'İlla hükümet mi soyacak?'

Erhan Yazıcıoğlu'nun tiyatro sevgisinden, bilgisinden, özgür karar veriyor olmasından ve özellikle iyi niyetinden şüphe duymadan soralım şu 10 soruyu cevaplamasını rica ediyorum.
'İlla hükümet mi soyacak?'

Başlık Refik Kordağ-Muammer Karaca uyarlaması “Cibali Karakolu” oyunundan. Uyarlama 1950’lerde yapılmış. Repliğin günümüzdeki soruşturmalarla bir ilgisi yok yani.

Tarihin sanat aracılığıyla oynadığı bir oyun diyelim.

Bu repliğin günümüze yansımaları var. Birkaç gündür konuşulanları hatırlayalım.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, önce Muammer Karaca, ardından da Nejat Uygur’la efsane olmuş bir oyunu, yine efsane bir isimle, Zihni Göktay’la yeniden sahnelemeye karar vermiş. Tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu’nun sahnelenmesini istediği oyunu, usta tiyatrocu Nedret Denizhan yönetmiş. İlk gösterimden itibaren de seyirci salona akın etmeye başlamış.

Ne kadar güzel.

Ama beklenmedik bir olay olmuş. Neymiş o olay, öğrenelim. Zihni Göktay Hürriyet Gazetesi’nden Ezgi Atabilen’e verdiği röportajda şöyle diyor: “Bu oyunda emniyet amiri Cafer sevgilisine “Gel beni soy” diyor. Kadın reddedince de “İlla hükümet mi soyacak” diye espri yapıyor. Seyircimizin biri hükümeti rencide ettiğini düşündüğü bu sözü Beyaz Masa’ya şikayet etmiş. Bu 1951’de yazılmış bir piyes. Cafer o zamanki hükümeti kastediyor. Ama bunu anlatamazsınız. Kaldırdılar o sözü oyundan. Daha birçok sözü de daha okuma provasındayken kaldırdık.”

Tabii bu durum, hemen tiyatrocuların ve seyircilerin “Sansür!” haykırışlarına neden olmuş.

Sansür bu coğrafyaya ‘pek uğramadığı’ için, işin aslına bakmakta fayda var. Radikal Kültür-Sanat ekibi de hemen öyle yapmış ve konuyu Erhan Yazıcıoğlu’na sormuş. Yazıcıoğlu, ayrıntılı bir cevap vermiş “Sansür var mı?” sorusuna. Merak edenler Radikal’in 22.12.2014’te “Şehir Tiyaroları’nda ‘fahişe’ tartışması” başlıklı yazıda bütün metni okuyabilirler.

Zihni Göktay: 'Kıskançlıktan deliriyorlar'


Özetle şöyle diyor Erhan Yazıcıoğlu: “Bu asparagas bir haberdir. Galada oyunun uzun ve kimi bölümlerin seyirci nezdinde sıkıcı olduğunu tespit ettiğim için, kısaltmaya ve bazı sahnelerin çıkarılmasına ben karar verdim. Oyunun baş kadın oyuncusu da bir ‘fahişe’ rolünde, onun sahnelerine dokunmadım. Sadece zaman ayarlaması yapabilmek ve seyircinin ilgisini canlı tutabilmek için bu rolü çıkardım.”

Dün de Zihni Göktay’a söz verdi Radikal. Ümit Buget’in kapsamlı sohbetinde konuyla ilgili olarak şunları söylemiş duayen oyuncu: “Biz sezona yetişebilmek adına çalışmalara alelacele başladığımız için oyunu çok kısa zamanda çıkardık. 15 gün daha prova yapabilseydik bu polemiklerin hiçbiri yaşanmayacaktı. Netice itibariyle oyunu toparlamak için iki bölümü birleştirdik ve fazla sahneleri attık. Nedret Denizhan ve Erhan Yazıcıoğlu bu sahneleri ayıklayınca Betül Hanım'ın rolü de ortadan kalkmış oldu. Yoksa yukarıdan ne bu oyunu kaldırın ne de şunu söylemeyin de bunu söyleyin şeklinde bir baskı gelmedi. O sahne de kalkınca da ağızlara sakız oldu tabi.”

'Ayakkabı kutusu yüzünden işinden atıldı' iddiası!


Zihni Göktay’ı ‘ağabey’ diyecek kadar yakından tanır ve severim. Tiyatrosuna laf gelmesini istemeyeceğini biliyorum. Ayrıca Erhan Yazıcıoğlu da sorunu, dışarı taşmadan halletmeye çalışmış. Demek ki işe bu cepheden baktığımızda ortada büyütülecek bir konu yok. Kurum, Genel Sanat Yönetmeni’nin kararıyla kendi içinde çözmüş meseleyi.

İyi de, seyircinin bilgilenme hakkı yok mu? Var elbette.

Zaten konu dur durak bilmiyor. Nedim Saban, bir iddia daha attı ortaya. “Fareli Köyün Kavalcısı” isimli çocuk oyununda, rol gereği ‘ayakkabı kutusu’na değinen oyuncunun, tiyatrodan atıldığını söyledi. Erhan Yazıcıoğlu, hızla yalanladı bu iddiayı. “Benim dönemimde böyle bir olay olmadı,” dedi.

