'Cenk Akyol tartışması' sürüyor: Mikrofon, sahibinin sesi ve teknik sebepler

Cenk Akyol 26 yaşında. O yaştaki her delikanlı gibi, önünü sonunu fazla düşünmeden, içinden geldiği gibi davrandı, anlık bir reaksiyon verdi ve... Olanlar oldu.
'Cenk Akyol tartışması' sürüyor: Mikrofon, sahibinin sesi ve teknik sebepler

Cenk Akyol’un hikâyesi malum, artık herkes biliyor. Nasıl başladı her şey? Önce genç sporcunun tepkisine hedef olan kurumun en tepesindeki yönetici, NTV Spor Genel Yayın Yönetmeni Fuat Akdağ, üniversite yıllarından beri tanıştığı dostu, Galatasaray Kulübü İcra Kurulu Başkanı Lütfi Arıboğan’a bir şikâyet mektubu yolladı. İçeriğine hâkim değilim elbet ama “Sporcunuz canlı yayında bizim mikrofonumuzu yere attı. Gereğini yapın, bu adamı cezalandırın” demiş olsa gerek.

‘Aaa Tanjeviç buradaymış!’
Galatasaray, bu dilekçeyi ciddiye almamış olacak ki, Cenk’e herhangi bir yaptırım uygulanmadı. Final bitti, şampiyonluk kutlandı. Federasyon tarafından aylardır “Milli Takımın başına kim gelecek?” sahte gündemiyle oyalanan basketbol kamuoyuna “Aaa Tanjeviç buradaymış! Masanın altındaymış” açıklaması yapıldı. Bu arada 16 Mayıs günü açıklanan Milli Takım aday kadrosunda ismi yer almasına karşın, Cenk henüz takımının maçları devam ettiği için kampın ilk bölümüne ve Akdeniz Oyunları’na katılamamıştı.

Sonra malum süreç yaşandı. Federasyon bu defa Avrupa Şampiyonası için Milli Takım aday kadrosunu açıkladı ve Cenk Akyol, adını o listede bulamadı. 2006’dan beri (o zaman 19 yaşındaydı) A Milli Takımda sürekli yer alan bir oyuncu Cenk...

Başkana kılıf uyduran Koç
En formsuz olduğu dönemlerde, kendi takımında süre alamadığı sezonlarda bile Milli Takım’a davet edildi. Hatta bu yüzden ona “Tanjeviç’in prensi” diyenler bile oldu. Şimdi şampiyonlukla biten ve onun da iyi maçlar çıkardığı bir play-off’un ardından, Cenk’in Milli Takım’a ‘teknik’ sebeplerle alınmadığı söyleniyor ve bu kuyruklu yalana inanmamız bekleniyor.

Basketbol Federasyonu’ndaki yapılanmayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir olay bu; Tanjeviç yıllardır o koltukta muhteşem koçluk dehası sebebiyle değil, Başkan Demirel’in sürekli zikzaklar çizen tuhaf uygulamalarına uygun kılıflar bulabildiği, yaşından başından utanmadan gözümüze baka baka yalan söyleyebildiği için oturuyor. Buna diplomasi diyorlar... Becerebilen kalıyor (ve yerine bir türlü adam bulunamıyor), beceremeyen gidiyor. Harun Erdenay gibi yalan söylerken kızarıp bozaranlar da zaman içinde Demirel tarafından gönderilir herhalde...

Dönelim Cenk’e... NTV Spor mikrofonuna konuşmak istemediğini söylerken, yarın-öbür gün o kurum tarafından boykot edilebileceğini, zaman zaman sert eleştirilere maruz kalabileceğini aklına getirmiştir herhalde... Ama bu kadarını? Sanmıyorum.

Durumdan vazife çıkarmak
Cenk’i kulübüne şikâyet edenler, benzer bir başvuruyu federasyona da yapmış olamazlar mı? Çok iyi biliyoruz ki, o tarafta elleri daha güçlü. Aynı grubun amiral gemisi Garanti Bankası, 2001’den bu yana Basketbol Federasyonu’nun en büyük sponsoru. 2002’den beri tüm basketbol milli takımlarının maçlarını NTV yayınlıyor. Diyelim Fuat Akdağ, Lütfi Arıboğan’a yazmış olduğu mektubun bir benzerini Turgay Demirel’e göndermedi. Bir yerde durmaya ve olayı büyütmemeye karar verdi. Peki, iktidarla sürekli al takke-ver külah ilişkisinde olan ‘sözüm ona özerk’ federasyon, durumdan vazife çıkarmış ve Cenk’i ‘makaslamış’ olamaz mı? Nihat İziç’in ağzından kaçan ‘Devlet’ sözcüğü de buna işaret etmiyor mu zaten?

Her şey kabak gibi ortadayken, Tanjeviç çıkıp “Teknik sebepler” diyor, Bakan Kılıç “Kimmiş o devlet? Ben değilim, Sayın Başbakan değil. Kim öyleyse?” diye twit atıyor. Suyu bulandırmaktan, hepimizi enayi yerine koymaktan başka işe yaramayan nafile çıkışlar... Resmen zekâmıza hakaret!

Şiirlerle, tweet’lerle...
Bir de sesini çıkarmadan uslu uslu oturan arkadaşlarımız var... Hani arada sırada iç geçirerek bizde sporcu takımının apolitik olmasından dert yanan, topçularımızın hiçbir konuda tavır almamasına bozularak “Avrupa’da öyle mi?” makamından çalan... Ama bir delikanlı çıktığında, onu boğmaya çalışanlarla aynı stüdyoları, aynı programları paylaşmakta beis görmeyen... Memlekette futbol muktedirlerin sidik yarışı haline gelmişken, hâlâ ‘güzel oyun’dan söz edebilecek kadar romantik bindirmeler yapan... Lacivert cümlelerle bezeli metinlerden öteye gidemeyen... Sosyal medyada gençleri gaza getirirken, programlarında çalının etrafından dolaşan çok sevgili arkadaşlarımız...
Şair sizler için yıllar önce yazmış: “Ya dışındasındır çemberin / ya da içinde yer alacaksın / kendin içindeyken kafan dışındaysa / çaresi yok kardeşim / her akşam böyle içip kederlenip / mutsuz olacaksın /şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın...”
Murathan Mungan “Şiirlerle şarkılarla...” demiş. O zaman tweet yoktu ki...