Çabuk olmalıyız..Erdoğan fikrini değiştirmeden..

Evet tüm şartlar çözüm sürecini gerektiriyor ama Erdoğan'ın ne yapacağı belli olmaz. O yüzden diyorum ki, barış isteyenler olarak elimizi çabuk tutmalıyız.

Çok yazdık, çok çizdik..Şu çözüm sürecine gelmeden önce olanları yani. Artık hepsini bir daha saymıyorum. Öcalan’ı asma oyunları, BDP’lileri dokunulmazlıklarını kaldırmak suretiyle Meclis’ten atma oyunları, açlık grevi yapan Kürtlerle dalga geçme oyunları, bozuk koster oyunları vs. Bütün bunları şevkle icra eden Erdoğan’ın nasıl olup da birdenbire çözüm sürecine atlayıverdiğini sorguladık.

Tabii anlaşılan sadece biz sorguladık. Sonradan öğrendik ki siyasal Kürt hareketi tüm bu hamlelere taktik olarak bakıyormuş zaten. “Pazarlık öncesi karşı tarafın elini zayıflatma” olarak bakıyormuş. Bu açıdan bakıldığında her şey makul görünüyor. Yani reel siyaset açısından makul görünüyor. Yoksa tutarlı bir çizgi arayan, insanları, siyasi hareketleri ettikleri laflara göre, yaptıkları işlere göre değerlendiren, buna göre pozisyon alanlar açısından değil. Zaten işte tam da bu yüzden biz siyasetçi değiliz. Başkaları siyaset yapıyor, sonuç da alıyor üstelik, biz de tutarlılık arıyoruz. Belli ki biraz da boşuna.

Fakat böyle bir pozisyona da mahkum olamayız doğrusu. Yani her edilen lafa “Dur bakalım belli ki başka işler, hatta tam tersi yönde işler dönüyor” diye bakarsak, siyasetçileri bilmem ama biz şirazeyi kaçırırız. Bunun sonu yok çünkü. Bu yüzden diğer yorumcu arkadaşları bilmem ama ben pozisyonumu korumaya çalışacağım. Ve siyasi hareketleri ettikleri lafa göre değerlendirmeye, evet elbette ki ihtiyat payı bıraksam da aldıkları tutuma göre değerlendireceğim. Başka çarem yok.

Burada, yani bu pozisyonda durunca şunları söyleyebiliyorum. Çabuk olalım arkadaşlar. Ciddiyim. İşte Erdoğan çözüm noktasına gelmiş. Evet sürecin epey pürüzü var, buna bir müzakere demek hayli zor, en başta Öcalan’ın konumu eşit bir müzakere koşullarına hayli ters, bir tarafta medyasıyla, şusuyla busuyla koca bir devlet varken Kürt hareketine yön verecek/veren ismin görüşeceği insanların Hükümet’in iki dudağı arasında olması pek hakkaniyetli değil, keza Hükümet’in zaman zaman arabuluculuk görevi yapacak, tıkanabilecek süreç için yeni açılımlar getirecek, yurtdışı deneyimi de olan bir akil insanlar modelini kabul etmemesi doğru değil, her şeyden önce sürecin ne olduğu bile belli değil, PKK’ya silah mı bıraktırılıyor yoksa Kürtler’le yeni bir model, yeni bir anayasa ile yeni bir yapı mı kuruluyor, bunları bilmiyoruz filan.
Bunların hepsi tamam. Taraflar belki de diyecektir ki “Memleketin bu şartlarında böyle oluyor kardeş, başladık işte bir yerinden”. Pekala buna da eyvallah. Bunu da doğru kabul edelim. Zaten ben de bunu doğru kabul ederek diyorum ki, ey Akil İnsanlar, ey siyasal Kürt hareketi, ey Kürt sorununda adil bir çözüm bekleyenler, arayanlar. Elimizi çabuk tutalım.

Çünkü, az önceki pozisyonumu da hatırlatarak diyorum ki Erdoğan her an fikir değiştirebilir. Tamam ben de biliyorum, bu çözüm süreci belli ki epeydir tasarlanıyordu, bırak bizi, AKP yönetimi bile bilmiyor olsa da belli ki Erdoğan’ın kafasında bir model var, bu işi o modele göre çözmek istiyor, belli ki bildiği kadarıyla Öcalan’ın da aklı bu modele yattı.

Elbette şunu da biliyoruz ki, bu modeli dayatan biraz da iç ve dış ekonomik koşullardır. Yeni bir sıçrama için, global kapitalist sistemdeki yerini iyice sağlamlaştırmak için, hem iç yatırımları bölgeye yönlendirmek hem de dışarıdan yeni yatırımlar getirmek için Türkiye’nin böyle bir hamleye ihtiyacı vardı, tüm bunlar için son ve en iyi fişeği buydu, zaten süreç başladıktan sonra S&P’den gelen not artırımı ve Moody’s’den gelen “çözüm sürecini beğendik, not artırabiliriz” yorumu, Türkiye’nin artık bu saatten sonra pek de geri dönmeyeceğini gösteriyor.
Keza çevremizdeki gelişmeler de (Suriye, İran vs) yeni döneme Türkiye’nin Kürt Sorunu’nu çözmüş bir ülke olarak girmesini gerektiriyor. Evet bunu da biliyoruz. Yani süreçten dönüş artık zor.

Ama ben yine de diyorum ki Erdoğan her an fikrini değiştirebilir. Tüm bunların yazılı olduğu kağıdı yırtabilir ve yeni bir model çizebilir. Ve işin ilginç tarafı o çizdiği model de Türkiye’ye pekala oturabilir. Zira Türkiye öyle bir ülke haline geldi ki mantıklı gelen her şeyin tam tersi de aynı zamanda mantıklı gelebiliyor. AKP tabanı açısından bakacak olursak Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir” demesi de mantıklı, iki ay sonra kürtaj meselesini unutması da. Erdoğan’ın/Hükümet’in Başbuğ vesilesiyle kimi TSK mensuplarını affetmesi de mantıklı (ki iki ay önce bu yönde çok sayıda analiz yazılmıştı hatırlarsanız) hayır bu konuda af manasına gelebilecek hiçbir adım atmaması da. KCK operasyonları mesela bir ara AKP basını açısından çok mantıklıydı. Çünkü Kürt siyaseti böylece artık daha rahat politika yapabilecekti. Şimdi bu KCK operasyonları elbette ki epey mantıksız. Zaten tahliyeler de gelmeye başladı. Ama bir süre sonra yine mantıklı olabilir ve tahliyeler durabilir..Belki de bir süre sonra AKP basınından ve bazı AKP’lilerden Suriye’de statükoyu savunan açıklamalar da dinleyebiliriz, ne bileyim, belli mi olur? Hiç kuşku yok, o zaman da o mantıklı olacak.

Dolayısıyla şimdi mantıklı gelen bir şeyin Erdoğan’a ve ülkeye iki ay sonra da mantıklı geleceğini düşünmeyelim. Erdoğan ve AKP yeni bir model çizebilir ve barıştan vaz geçebilir. Tam da bu yüzden, bu barış çok değerli olduğu için, artık kan akmaması için, diyorum ki herkes elini çabuk tutsun. Şu bir iki ay içinde ne yaptık yaptık. Sonrası koca bir belirsizlik.