Türkiye'nin artokratları kimler?

Türkiye'de sanat piyasasının yarınını belirleyecek gençlerin umutsuzluğunu görmezden gelmemeliyiz. Bu piyasanın belirleyicilerinin, hadi gelin biz onlara "artokrat" diyelim, bu gençlerle ilgili düşüncelerini-çabalarını merak etmemek elde değil.
Türkiye'nin artokratları kimler?

Emre Baloğlu, Milano’da sanat eğitimi alan bir Türk genci. NABA-Nuova Accademia di Belle Arti Milano’da okuyor.

Bu yıl günümüz çağdaş sanatını ‘çekiştirdiği’ teziyle hem okulunda hem de Milano çağdaş sanat çevrelerinde çokça konuşulmuş bir isim. Tezinin adı “Embodiment”. Yani cisimleşme, bir şeyin vücut bulmuş hali. Bu performansında Marina Abramovic , Chris Burden ve Vito Acconci 'nin yaptığı bazı performansları yeniden yapmış. Zorlu performanslar bunlar; sanatçının bedeniyle hesaplaştığı işler. Sonrasında da onlara hissettikleri ve deneyimleriyle ilgili birer mektup yazmış. Bu mektuplara ünlü sanatçıların ağzından birer de cevap yazmış Emre Baloğlu. “Cevapları ben yazdım, çünkü artık o sanatçıların performanslarının vücut almış haliydim,” diyor.

Öğrenciliği sırasında okulun ona tanıdığı olanakları öğrenmek istiyorum. Okul sayesinde Milano'da geniş bir sanatçı, müzisyen çevresi edinmiş Emre Baloğlu. Çeşitli projelerde bu isimlerle birlikte çalışmışlar. Örneğin bu şekilde oluşan Overlight Kolektifi’nde müzik sorumlusu olmuş. Bu sorumluluk yeni kapılar açmış ona. Moda tasarımcılarıyla tanışmış, onlara müzik tasarımları yapmış ve defileler sırasında bu tasarımlarını canlı olarak çalmış. Kenzo ve Antonio Marras'ın sanat yönetmeni Paolo Bazzani'nin düzenlediği iki defile yeni bir kariyere de olanak sağlamış.



Okul olarak Diesel markasının düzenlediği yarışmaya katılmışlar. Emre’nin içinde olduğu grup kazanamamış ama bu tanışıklıktan da yeni olanaklar doğmuş.

Bütün bu adımlar, Emre Baloğlu ve arkadaşlarının hem çevre edinmelerini, hem de öğrencilik yılları boyunca ek gelirle kazanmalarını sağlamış.

“Okulumun bana sunmuş olduğu artılardan biri de düzenlediği ve seçtiği öğrenciler ile sergi yapabilmek. Yani herkesi alalım, sergi yapalım demiyorlar. Seçiyorlar, organizasyonu yapıyorlar, küratörler ile bire bir konuşuyorlar ve sergi öyle yapılıyor. Ben de bu sayede Milano ve Floransa da sergilere katıldım,” diyor Emre Baloğlu. Ayrıca okula gelip öğrencilerle konuşan, barlarda-kafelerde resimlerinizi sergilemek isteyen çok sayıda isim oluyormuş.

Okul, öğrencilerinin işlerinin çeşitli dergilerde, online bloglarda yer almasına da aracılık ediyormuş. Emre Baloğlu’nun müzik tasarımı konusundaki yeteneği ve heyecanını gören okul, MTV Brand New Art etkinliğine de onu göndermiş.



Kısacası Milano’daki sanat okulu NABA, bir Türk öğrencisinin dünya sanat piyasasıyla etkileşimi konusunda çabalamış. Öğrencilerini yönlendirmiş ve özel yeteneklerini ortaya çıkarmanın uğraşını vermiş.

Aynı günlerde Türkiye’de sanat okuyan birkaç öğrenciyle görüşüyorum. “Öğrenciliğiniz sırasında okulun sizi yönlendirdiği işler oluyor mu? Mezuniyet sonrasına hazırlanmanız için ne gibi adımlar atılıyor? Okurken ek gelir sağlayabileceğiniz işler var mı?” diye soruyorum.

Çoğunun yarından pek umutları yok. Öğrencilikleri sırasında yapabilecekleri işleri sıralıyorlar.

1. Bir hocanın atölyesinde, ders vermenin birkaç püf noktasını öğrenip bir an önce özel dersler vermeye başlamak, hatta bir kurs açabilmek.

2. Yanında çalıştığı hocanın tablolarına astar atıp birkaç kuruş kazanabilmek.

3. Yaz tatillerinde üç-beş arkadaş birleşip belediyeden trafo boyama-süsleme işi kapabilmek.

4. Bir modacının yanına girip, onun yapamadığı resimleri yaparak tasarımcının hayalini resme dökerek para kazanabilmek.

5. Karma sergilerde boy gösterip bir umut kapısı aralamak.

6. Belediyelerin, özel firmaların açtığı yarışmalara katılıp 2000-3000 lirayı geçmeyen ödül parasının hayalini kurmak.

Elbette, kimi hoca, özel bir yetenek gördüğü öğrencisini bu girdabın içinde bırakmadan yanına alıyor. Ama bu “özel öğrenci” konusunda da “hocasının sözünden dışarı çıkmayanlar kazanıyor” vurgusunu yapıyor gençler.

Emre Baloğlu’nun hikayesini, biraz da bizim mahallede işlerin nasıl döndüğünü sorgulayalım diye anlattım. Dürüst olalım; Milano örneğinin de birçok arızası vardır elbette, derdim “batı güzellemesi” yapmak değil.

Ancak Türkiye’de sanat piyasasının yarınını belirleyecek gençlerin umutsuzluğunu da görmezden gelmemeliyiz. Bu piyasanın belirleyicilerinin, hadi gelin biz onlara “artokrat” diyelim, bu gençlerle ilgili düşüncelerini-çabalarını merak etmemek elde değil.

O zaman soralım: Türkiye’nin artokratları kimler? Gençlerle ilgili düşünceleri nedir? Sanat piyasası, gençlerin dediği gibi, “al gülüm-ver gülüm” oyununun oynandığı bir yer midir? Yoksa bütün bunlar, gençlerin vehimlerinden mi ibarettir? Hatta çuvaldızı kendime batırayım; belki de ben hep ‘yeteneksiz’ öğrencilerle konuştum, eğer öyleyse hocaların yorumu nedir?

Piyasayı belirleyen isimler konuşmadan, gerçekleri öğrenemeyeceğiz. Söz sırası onlarda.