Oyun, hep sizin istediğiniz gibi oynanmaz..

Maçı sadece siz kontrol edemezsiniz. Toplumların, pardon oyunun mantığı, dinamikleri buna elvermiyor

Atak bir anda gelişti, siz faul ile arkadan çekme ile hakemle şunla bunla uğraşırken 2-3 pasla ceza sahanıza geldiler, topu kalecinin uzanamayacağı köşeye tık diye bıraktılar. Goldü. Hem de tertemiz bir gol. Zaten skor tabelası değişti, oradan anladık biz de. Mahkeme, pardon hakemler golü vermişti.

Hay o gol atılmaz olaydı. Bir başladınız velveleye. Vay efendim tribünde ulusalcılar varmış, takımda da bir iki tane varmış, bu takım darbeciymiş, hakem bunları nasıl sahaya çıkarmış, o formalar niye birörnek değilmiş, arada bölücü formalar da varmış, hem zaten bu takım çözüm karşıtıymış, gol de zaten gol sayılmazmış, hem sevinenlere bakalımmış çoğu darbeciymiş vs. Golden sonra da saha içinde bir dayak faslı.

Yetmedi tabii. Hakemler kurulu baskı altına alındı, federasyon baskı altına alındı, medyaya bir tur daha ayar çekildi, ayar çekilmeyen yerleri bir daha gözden geçirildi, kritik makamlara büyük takımla arası iyi olan müdürler getirildi, hala takıma tam biat etmeyen köşe yazarları, spor yorumcuları işbilir patronlarca görevden uzaklaştırıldı, kulübe yeni ve tuhaf danışmanlar alındı, bütün kadrolar bir kez daha titizlikle çek edildi, “gol nizami sanki başkanım” diyenler kulüpten gönderilmekle tehdit edildi, birileri gitti geldi, bir yandan maç boyunca yedek kulübesinden sürekli kenara gelinip bağırıldı çağırıldı, el kol hareketleri yapıldı, sürekli yan hakemle irtibat/itiraz halinde olundu, bir yandan saha içinde de sürekli itirazlarla maç içinde hakem baskı altına alındı, kulüp başkanı, yöneticileri zaten sürekli basın toplantısı düzenledi, televizyonlara çıktı, golü atanlara çatıldı, o gol nasıl verilirmiş, nizami değilmiş.o takımın sahaya çıkması zaten skandalmış bağırıldı, çağırıldı, herkes suçlandı, başkan konuştu da konuştu. Fakat olan olmuştu. Gol nizamiydi ve hiç beklemedikleri, çalışmadıkları yerden gelmişti.

E bir yandan da içten içe bunu biliyorlardı elbette. Dolayısıyla şu vardı. Ya bir daha gol yerlerse? Evet mağlup olmazlardı, açık farkla ilerde idiler ama bu takımın gol yemeye tahammülü yoktu. Bir golü diğeri izleyebilirdi ve bu takımın böyle gol yediği görülürse mazallah diğer büyük maçlarda? Olur mu olur? Evet bir yandan da “bu maç sayılmaz siz asıl büyük maça gelin kozlarımızı orada paylaşalım” deniyordu, ama niyeyse bir güvensizlik, bir huysuzluk. Nereden çıktı bu gol şimdi? Bütün tadımız kaçtı, hali.

Bu güvensizlik ve huysuzlukla tribünler de elden geçirildi. Efendim gole sevinmek yasaktı, ne demekti bir kere gole sevinmek. Malum takım hakkında tezahürat da yasaktı, bağıran bedelini öderdi. Gole sevinmek demek, tezahürat demek, darbecilik demekti. Herkes ayağını ona göre denk alsındı. Hem sonra evlerinde oturanlar da sevinemezdi. Yargı gelip onların da yakasına yapışırdı. İşyerlerinde de “gol güzeldi” demek yasaktı. Sadece kamu kurumlarında, üniversitelerde değil. Oralarda zaten yasaktı. Hemen kapıyı gösteriyorlardı. Özel sektörde de gole sevinenlerin başlarına bir şeyler geliyordu. Bu vakalar artık gizlenemiyordu. Her yer tamamen kontrol altına alınmış gibiydi galiba.

Ama yine de o huzursuzluk gitmemişti bir türlü. Ya bir daha gol olursa?. Golü geçtim, ya bir daha atak filan olursa? Malum takım bırakın atağı kendi ceza sahasından bile çıkmamalıydı. Futbolumuz ancak böyle gelişir, güzelleşirdi. Bunu garantiye almak lazımdı. Türkiye yeni bir atağa daha tahammül edemezdi. İşte tam da bugünlerde bir yerden bir laf çıktı. Efendim belli bir tarihte, hatta dakikası bile veriliyordu, bir daha atağa kalkılacakmış, saha karışacakmış..

Bu dedikoduyu kimin çıkardığı bilinmiyordu. Ama büyük takımın işine geldi. Ve hemen bunu kullanmaya karar verdiler. Efendim zaten işte bu karmakarışık yöntemlerle gol atan malum takım, belli bir tarihte bir daha atağa kalkacakmış. Eğer atak yaparlarsa gereği düşünülürmüş, herkes bedeleni ödermiş. Bir takım kirli oyunlara izin verilemezmiş. Fitne, fesat ve tuzaklara izin verilmeyecekmiş. Herkes ayağını denk alsınmış. Zaten attıkları gol nizami değilken, yeni bir atak. Yok artık..

Böylece hakemler, federasyon ve malum takım üzerinde büyük bir baskı oluşturuldu. Kolaysa niyetlen şimdi. Ve üstelik tam da bugünlerde başka bir ligde, göz göre göre nizami olmayan bir gol atılınca ve lig tatil edilip bir de önde olan takımın başkanı, oyuncuları hapse atılınca, taraftarları gaddarca öldürülünce. Malum takımın aktörlerinin bu haksızlığı, bu vahşeti, katliamı kınaması yetmezdi. Artık buradaki maç oynanamazdı. Yok eğer oynanacaksa, herkes sonuçlarına katlanacaktı. Bu, tuhaf bir şekilde dakikası önceden tayin ve ilan edilmiş yeni atak senaryosunu “taban” arayan bazı ulusalcı-faşizan ekipler de satın alınca, her şey tamamdı artık. Malum takımın maç yapması yasaklanabilir ve gayri-meşru ilan edilebilirdi.

Şunu unutmak, unutturmak bu ortamda kolay ve kullanışlı oldu doğrusu. Bu sahada gol yemek de var. Atağa kalkmak –nizami olmak şartıyla- gol atmaya çalışmak malum takım başta olmak üzere herkesin hakkı. Ve en önemlisi şu var. Genelde büyük takımlar için gol, top, her zaman beklenmedik yerden gelir. Siz oyununuzu, taktiğinizi başka türlü kurarsınız, herkesi, her yeri kontrol altında tuttuğunuzu düşünürsünüz. Tribünler ağırlıklı olarak sizden yanadır. Ama oyun bu işte. Doğasında bu var. Bundan sonrakini engelleyebilirsiniz. Belki başarılı da olursunuz. Uzunca bir süre malum takım yerden kalkamayabilir, diğer tribünler susabilir, medya susabilir, herkes susabilir. Ama oyunu sadece siz kontrol edemezsiniz. Toplumların, pardon oyunun mantığı, dinamikleri buna elvermiyor.