Bizimkiler de bir sebep...

Basketbolseverleri gecenin sabaha bağlandığı saatlerde ekran başına çivileyecek 12 sebebi sıralamaya dün başlamıştık. Bugün NBA'deki elçilerimizle devam ediyoruz...
Bizimkiler de bir sebep...

Ömer Aşık bu yıl Dwight Howard la karşı karşıya değil, yan yana oynayacak.

5. Türk çocukları
Hiç unutmam, 2000 yılında Hido, Sacramento forması giyerken, haftada ancak bir NBA maçı televizyondan yayımlanırdı. O maç Sacramento’ya denk gelecek de, o gece Hido oynama şansı bulacak da… Memleketteki sporsever ahaliyi gecenin kör vakti kaldırıp, ekranın karşısına oturtacak faktörler cılızdı kısacası… Ama önce Hido tutundu, sonra Memo… İsim yaptılar, arkadan gidenlerin yolunu açtılar. Öyle ki, Obama bile gelip TBMM’de yaptığı konuşmada onlardan söz etti -herhangi bir politikacımızın adını anmadan... Mehmet Okur artık emekli. Hidayet Türkoğlu da kâğıt üzerinde Orlando’nun kadrosunda yer alsa da, bu yıl NBA parkelerine çıkma şansı düşük görünüyor. Geriye kalıyor dört elçi: Ersan İlyasova, Ömer Aşık, Enes Kanter ve Gürcistan’dan gelip Ülker üzerinden NBA’e uçan Zaza Pachulia… Ersan, sezona biraz sıkıntılı giriyor. Sakatlığı nedeniyle Milwaukee Bucks’un hazırlık maçlarından sadece birinde oynayabildi. Formuna kavuşması zaman alacaktır. Ancak bu yıl Zaza’nın da Milwaukee’ye gelmesi, aralarında Rusça konuşabilecek olmaları, ikisi için de avantaj… Ömer, takımı Houston, Dwight Howard’ı transfer ettiğinden beri diken üstünde. Koç McHale bu iki pivotun yan yana oynayabileceğini düşünüyor ama Ömer’in sezon bitmeden takas edileceğini öne sürenler çoğunlukta. Bu koşullarda Ömer’in ne kadar dakika alabileceği ve oyuna ne kadar konsantre olabileceği meçhul. Enes ise Jefferson ile Millsap’in Utah’dan ayrılmasından sonra önemli bir fırsat yakalamış durumda. Ancak o da son dönemde saha dışında o kadar çok hata yaptı ki, Türkiye’den kimsenin “Bu gece Enes’in maçı varmış. Kalkıp seyredeyim” diyeceğini sanmıyorum. Her şeye rağmen, haftalar ilerledikçe ve temsilcilerimizin iyi maçlar çıkardığı haberleri geldikçe, bu başlık uykusuz gecelerin akla gelen ilk sebebi olabilir.

6. Los Angeles Lakers
Şampiyonluk adayı olarak girdikleri, Batı’da sekizinci olup zar zor girebildikleri play-off’a ilk turda veda ettikleri berbat bir sezonu geride bıraktılar. Howard gitti. Sezonun sonlarında aşil tendonu kopan Kobe Bryant henüz hazır değil. Pau Gasol büyük bir sakatlıktan döndü. Steve Nash şubatta 40. yaş gününü kutlayacak. Bu tablodan bir başarı öyküsü çıkar mı? Zor, çok zor… Çoğu yorumcu, Lakers’ın bırakalım şampiyon adaylığını, play-off’u bile göremeyeceğini savunuyor. Ama daha ilk maçta favori gösterilen hemşerileri Clippers’ı geriden gelip, yedeklerin muazzam oyunuyla bozguna uğrattılar. Hiç adı sanı duyulmamış oyunculardan (Xavier Henry, geçen sene Efes’te forma giyen Jordan Farmar, Jordan Hill) inanılmaz sayılar bulmaları “Yahu bir de Kobe gelirse bu takım ne olur?” sorusunu sordurttu. Belki o kadar iyimser olmamak gerek ama kabul edelim, Lakers, her zaman Lakers… Ligin en popüler takımı… Kobe’siyle, her maç en ön sırada arz-ı endam eden Jack Nicholson’uyla, Melekler Şehri’nin ışıltılı hayatıyla, bol dedikodu malzemesi vermesiyle hep gündemde. Meraklısı onu zaten kaybetse de izler. Diğerleri de kayıtsız kalamaz. “Kobe-LeBron karşı karşıya” gibi bir anons, her NBA tutkununun gönlünü çalmaz mı?

7. Sürpriz kovalayanlar
Geçen yıllarda yavaş yavaş zirveye tırmanan, Miami, Oklahoma, San Antonio gibi peşin favorileri rahatsız eden takımlardan bazıları, bu yıl dev bir adımla finale yükselebilecek olgunluğa geldi. Mesela Indiana… Geçen sezon Doğu finalinde Miami’yle yedinci maça kadar boğuşmuşlardı. Yedek bankının tamtakır olması, ellerini kollarını bağladı. Bu defa burçtaki o gediği tıkamak için doğru hamleler yaptılar ve Doğu’yu birinci bitirmek için hazırlar. Ligin en etkili savunma takımlarından biri olan Pacers, ilk bakışta size cazip gelmeyebilir. Fakat sıralamada Miami ile atbaşı gittiğini görünce, sürpriz oynamayı sevenlerin dikkatini çekecektir. Benzer cümleleri Batı’da da Golden State için kurmak mümkün. Ancak onlar Indiana’nın yaptığının tam tersini yapıyorlar. Oyunları baş döndürücü bir hücum temposu ve yüksek yüzdeli dış şutlar üzerine kurulu. Ligin en genç kadrolarından birine sahip Warriors… Ve çok keyifli basketbol oynuyor. Maçlarını kaçırmayın.

8. Gregg Popovich
1988’den beri ligde. 1996’dan beri San Antonio Spurs’ün başında. Dört şampiyonluğu var. Geçen yıl finalde kaybetti. Aktif koçlar içinde en çok kazanan (play-off’larla birlikte toplam 1544 maçta 1038 galibiyet). Bu başarılara, daha önce Avrupalılardan başka kimsenin tanımadığı Tony Parker, Manu Ginobili, Tiago Splitter, Gary Neal gibi oyuncularla ulaşmış olması apayrı bir konu. Sadece maç kazanmak için uğraşmadığı, yıllar içinde Spurs’ü bir okula dönüştürdüğü artık sıkça yazılır oldu. Nasıl yazılmasın? Geçen yaz iki yardımcısının peş peşe ayrılmasıyla (Mike Budenholzer Atlanta’ya, Brett Brown Philadelphia’ya koç oldu) rahle-i tedrisinden geçip şu anda NBA’de başantrenörlük yapanların sayısı beşe yükseldi (diğerleri Mike Brown, Monty Williams ve Jacque Vaughn). “Bu adamı izleyin, mutlaka bir şeyler kaparsınız” diyemiyorum çünkü dilimizde “Bakmakla öğrenilse kediler kasap olurdu” diye bir atasözü var. Ama Popovich’in oynattığı basketbolu seveceğinizden eminim.