Demokrasi, barış ve yeni bir siyaset ihtimali..

Siyasal Kürt hareketi barış yolunu yalnız yürümek istemiyor. Haklılar. Aslına bakarsanız tahmin ettiklerinden çok daha fazla yol arkadaşları var. Ve yolu beraber bulmak istiyorlar.

Saat 17.00 olduğunda konuşmak için söz talep eden ve sırada bekleyen 37 kişi vardı hala. Haftasonu Ankara’da cereyan eden Demokrasi ve Barış Konferansı’nın açılış konuşmalarından sonra oluşturulan 3 paralel oturumdan biri olan “Hakikat, Yüzleşme ve Adalet” komisyonundan bahsediyorum. Aynı sırada başka salonlarda “Hukuk, yol temizliği ve yeni anayasa” ile “Müzakerelerin ve barışın toplumsallaşması ve demokratik siyaset” başlıklı toplantılarda/komisyonlarda da benzer bir durum yaşandığını sonradan öğrendim. Konuşmak, kendini ifade etmek, eteğindeki taşları dökmek istiyordu herkes. Ve sanki tam da böyle bir toplantıda. Müzakere sürecinde çok şey olurken, gerçekte ne olduğunu aslında çok az insan biliyorken, diğer meselelerde AKP iktidarı alabildiğine otoriterleşirken, sokağa çıkan biber gazı yiyorken, demokratik hayat ve özgürlükler yine tazyik altındayken, herkes konuşabiliyor gibi görünürken aslında seslerin 3-5 kişi tarafından duyulabildiği biliniyorken. Sanki herkes bu toplantıyı beklemişti.

Konferansta bilhassa çözüm sürecine dair nasıl mesajlar verildiğini ilgili haberlerden okumuş olmalısınız. Pınar Öğünç de dün Radikal’de tabloyu gayet iyi özetledi. Ben daha çok işte bu konuşma iştahından ve konferansın “hava”sından, atmosferinden bahsedeceğim biraz. Bizim komisyon önemli bir göstergeydi. Başlar başlamaz gidişat belli olmuştu. Kürt coğrafyasında meydana gelen faili meçhul cinayetleri, kayıpları, toplu mezarları, bunlar için TBMM’de ne yapılması gerektiğini, ya da hangi hukuki sürecin izlenebileceğini, gerçek bir yüzleşmenin ne manaya geldiğini konuşmayacaktık sadece. Elbette ki bunları da, ama çok daha fazlasını da konuşacaktık. Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Romanlar, Arap Alevileri, kadınlar, memurlar, öğretim görevlileri peşpeşe söz aldılar. Sadece bizim komisyonda nereden baksan 100 kişiydik. Bugüne kadar bastırılanı, konuşturulmayanı, konuşulsa bile dinlenmeyeni dile getiriyordu herkes. “Hakikat” dile gelmek istiyordu. Yüzleşme ve adalet aranıyordu. Ermenilerin, Alevilerin, Süryanilerin nasıl soykırıma uğratıldıkları anlatılıyordu. Sivas Katliamı dile geliyordu. Kadınlar, inançsızlar, eşcinseller üzerindeki baskı ve şiddet dile geliyordu. Dindarlar dile geliyordu. “İktidarlaşan/kapitalistleşen/merkezileşen” İslamın dindarları da aslında ötelediği dile geliyordu. Merkezi otoritenin ve çoğunluğun ezdiği, bastırdığı, susturduğu dile geliyordu.

Diğer oturumlarda ve ikinci günkü genel oturumda da barış için, çözüm için kafa yoranlar, katkıda bulunmak isteyenler konuştu. “Bizim de fikrimiz var” diyenler, kalabalık yüzünden 3’er 4’er dakika konuşabildiler. Ama 2 cümleyle de olsa söz söylemek istiyorlardı. Sadece partiler ve sivil toplum kuruluşları değil. “Konuşmak istiyorum” diyen herkes.

