yıllardır dijital yayıncılığı destekledim. Ama Radikal’in ‘kapatılması’ meselesi çok daha fazla değişkenle ele alınmalı. Olur da yeni mecrasında buluşmalarımız devam ederse yazarız, konuşuruz. Şimdilik söylenecek tek bir söz var: ÜZGÜNÜM!