Sular bu kadar bulanınca/bulandırılınca insanın zihni karışıyor elbette. Konunun Erhan Yazıcıoğlu-Nedim Saban arasındaki kişisel bir çekişme gibi algılanmaması için, her iki tarafın daha şeffaf olması gerekiyor. Nedim Saban iddialarının belgelerini sunmalı, Erhan Yazıcıoğlu da kendi döneminde olmadıysa bile bu olayın ne zaman olduğunu, tiyatrodan atılan oyuncunun kim olduğunu açıklamalı. Atılmak diyoruz yahu, dile bile kolay değil.

Erhan Yazıcıoğlu’nun tiyatro sevgisinden, bilgisinden, özgür karar veriyor olmasından ve özellikle iyi niyetinden şüphe duymadan soralım.

1. Oyun süresinin uzunluğu ve seyircilerin evlerine gitmekte zorlanma ihtimali provalar sırasında saptanamaz mıydı? Sezona yetişmek uğruna acele etmenin sonuçları öngörülmez miydi?

2. Oyunda bazı sahnelerin ‘sıkıcı’ bulunması ne demektir? Provalar sırasında Genel Sanat Yönetmeni, oyunun yönetmeni ve oyuncular tarafından ‘sıkıcı’ bulunmayan sahnelerle ilgili bu kararı veren seyirciler kimlerdir?

3. Diyelim ki, bazı durumlar ancak oyun sahnelenmeye başlandıktan sonra görülüyor. Şu ‘sıkıcılık’ meselesi de böyle durumlardan olsun. Peki sorun, prömiyer ve gala yapılmadan, seyircili genel provada ya da daha kapalı bir gruba (örneğin bir focus grup) yapılacak gösterimle belirlenemez miydi? Böylece dedikoduların da önüne geçilemez miydi?

4. Yönetmen Nedret Denizhan’a “Şu sahneleri çıkarıyoruz,” bilgisi verildiğinde tepkisinin ya da kararının ne olduğunu kendisinden duysak, süreç daha şeffaf işlemiş olmaz mıydı?

5. Günün birinde bir başka oyunda, zaman aşımı sorunu ya da seyirciden gelen ‘beğenmedik’ yorumu yine sahne çıkarmakla mı çözülecektir? Örneğin, uzun bulunan bir Shakespeare oyununda hangi sahneler ya da roller çıkarılacaktır?

6. Süreçte Beyaz Masa’ya yapılan bir şikayet var mıdır gerçekten?

7. Yazıcıoğlu’nun “Benim dönemimde olmadı,” dediği, ama şu andaki yönetime yansıyan olaylar konusunda şeffaflık iyi olmaz mı? Gerçekten de tiyatrodan atılan bir oyuncu var mı? Eğer bu ve benzeri bilgiler, ‘tiyatroyu karalamak istiyorlar’ düşüncesiyle örtbas edilirse, sistem bir yerde tıkanmaz mı?

8. Erhan Yazıcıoğlu, Radikal’e yaptığı açıklamada “Bindikleri dalı kesiyorlar ve içimizden birkaç kişi de bunları besliyor. Onları da tespit ettim. Onların kulakları da çok iyi bir şekilde çekilecek. Bindiği dalı kesmek neymiş görecekler,” derken kimleri kast etmiştir? Kulak çekmek ne demektir? “Görecekler” derken nasıl bir yaptırımı işaret etmektedir? Yazıcıoğlu’nun sanatçılarla ‘babacan’ bir ilişki kurduğu belli ama yine de olay “kulaklarını çekeceğim” noktasına kadar gitmese daha iyi olmaz mıydı?

9. Bazen, sakin bir sesle “Bir hata yapmış olabiliriz ama hep birlikte bu hatanın altından kalkarız,” demek iyi değil midir? Bunu sadece suçlanan taraf değil, suçlayan taraf da yapabilmelidir yeri geldiğinde.

10. Yoksa bu soruların hepsi anlamsız mıdır? Kapalı gişe oynayan, oyuncuları ve tüm ekibi mutlu olan, çevredekileri kıskançlıktan çatır çatır çatlatan bir oyunun doğal etkileri midir yaşanan?

Sorular çoğaltılabilir. Her bir sorunun mantıklı açıklamaları yapılır ve kimse de ‘öküz altında buzağı aramaya’ devam etmez. Yaşanan her olayı siyasi bir bağlama, birilerinin baskısına, sansür kurumuna çekmek niyeti olmadan, basit sorularla şeffaflık isteyen herkes sorar ve cevabını alır. Bu kadar basit.

Bu sorular yıpratmak değil, birlikte yapmak için sorulan sorulardır elbette. Tiyatro sahnesinden beslenen seyircilerin sorularıdır. Zihni Göktay gibi dev bir oyuncuyu, küskünlük döneminin ardından, yeniden ayakta alkışlamak isteyen seyircilerin sorularıdır. Şehirlerinin tiyatrosuna ve onun yeni yönetimine güvenen, güvenlerinin sarsılmamasını isteyen seyircilerin basit sorularıdır.
Sansür borazanlarından uzak bir sanat ortamında, tiyatro aynasına bakarak kendisiyle hesaplaşmak isteyenler, sormaya devam edecek.

Kirli sesler duymaktan yorulduk çünkü.

Not: Bu yazıyı yazdığım sırada Halit Akçatepe’den gelen haberlere üzüldük. Kendisine acil şifalar diliyorum. Bir de Joe Cocker’a veda zamanı gelmiş. “With a little help from my friends”