Şunları söyleyebilirim. Aslına bakarsanız kapalı bir süreç halinde ilerleyen “Çözüm”ün, topluma yayılabilmesi için güçlü bir talep ve irade vardı. Mevcut durumda hepimiz bildiği gibi AKP’nin üst düzey yönetimi dahil, “süreç’in nasıl ilerleyeceği, masada neler olduğu hakkında çok az insanın bilgisi var. Evet bu tür müzakerelerin tamamen “şeffaf” olamayacağı, işin doğası gereği bunun böyle olacağı, böyle olmak zorunda olduğu söylenebilir. Olabilir. Ama bu, toplumun, bireylerin, grupların bu konu hakkında fikirleri olmayacağı anlamına gelmez. “Süreç” pekala daha katılımcı bir mekanizma üzerinden yürüyebilir. Nihayetinde tüm toplumu ilgilendiren bir anlaşmadan, -becerebileceksek- yeni bir toplum modelinden bahsediyoruz. Herkesin kendini bir şekilde işin içinde hissedebileceği bir mekanizma yaratmak ya da bu mekanizmanın nasıl olabileceği hakkında kafa yormak önemli. Bu geleneksel yöntemlerle olabilir. Yani kürsüde bir heyetin yer aldığı, dinleyici sıralarındakilerin de söz alıp konuşabildiği yöntemlerle. Fakat bu başka bir şekilde de olabilir. Sözü olanların kürsüde olduğu, vekillerin, heyetlerin dinleyici sıralarında oturduğu bir şekil mesela. Bu, bir süreliğine de olsa, geleneksel modellerin, kalıpların “konuşan/bildiren-dinleyen” denkleminin bozulduğu, ters-yüz edildiği bir andır. Ankara’da sık sık böyle fotoğraflar yakaladık.

Gelelim en başta bahsettiğim tabloya. AKP’nin de dahil olduğu merkezi otoriter cumhuriyet geleneği, o geleneğin ezdiği, parçaladığı tüm halkları, toplumları, grupları birbirine yakınlaştırıyor. Sosyalist siyasetlerin yanısıra, Ermeniler, Aleviler, Süryaniler, kadın hareketleri, sendikalar mıknatısların birbirini çekmesi gibi; mücadele ederek büyük kazanımlar elde eden siyasal Kürt hareketinin etrafında toplaşıyor, birikiyor. Geçmişten gelen kimi kırgınlıklarına rağmen. Orada kendilerini daha rahat ifade edeceklerini düşünüyorlar. Ve öyle de oluyor.

Siyasal Kürt hareketinin tüm bu tablo üzerinde düşünmesini öneririm. Düşündüklerini ve durumun farkında olduklarını biliyorum. Yoksa o toplantı olmazdı. Yine de şu notları düşmek isterim. Ellerinde, daha doğrusu elimizde iki imkan var. Öncelikle sadece “çözüm” sürecine ilişkin değil, geleneksel siyaset mekanizmamıza ilişkin olarak da “konuşan siyasetçi-dinleyen taban” denklemini bozmak mümkündür. Bunun imkanları vardır. Bu zaten bir ölçüde yapılıyor evet. Bununla beraber, sadece “coğrafya”da değil, tüm Türkiye’de bu tür deneyimleri çoğaltmak, yaymak mümkündür. Bu becerilebilirse, sağ ve ulusalcı-sol akımların bile görmezden gelemeyecekleri bir mekanizma şekillenebilir. Size ve bize, hepimize kalmış.

İkinci olarak: bilhassa siyasal Kürt hareketinin temsilcileri bu barış yolunda yalnız yürümek istemediklerini her fırsatta söylüyorlar. Haklılar. Ve aslına bakarsanız tahmin ettiklerinden çok daha fazla yol arkadaşları var. Sadece önceden tayin edilmiş bir hat üzerinde yürümek istemiyorlar. Taleplerine daha güçlü bir karşılık bekliyorlar. Kendileri için hayati önem taşıyan "yara"larına daha bir itina bekliyorlar. Velhasıl, aynı geleneksel siyaset mekanizmasının bozulması/parçalanması ihtimalinde olduğu gibi, burada da yeni bir ilişki biçimi ve asıl önemlisi yeni bir “yolu beraber bulma” imkanı vardır, güçlüdür ve heba edilmemelidir. Burada da gerisi size, bize, hepimize kalmış. Umutlu olmak için her zamankinden daha çok sebebimiz var.