Nancy'nin hüznü

Nancy Newman bir yıldır boyatmadığı saçlarını ilk kez önceki gün boyatmış.

NEW YORK -Nancy Newman bir yıldır boyatmadığı saçlarını ilk kez önceki gün boyatmış. Bir yıldır adımını atmadığı, hatta televizyonda görmeye bile tahammül edemediği bu caddeye kendini çok zorlayarak gelebilmiş. Tutmaya çalıştığı gözyaşları sık sık yanaklarından aşağı süzülüyor, onları
saklamak için taktığı güneş gözlüğünü çaresiz bırakarak...
Nancy, Dünya Ticaret Merkezi'ndeki saldırılarda ailesinden birini kaybetmediği için, tören alanına, çok değil 366 gün önce New York'un en görkemli iki kulesinin yükseldiği Sıfır Noktası'na inemiyor. Zaten izin alsa bile, bacaklarında onu taşıyacak güç yok. 11 Eylül'de en yakın dostlarından birini, Şarib Ahmet'i kaybetmiş Nancy. Ve felaketten tam bir yıl sonra, Ahmet'in yeğenlerinden birine, 22 yaşındaki Nasri'ye dayanarak güçlükle ayakta durabiliyor. Gözyaşlarına engel olmaya çalışırken, yüzündeki kaslar istem dışı hareketlerini artırıyor, kaşı, gözü oynuyor, çenesi titriyor.
Mavi gökyüzü öylece uzanıyor...
Sabah 07.15'ten beri New York'ta Fulton Caddesi ile Church Caddesi'nin keşiştiği köşede, St. Paul Şapeli'nin tam önündeyim. Nancy de hemen iki adım yanımda duruyor. Bulunduğumuz yerden yukarı bakınca tek bir bulut bile barındırmayan masmavi gökyüzünü ve gürültülü turlar atan polis helikopterlerini görüyoruz. Bir yıl önce aynı noktadan gökyüzünü böyle rahat ve kesintisiz görebilmek mümkün değildi. Çünkü St. Paul'ün tam karşısında, her gün binlerce insanın çalıştığı, girip çıktığı ikiz kuleler yükseliyordu. Bugün ise St. Paul'ün demir parmaklıkları, dünyanın dört bir yanından gelmiş sayısız objeyle dolu.
Uğursuz sabahı anımsamak
Fotoğraflar, 'I love NY' tişörtleri, bayraklar, anı defterleri, binlerce imza... Bir köşede, bir Feyenoord forması çekiyor dikkatimi... Bütün
bunlar, asılı oldukları parmaklıklardan o uğursuz sabahı lanetliyor ve yalnızca birkaç saat içinde arkalarında bir mezar bile bırakmadan yaşama veda edenlere karşı adeta selam duruyor.
Nancy, "Aslında bugün de gelmeyecektim buraya. Fakat onu, en sevgili dostumu ziyaret edebileceğim bir mezar bile yok. Bu yüzden bu kalabalık töreni göze aldım" diye mırıldanıyor. Gerçekten yorucu bir kalabalık dalgalanıyor Sıfır Noktası'nı çevreleyen caddelerde. Polis, bir yıl önce saldırılarda hayatlarını yitirenlerin yakınlarını ayrı bir koridordan meydana alma gayreti içinde. Kameramanlar ve fotomuhabirleri, günün dramatik ağırlığını simgeleyecek görüntüler yakalayabilmek için
oradan oraya koşuşturuyor. Az ötemizde hıçkıra hıçkıra ağlayan bir genç kız var. Bir anda bütün objektiflerin hedefi oluyor. İlk bir-iki dakikadan sonra hayli bunaltıcı bir hal alan bu 'kamera atağı' gözyaşları içindeki kızı bezdiriyor ve yüzünü elindeki kitapla kapamakta buluyor çareyi.
Tam o esnada, uzun beyaz saçları ve sakalı, iki yanına Amerikan bayrakları asılmış yakışıklı Harley Davidson motosikletiyle hayli ilginç bir tip geçiyor önümüzden... Polislerin kendisini durdurma çabalarını,
motosikletin arkasına bağlı kocaman siyah tabutu göstererek bertaraf ediyor. Tabutun üzerinde Usame bin Ladin'in resmi var. Polisleri bile şaşkına çeviren bu asri zaman peygamberinin yaptığı, havada asılıymış gibi duran hüznü biraz olsun dağıtıyor. Kaldırımdakiler, bir karikatüre bakıyormuşçasına gülümsüyor.
08.46'daki saygı duruşu yaklaştıkça, çevremde İngilizce dışındaki dillerde konuşan çok sayıda insan olduğunu fark ediyorum. 11 Eylül'ün birinci yıldönümünde Belfast'tan Milano'dan, Kalküta'dan, Tokyo'dan, New York'a gelenlerin sayısı binleri buluyor olmalı. Bunu söylediğimde, Nancy, dostu Şarib'in de bir Sih olduğunu hatırlatıyor, küçük bir hıçkırıkla...
Alarm var, arama yok
Amerika'daki bütün hava meydanlarında didik didik aranmama yol açan sakalıma ve omuzumdaki çantaya karşın, bu törende polisin ilgi alanına girmiyorum nedense... Şaşırtıcı. Oysa gazete ve televizyonlar, 11 Eylül'ün yıldönümünde yeni terörist saldırılar beklendiğini, tüm güvenlik güçlerinin alarmda olduğunu söylüyordu. Hemen önümde şakalaşmakta olan iri kıyım New York polislerine bakılırsa, alarm, tören alanını kapsamıyor. Çünkü içinde pekâlâ büyükçe bir silah taşıyabileceğim çantam, geçtiğim hiçbir bariyerde aranmadı.
'Onlar bizdik'
Yine de Amerikalıların, geride kalan bir yıl içinde 'güvenlik takıntılı' bir ulus haline geldiğini söylemek mümkün. Araştırmalar, Amerikalıların yaşamında etkisi en büyük olan trajediler listesinde 11 Eylül'ün yüzde 56 ile birinci sırada yer aldığını gösteriyor. İkinci sıradaki John F. Kennedy suikastı, yalnızca yüzde 8'i etkileyebilmiş. Zaten New York eski valisi Rudy Giuliani'nin (bir yıl önce görevdeydi) saygı duruşundan sonraki sözleri de bunun kanıtı: "Onlar çocuklarımızdı. Onlar annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimizdi. Onlar bizdik."
Galiba insan, 'onlar'ın 'biz' olduğunu anladığı ölçüde hissediyor acıyı... Ve acıyı hissettiği ölçüde anlıyor insan olduğunu...
Tam 08.46'da saygı duruşuyla birlikte nereden çıktığı belli olmayan bir rüzgâr, tozu dumana katıyor. Havadaki yoğun hüznü dağıtmasına imkân yok ama sanki Sıfır Noktası'ndaki külleri savurup, kurbanlarla onların ardından gözyaşı dökenleri buluşturmak ister gibi bir hali var.