'Değerli yalnızlık'la olimpiyat alınmaz

Altı ay öncesine kadar 2020 adaylığı konusunda ben de umutlular tarafındaydım. "Küresel kapitalizmin Batı'dan Doğu'ya kayan ağırlık merkezi İstanbul'un elini güçlendirir" diye düşünüyordum. Ama...
'Değerli yalnızlık'la olimpiyat alınmaz

Olimpiyat oyunlarına talip olmak, kız istemeye benzer biraz...
Damat adayı kapıyı çaldığında, üstüne başına, elindeki çiçeğe, çikolatanın nereden alındığına bakılır da, içeri geçilip sadede gelindiğinde son sözü bambaşka faktörler söyler. Yekten sormaz belki ama, kızın babası, damat adayının ne iş yaptığına, bankada ne kadar parası olduğuna getirir lafı... Geleneksel istihbarat yöntemleriyle evinin kira mı, yoksa kendinin mi olduğunu önceden öğrenmiştir zaten...

Tanıl Bora yazdı. "Bize göre bir şey değil!.."


Bu tür çok uluslu yarışlarda da üzerinde aylarca çalışılan hazırlık dosyaları, tanıtım kampanyaları, afili sunumlar sehpanın üzerine bırakılan kristal şekerlikten farksızdır. Kalitesi, gönül çalması önemlidir ama ‘damat adayı’ işsiz güçsüzse bir halta yaramaz.
Çocukluk yıllarımdaki olimpiyatları hatırlıyorum; o zamanlar tüketim ekonomisi henüz ‘oyunlar’ın nasıl bir maden olduğunu, bu işin kısa sürede nasıl büyütülebileceğini keşfetmemişti. Olimpiyatlar ile dünya siyasetinin kritik dönemeçleri arasında ilişki kurma ihtiyacını, sanırım ilk kez 90’larda duydum ve bu konuda kafa patlatmaya şu soruyla başladım: 1980 Olimpiyatları Moskova’da yapılmış olmasa, acaba Demir Perde 1989’da çöker miydi?

Erkan Goloğlu yazdı. "Kahrolsun 'bağzı' saatler"


Hiçbir zaman bu soruya net bir yanıt alamayacağız, biliyorum. Ancak o günden bu yana tarihin tekerleği çok farklı bir yöne doğru yuvarlanıyor. Kutuplaşmayı arkasında bırakıp hızla güçlenen ve dünyayı kocaman bir köye dönüştüren küresel kapitalizm ile olimpiyatlar arasında ilginç bir dansa tanık oluyoruz.
Yanda ‘Kim, ne zaman, nasıl aldı?’ başlıklı bir kutu var... Orada olimpiyat yapan bazı kentlerin (ve elbette ülkelerin) organizasyonu izleyen dönemde nereden nereye geldiğine dikkat buyurun. Tek istisnanın, Atina’nın kültürel mirasına sahip çıkmak için yırtınan Yunanistan olduğunu, onların da ne kadar az nüfusa ve ne kadar kısıtlı üreten bir ekonomiye sahip olduklarını gözden kaçırdığını göreceksiniz. Diğerleri, olimpiyatı tramplen olarak kullanıp, dünya ekonomisinde hatırı sayılır oyuncular haline geldi -veya gelmekte.

Banu K. Yelkovan yazdı. "Tesis değil insan"


Doping teferruattır
Baştaki kız isteme hikâyesine dönersek, son çeyrek yüzyılda kız babasının, yani IOC’nin, oğlanın işine gücüne daha bir dikkatle baktığını söyleyebiliriz. Burada iş-güçten kastım, bütçenizin sağlamlığı, hangi rejimle yönetildiğiniz, ülkenizdeki insan hakları, yeşilin ne kadar katledildiği vs. değil. Asıl önemli olan, küresel kapitalizmin geleceğinde nerede yer aldığınız... Yatırım yapmaya değer, güvenli ve istikrarlı bir ülke misiniz? Global ekonominin baronlarını önümüzdeki 20 yıl içinde ne kadar mutlu edebilirsiniz? New York’taki cam kulelerden bu sorulara olumlu yanıtlar çıkıyorsa, gerisi teferruattır. Hapishanelerinizde kaç gazetecinin yattığı, kaç sporcunuzda doping çıktığı, 20 milyonluk kentinizin fay hattına yakınlığı unutuluverir! Saydıklarımın çok daha fazlası Çin’de mevcuttu. Kızın babası “Canım, ne olmuş çocuğun ayakkabısı çamurluysa...” dedi, geçti.

Yeditepeli şehir en tepeye çıkacak mı?


Bu tespitlerden hareketle, İstanbul’un 2020 macerası için daha önce hiç olmadığım kadar umutluydum. Türk ekonomisi hızlı büyüyor, küresel kapitalizmin dikkatini çekiyor, bazı büyük oyuncular İstanbul’a yatırdıkları milyon dolarları her yıl birkaç misline katlıyordu. Doyma noktasına gelen AB ekonomisinin yanıbaşında böyle hareketli bir ticaret merkezi, önümüzdeki dönem için müthiş bir cazibe noktası, ‘Yeni bir Hong Kong’ olabilirdi. Paranın ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığını, Çin’in 2008’den bu yana olağanüstü mesafeler aldığını görüyorduk.

