Kemalizm gömleğini çıkarmalı mı, çıkarır gibi mi yapmalı?

CHP için toplumda yükselen dinamiklerle, kesişen sınıfsal-etnik meselelerle buluşmayı inatla ertelemenin, geçmişe, devlete sığınmanın böyle bir faturası oldu. Rejimin hem sahibi, hem muhalifi olunamıyor.. Yok rejimin restorasyonu diyorsanız, o da yapıldı çoktan, AKP tarafından.

Başlıktaki göndermenin adresi bellidir: AKP. Hatırlarsanız Erdoğan vaktinde “Milli görüş gömleğini çıkardık” demişti, 10 yıllık kesintisiz güçlü iktidarın en başında. Neden böyle bir gönderme yaptın derseniz , şöyle: Hafta içi yapılan kurultaydan beri CHP çevrelerine hakim olan hava CHP’nin değişim için önemli bir eşik geçtiği; bir vakitler nasıl ki statükonun adresi CHP, değişimin adresi AKP olduğu için AKP oyları silip süpürdüyse, bu kez de statükonun adresi AKP olduğu için değişimin adresi de CHP olursa, e o zaman gelsin oylar durumu yaşanacağı, şeklindedir. Genel başkan Kılıçdaroğlu’nun da paylaştığı bu görüşü hayli şematik bulduğumu araya sıkıştırayım önce. Oraya da geleceğiz gerçi ama önce şunu anlamamız lazım. Değişimden kastedilen nedir?

CHP’nin değişmesi için müthiş çabalar gösteriliyor, biliyorsunuz, AKP iktidara kurulduğundan beri. AKP iktidarda değilken bu durum öyle büyük bir dert değildi, laik-elit cephe, sosyal demokrat kesim ve laik burjuvazi içinde. Yani CHP’nin bir “mesele” haline gelmesi AKP’nin iktidara kurulması ve TSK’nın artık darbe yapamayacak hale gelmesiyledir. Bu zaten çok şey açıklıyor, bu bir. Özetle, bilhassa 28 Şubat sonrası için konuşacak olursak CHP’nin üzerinde durduğu zeminin darmadağın olmasıyla CHP’nin ne olacağı bir mesele haline geldi. Dolayısıyla bir mesele, içinde doğduğu koşullardan bağımsız ele alınamayacağına göre, bu durumda CHP kadrolarının o koşullarla hesaplaşmasında fayda var. Değişim derken, ilk iş bu olmalı.

Fakat tabii tablo bize öyle sunulmuyor. Peki nasıl sunuluyor? İnanın ben de bilmiyorum. Değişim olacak. Peki ama ne geride bırakılacak, ne alınacak? Hangi değerler artık eskidiği için rafa kaldırılacak, hangi değerler yeni olduğu için kullanıma sokulacak? CHP için değişim dediğimizde mesela, artık kimse detayına inmese de şöyle bir şey anlar olduk. İşte 1930’ların otoriter-seçkinci Kemalizmi geride bırakılacak, şöyle daha bir sosyal demokrat olunacak. Hani 1975’lerdeki, 1987’lerdeki gibi..Mesela, Kürt meselesinde devletçi politikalar bırakılacak. Sola daha yakın durulacak, devlete daha uzak durulacak. Değil mi? Herkes CHP’den değişim lafı geldiğinde böyle anlıyor, altını doldurmaya gerek yok. Yani CHP’nin nasıl değişmesi gerektiği öyle iyi biliniyor ki, ne CHP’liler “değişeceğiz” dediklerinde devamını getirmeye gerek görüyorlar, ne CHP’nin değişmesini bekleyenler. Pekala çok güzel. Ama burada iki mesele var, benim gözlediğim. CHP bunu gerçekten yapabilir mi? Yaparsa bunun toplumda nasıl karşılığı olur?

İkinci soruyla başlamak isterim. Yukarıda da dediğim gibi AKP iktidarı sonrasını milad almış olsak da, en temeline inecek olursak CHP’nin Baykal meselesiyle içiçe geçip bir sorun haline gelmesi 1990’ların ortalarına kadar gider. O vakitten beri, (DSP sürecini ve Bülent-Rahşan Ecevit’i de katarsak) siyasal İslam ve Kürt meselelerine “Kemalizm” referanslı merkez sol partilerin cevap veremediği, “çağdaş bir sosyal demokrat” partinin, bu sorunlara daha iyi yanıt vereceği söylenir hep. Ve yaklaşık olarak 25 yıldır “çağdaş bir sosyal demokrat” parti arayışı sürer gider, görünürde. CHP bir değişse, her şey hallolacaktır. Kürt sorunu çözülecek, siyasal İslam’ın foyası ortaya çıkacak, bütün küskün solcular partiye dönecek, kerhen CHP’ye oy verenler de şevkle, isteyerek sandığa koşacaklardır.

