'En az' 1703 ölüm

İş Cinayetleri Almanağı 2015, iş cinayetlerinde Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü olan bir ülkenin ölümlerle dolu hafıza kaydı. Her gün 5 ila 8 işçinin hayatını kaybettiği bir ülkenin utanç kaydı. İşçi hayatının köşede kalmış soğuk bir haberden ve istatistikten daha fazlası olduğun anlatan bir belge kitap.

Muhammed Erdoğan. Yusuf Çakıroğlu. Halis Çelik. Fatma Kaçmaz.

Bu isimleri tanımıyoruz. Biz onları gazete sayfalarında ‘rakamlar’ olarak okuduk.

Onlar işçiydi. İş makinesi operatörü. Madenci. Güvenlik görevlisi. Tarım işçisi.

Bazılarının ölümü gazete sayfalarına yansımadı bile. Bazılarının isimleriniyse “3 işçi hayatını kaybetti” başlıklı küçük bir haberde okuduk belki. Belki.

2015 yılında Türkiye’de yaşanan iş kazalarında ‘en az’ 1703 işçi hayatını kaybetmiş. Bu, ulusal basına yansıyan haberlere göre ulaşılan bir rakam. Yansımayanlarla birlikte can kaybının çok daha fazla olduğunu tahmin etmez zor değil. Peki ya yaralılar? Ya psikolojisi bozulanlar?

İş kazaları dediğime bakmayın. Bu, ne yazık ki hepimizin diline yapışmış olan, edilgen bir tanımlama. “Ne yaparsınız, görünmez kazaya kurban gitti zavallıcık,” diyerek kendimizi aklamaya çalıştığımız bir kaçış cümlesi. Oysa hepimiz biliyoruz ki, işçi sağlığı ve iş güvenliğine dair taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, yürürlükteki mevzuatlar uygulanmadığı, meydana gelen ölümlerin sorumluları yargılanmadığı, caydırıcı cezalara çarptırılmadığı için süregiden ölümler var ortada. Bunlar, iş cinayetleri.

Üstelik hepimiz görüyoruz bu cinayetleri. Hepimiz tanığız.

20 Mayıs 2015 tarihinde, Radikal’de “O tekmeyi unutmayanların vicdan nöbeti” başlıklı bir yazı yazdım. İş Cinayetleri Almanağı 2014’ün yayımlanması nedeniyle kaleme aldığım yazıyı, 28 yaşında hayatını kaybeden temizlik işçisi Zafer Açıkgöz’ün mektubuyla bitirmiştim. İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çöp boşaltırken eline enjektör batan, buna rağmen çıplak elle kanalizasyon temizlemeye zorlanan ve enfeksiyon kapan Açıkgöz, karaciğer yetmezliği nedeniyle 17 Ağustos 2014’te hayatını kaybetmişti.

O mektubun sonunu hatırlayalım:

“Yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizden mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız; var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere, tüm sorumluların yasalarca cezalarının verilmesi en büyük dileğimdir. Ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. Güle güle...”

Zafer Açıkgöz, mutlu bir yaşam süremeden bu dünyadan ayrıldı. Yakınlarına verecek cevabımız yok. Çünkü iş cinayetleri kurban almaya devam ediyor.

Adalet Arayana Destek Grubu tarafından hazırlanan ve BirUmut Yayıncılık tarafından yayımlanan İş Cinayetleri Almanağı 2015 elimizde. “Türkiye’de hiç iş cinayeti olmasa, biz de Almanak hazırlamasak diyoruz, Fakat temennimiz gerçekleşmiyor,” diye başlıyorlar.

Aylar içinde yaşanan ölümlerin kayırlarıyla, hukuki çerçevesiyle, işçilerin tanıklıklarıyla, ailelerin adalet mücadelesinden kesitlerle, süren davaların seyirleri ve son durumlarıyla, yıldönümleriyle, anmalarla, vicdan ve adalet nöbeti günlükleriyle, çocuk işçiliği dosyasıyla, basına yansımalarla dolu bir Almanak bu.

İş cinayetlerinde Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü olan bir ülkenin ölümlerle dolu hafıza kaydı.

Her gün 5 ila 8 işçinin hayatını kaybettiği bir ülkenin utanç kaydı.

İşçi hayatının köşede kalmış soğuk bir haberden ve istatistikten daha fazlası olduğun anlatan bir belge kitap.

Sadece durumu anlatmayan, çözüm öneriler de getiren ve her sayfasında ‘tanıklığımızı’ tekrar sorgulamamızı sağlayan bir Almanak.

İş Cinayetleri 2014 çıktığında, “Ölümlerin ‘en az’ diye aktarıldığı bir dünyada vicdanınız rahat mı?” diye sormuştum.

‘En az’ 1703 işçinin cinayete kurban gittiği 2015 yılında, İş Cinayetleri Almanağı 2015’i okurken, aynı soruyu tekrarlıyorum.

İş Cinayetleri Almanağı 2015’i alın. Sayfa sayfa okuyun. Ve kendinize bu soruyu sormaya devam edin.

Gelecek yıl böyle bir Almanağın haberinin vermemek dileğiyle...