Musluk suyunda çay demlemek

Türkiye Tenis Federasyonu'nu göreve çağırıyorum. Melih Başkan, topa öyle bileğini kıvırarak vurursa 'tenis elbow' olabileceğinin farkında değiller mi? Neden susuyorlar, neden başkanı uyarmıyorlar?
Musluk suyunda çay demlemek

Melih Başkan ve Ankara’nın su meselesi üstüne birkaç satır yazacaktım aslında.

Başkanın 2012 yılındaki “Çocuğun ne suçu var, anası kendisini öldürsün,” değerlendirmesinden 1994’e uzanacak ve “Ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar, ben böyle sanatın içine tükürürüm,” olayıyla, konuyu kültür-sanat alanının içinde tutacaktım.

İlk bölümü yaklaşık 1000 vuruşta tamamlayıp, kültür-sanat ve yerel yönetimler ile ilgili bölüme de 3000 vuruş kadar ayıracaktım. Bütün bunları yaparken, haddim olmayan bir üsluptan uzak duracak, sayın başkanı kızdırmamak için hiciv yapmamaya özen gösterecektim.

Ankara’nın şebeke sularında bir sorun olduğu iddiasının üstüne gitmeyecektim elbette. Böyle bir sorunun olmadığını gösteren başkana güvenerek devam edecektim yazıma. Yirmi bir yıldır başkanlık yapan ve beş dönemdir halkın oyuyla başkanlık mevkiine getirilen bir isme inanarak noktalayacaktım satırları.

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından “Melih Bey’in yaptığını dört dörtlük benimsiyorum,” cümleleriyle destek alan 1994 tarihli açıklamayı da fazlaca deşmeyi düşünmüyordum. Ne olacak ki, insan bir anlık sinirle iki heykelin orgazm halinde olduklarını düşünüp “Böyle sanatın içine tükürürüm,” diyebilir. Ayrıca sanat yorumu kişiden kişiye değişir. Sayın Başkan öyle gördüyse vardır bir orgazm hali.

Yazının başlığını “Musluk suyunda çay demlemek” koyabilmek için 1986 yılında, Çernobil faciası sonrasında , halkını rahatlatmak için kameraların karşısında demli çay içen dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral’dan, bir satırda söz edecektim. Ama hepsi o.

Böylesi bir yazıya Melih Başkan’ın hoşuna gidecek, ufak şakacıklar eklemek için Ahmet Hakan’la twitter sohbetlerine bakacaktım önce. Hoş bir gönderme ile yazıyı sıcaklaştırmak iyi olur diye düşünmüştüm. Son olarak Ahmet Hakan’ın, tenis oynayan Melih Gökçek fotoğrafına “Federer misin mübarek?” yorumunu gördüm. Ben buna cesaret edemezdim.

Ama Gülse Birsel hanımefendinin ‘negatif elektrik’ veren Pazar yazısını ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bu yazıya cevabını okuduktan sonra, hemen vazgeçtim bu fikrimden. Korktum.

Erkek erkeğe twitter şakaları yapmaya benzemiyor elbette. Bir kadın, yanlış okumadınız bir kadın, artistlik yapacağına, oturmuş Melih Bey’le uğraşan bir yazı kaleme alıyor. Üstelik BÜYÜK HARFLER kullanmadan. Üstelik, ne gereği varsa, imla kurallarına uyarak. Sayın Birsel, siz önce dahi anlamına gelen eklerin kelimelere nasıl yapıştırılacağını öğrenin, sonra girin ‘Aydınlanma Çağı’ meselesine. Ayıp ama.

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” söyleminin “Sen kim oluyorsun?” söylemine dönüşünden söz etmiştim geçen hafta. Bundan nasibini alan Gülse Birsel de, biraz olsun akıllanmıştır dilerim.

Ama yine de Gülse hanımın bu yazısından sonra hayatındaki değişiklikleri açıklamasını beklemek hakkımız diye düşünüyorum: Sayın Birsel, yazıdan sonra dizinizin ratinglerinde kaç puanlık artış gerçekleşti? Hürriyet gazetesi size daha büyük ve manzaralı bir oda verdi mi? Pet şişede su satan firmalarla bir ortaklığınız var mıdır? Böyle bir yazı yazmanız karşılığında ‘pozitif bilimciler lobisi’nden destek aldınız mı? Açıklayınız lütfen.

Hazır açıklamalar başlamışken Ayşe Arman da konuşmalı. Sayın Arman, heykellerin orgazm olabilme yeteneğini aktarmadan kaleme aldığı “Türkiye’nin Cinsellik Haritası” yazı dizisinin yetersizliğinin farkında mı? Bu yazı dizisi sayesinde ne gibi çıkarlar elde etti? Ayrıca bu konuda, Türkiye’nin önde gelen sanat eleştirmenleri neden sessiz?

Bitmedi. Türkiye Tenis Federasyonu’nu da göreve çağırıyorum. Melih Başkan, topa öyle bileğini kıvırarak vurursa ‘tenis elbow’ olabileceğinin farkında değiller mi? Neden susuyorlar, neden başkanı uyarmıyorlar? Allah korusun, bir sakatlık yaşanırsa, sorumluluğun kendilerinde olduğunu bilmiyorlar mı?

Açıklamaların bir çığ gibi büyüyeceğine inancım sonsuz. Olimpiyatların Türkiye’ye gelişini müjdeleyen zamansız twitter mesajının atılmasına neden olan Olimpiyat Komitesi de konuşmaya başlayacak elbette. Fıskiye kıranlardan, pelüş kedi kostümünde Ankara havası oynayanlara kadar çok kişinin konuşmasını bekliyorum. Şimdi konuşma zamanı. Şimdi BÜYÜK HARF zamanı.

Son olarak, bu yazının yayınlanması ile ilgili bir açıklamayı da sayın editörlerim Erkan Aktuğ ve Cem Erciyes’ten bekliyorum. Bir şey diyecekmiş gibi yapıp, hiçbir şey demeden kelimeleri üstü üste yığan bu yazı, Radikal’in internet sitesinde yayınlanırsa vebali onlardadır. Amaçlarını açıklamak zorundadırlar.

Yirmi bir yıldır görevinin başında olan Sayın Melih Gökçek’i kızdırıp, susamazsınız. Yok öyle yağma; açıklama bekliyoruz.