Ben meselenin bu tabloya tam uymadığın düşünüyorum. En önemlisi şu: yukarıda özetlemeye çalıştığım analiz, toplumda böyle bir dinamik olduğunu varsayar değil mi? Eğer buraya kadar mutabıksak şunu kabul etmeliyiz derim. Toplumda böyle bir dinamik varsa, vardıysa, bu şimdiye kadar çoktan partileşmişti. Partileşmese bile bir hareket, bir dinamik halini almıştı. Böyle bir dinamik, yıllarca (nereden baksan 25 yıl) oturup CHP’nin değişmesini beklemez. AKP çizgisi nasıl ki 28 Şubat sonrasında “çat” diye partide bayrak açıp, olmayınca ayrılıp partisini kurduysa (iktidar olmayabilirlerdi, ancak başta gereken hamleleri yaptılar, toplumda böyle bir dinamik olduğunu görüp hareket geçtiler) bu bahsettiğimiz dinamik de bu 25 yılda herhalde iyi kötü bir parti kurardı. Kurmadı. (Keza 1960’ların sonundaki “ortanın solu” çıkışı da, toplumda böyle bir dinamik olduğu öngörüsüyle yapılmamış mıydı?) Buradan böyle bir dinamik yokmuş sonucuna da varmayalım hemen, yalnız. O da tam doğru değil. Böyle bir dinamik var. Ama bu dinamik muhtemelen kendini tarif ettiği gibi, kafası berrak değil. Muhtemelen istediği parti daha çok şöyle:

Temelde Kemalist olsun ama Kemalist değilmiş gibi görünsün, emek sermaye çelişkisinde “hakça bölüşeceğiz” gibi laflar etsin ama sermayeyi öyle çok da karşısına almasın, sosyal demokrat olacaksa bu haliyle sosyal demokrat olsun, Kürt meselesinde “özerklik” “anadilde eğitim” gibi taleplere fazla prim vermeden, bölgedeki ve siyasal alandaki devlet baskısıyla cepheden yüzleşmeden çözüm öneriyormuş, çözümün tek adresiymiş gibi bir havası olsun, yine Kürt meselesinde ezilen, yoksullaşan sınıfın –ağırlıklı olarak- Kürtlerden oluştuğuna; memleketteki inşaat işçilerinin, hamalların, tatil köylerindeki garsonların, komilerin çoğunun ne zamandır Kürtlerden oluştuğuna dikkat etmeden, burada derin bir mesele olduğu görmezden gelerek, Kürt sorununu çözmeye soyunsun, Kürt illerinden oy alsın, AKP’yi frenlesin. Tek parti döneminde devletin işlediği günahlarla hesaplaşmadan 6 ok’u, Atatürk’ü., İnönü’yü sahiplensin ama çok da değil. Ermeni meselesinde devletin tezlerinden çok uzaklaşmadan, olup bitenleri bir Diaspora-Türkiye mücadelesine oturtsun ama MHP gibi de bakmasın, milliyetçilik yapmasın. Tazminattı, özürdü filan haşa öyle şeyler de ağzına almasın. Dindarları, başörtülüleri öyle devlet dairelerine, üniversitelere, kamusal hayata doldurmasın ama “dine saygılı” olsun, dindarlardan da oy alsın, siyasal İslam’ın karşısına dikiliversin, AKP’ye yol vermesin.

Dinamiğimiz çok kabaca budur. Böyle bir parti istiyor, memleketteki “sosyal demokrat” taban. Peki ama bunu CHP yöneticileri anlamıyor mu sanıyorsunuz? Ya da bunu sosyal demokrat siyasetçiler anlamıyor mu sanıyorsunuz? Anlıyorlar. O yüzden ayrılıp ya da sıfırdan yeni bir parti kurmuyorlar. Çünkü bu saydıklarımın hepsi CHP’de zaten yapılabilir. Ve zaten mevcut durumda yapılmaktadır.

Bütün bu söylediklerimden sosyal demokrasi adına umutsuz bir tablo çıktığının farkındayım. Fakat bunun nedeni, sosyal demokrat olmak isteyen cephenin çok ama çok fazla zaman kaybetmesidir. Toplumda yükselen dinamiklerle, kesişen sınıfsal-etnik meselelerle buluşmayı inatla ertelemenin, geçmişe, devlete sığınmanın böyle bir faturası oldu. Rejimin hem sahibi, hem muhalifi olunamıyor, önce bunun anlaşılması lazım. Yok rejimin restorasyonu diyorsanız, o da yapıldı çoktan, AKP tarafından. CHP’nin çıkmaz sokağı buradadır.

Özetle, bir yerden başlanması gerekiyor. Ve tabii bir yerden başlaması gerekenlerden biri de o “çağdaş sosyal demokrat” tabandır. Her şeyi parti yönetiminden beklemeyip, biraz da kendilerini değiştirmeleri, dönüştürmeleri gereken taban.