Soru şuydu: IOC Çin’in doğusundaki Tokyo’yu mu, yoksa onu batıya bağlayabilecek İstanbul’u mu seçecekti? İyi çalışılır ve Tokyo’nun daha önce bu fırsattan istifade ettiği vurgulanırsa şansımız artabilirdi. Ne yalan söylemeli, Hasan Arat’ın kaptanlığındaki ekip çok iyi çalıştı. İstanbul tüm altyapı dezavantajlarını aşan dört başı mamur bir dosyayla çıktı jürinin önüne... Ne var ki 2020’yi alamayacak! Neden?

'Gezi' sorusu canlı yayında soğuk rüzgarlar estirdi



Türkiye makas değiştiriyor
Çünkü son altı ayda inanılmaz bir makas değişimi yaşandı. Yoo, “Gezi” demeyeceğim, çok daha derin bir yarılma bu... Türk dış politikasını belirleyenler, bugüne kadar yelkenlerine rüzgâr dolduran küresel kapitalizmin baş aktörleriyle çatışmayı tercih etti. Kendi içlerine döndüler. Başbakan, yaptığı her konuşmada Batı’nın değerlerine posta koyan cümleler kurmayı alışkanlık haline getirdi. “Batı sütten çıkma ak kaşıktır” demiyorum elbette. Ama gerçekten olimpiyat yapmaya ve o kulübe girmeye heveslenen bir siyasetçinin “Eyy Nobel!...” diye başlayan nutuklar atmaması gerektiğini, faiz lobisine bırakın çatmayı, adını bile telaffuz etmeyeceğini biliyorum.

Topbaş: Olimpiyat tacını takma zamanı



Ve ‘Baba’ ürktü...
Beklenen oldu: “Kızın babası” ürktü, “Biraz daha beklesinler” dedi. Medeniyetler Çatışması tezi bir kez daha gündeme taşındı. Dünya basını İslam’da demokrasi olmayacağından (bkz. Mısır) dem vurmaya başladı. Fazla bir şey yapmalarına gerek yoktu; Erdoğan mikrofonu eline her alışında onların ekmeğine yağ sürüyordu. Sonunda kadınlarla erkeklere ayrı havuz yaptıracağını da söyleyerek, seçmeninden alkış almayı yarın Buenos Aires’te oy toplamaya tercih ettiğini gösterdi. Belki farkındasınızdır, minarenin kılıfı da hazır: “İstanbul 2020 Olimpiyatını hak ediyor” klipleri ekranlarda. Yani biz hak ediyoruz aslında, alamazsak onlar ‘vermemiş’ olacak. Yine mağduruz, bizi sevmiyorlar...
Az gittik uz gittik, bir arpa boyu yol gittik. Gele gele “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sığlığından “Değerli yalnızlık” noktasına gelebilmişiz. Oysa olimpiyat çok kalabalık bir şeydir, yalnızlara vermezler.

FT: Çalkantılı yaz Olimpiyat hayaline gölge düşürdü

 

KİM, NE ZAMAN, NASIL ALDI?

1988 Seul: O zamana kadar Güney Kore, pek çoklarının dünya atlasında gösteremeyeceği zavallı bir Üçüncü Dünya ülkesiydi. Olimpiyat sonrası nereden nereye geldiği ortada. Bugün Samsung, Kia, Hyundai gibi markaları artık herkes biliyor ve satın alıyor.
1992 Barselona: Kanlı iç savaşı takiben uzun süren bir dikta rejiminden geçmiş İspanya’nın, Avrupa Birliği’ne katılımını hızlandıracak, içe dönük halkına özgüven aşılarken, bir yandan da dışa açılmalarını sağlayacak bir projeydi. Yüzde yüz amacına ulaştı.
2000 Sydney: Yeni bir yüzyıl, küresel kapitalizmin kolunu uzatacağı yeni bir pazar... Avustralya zaten kaynakları ve spor kültürüyle böyle bir organizasyona hazırdı. Tek sorun olan uzaklık da gelişen teknoloji ile ortadan kaldırılıverdi.
2004 Atina: Yunanlılar aslında 1996’ya hazırlanmışlar ancak ‘Olimpiyat cepte’ havası basmayı abartınca, ev sahipliğini Coca Cola’ya kaptırmışlardı. IOC’nin onlara bir özür borcu, onların da tüm dünyaya kendilerini kanıtlama mecburiyeti vardı. İkisinin kesişim noktasına, başkaca güçlü bir aday olmaması eklenince (sadece Roma biraz zorladı) karar vermek zor olmadı.
2008 Beijing: Fazla söze ne hacet? Küresel kapitalizm yıllardır eşiğinde beklediği dünyanın en büyük pazarına girmek istedi ve girdi. O günden beri artık başka bir dünyada yaşıyoruz.
2012 Londra: Olimpiyat, ‘Yaşlı Kıta’ya dönecekti ve en güzel şehirler (Londra, Paris, Madrid) kollarını açmış, onu bekliyordu. Kimin alacağı çok önemli değildi çünkü kazancı tüm AB paylaşacaktı. Son güne kadar Paris bir adım öndeydi ama Fransızların kibri, İngilizlerin umudu yitirmeyip, son ana kadar mücadele etmesi derken, bir tavşan-kaplumbağa yarışı izledik.
2016 Rio: Okyanusta buldukları petrol kaynakları sayesinde Brezilya, son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi. Bu büyük partiyi kaçırmak istemeyen küresel kapitalizm, 2014 Dünya Kupası’ndan sonra olimpiyatı da Latin Amerikalılara layık gördü.
1984’te Los Angeles, 1996’da Coca Cola’nın başkenti Atlanta olimpiyatlara ev sahipliği yaptı. IOC’de yazısız bir kural vardır: ABD ‘gerçekten’ istediği zaman, istediği organizasyonu alır!