AKP'nin hortumu

Birkaç gün önce Atatürk Havalimanı'ndan 20 kadar iri kıyım bıyıklı er kişi tarafından uğurlanan Süleyman Ulusoy'un resimlerini görmüşsünüzdür.

Birkaç gün önce Atatürk Havalimanı'ndan 20 kadar iri kıyım bıyıklı er kişi tarafından uğurlanan Süleyman Ulusoy'un resimlerini görmüşsünüzdür. Davulzurna ekibi trafik kazası yapınca sessiz ve ağırbaşlı bir törenle memleketine yollanan Ulusoy, bu kez siyasete girip cerbezeli polislerin geleneğini sürdürmeye kararlı. Bunda şaşılacak bir şey yok elbet. Devletten ve siyasetten alacaklı olduğuna inanan polis komiserlerinin gün gelince tahsilat için seçmen sandıklarını tıklattığını biliriz. İşte Süleyman Ulusoy adıyla birçoğunuzun tanıyamayacağı anlı şanlı Hortum Süleyman da memleketi olan Erzurum'un Horasan ilçesinden aday adayı olarak seçim çalışmalarına başladı bile. Burada, sıradan bir Türkiye okuyucusunu, yani Türkiye'yi merak ve ilgiyle izleyen bir vatandaşı yadırgatacak şey, Hortum'un AKP'den aday adayı olması. Polis partisi DYP, son zamanlarda yağlandığı gözlemlenen Mehmet Ağar'a rağmen memleketi alt katı filistin askısından elektrik kablolarına kadar çeşitli avadanlıkla mücehhez bir karakol olarak hayal edenlerin gücü yetip de sivrilememiş, umut vaat eden bir iktidar adayı olamamış durumda. Süleyman efendinin hortumlarını toplayıp AKP'nin kapısında bitmesi, kanımca DYP'nin tükenmişliğinin de kutlu bir göstergesi. Şimdi bütün toplum nefesimizi tutup AKP'nin bu hortumla ne yapacağını bekleyeceğiz.
Hortum Süleyman'ın, kimilerine Hababam Sınıfı'nın şirdancı kahramanlarıyla şekerli nostaljisini hatırlatan lakabını nasıl kazandığını topluca görmemiz 2000 yılının haziran başına rastlar. CNN Türk'de yayımlanan kirli görüntüler geçici bir kıyamet koparıp halkımızda uçucu bir infial yaratır. Görüntüler, Beyoğlu Ekipler Amirliği'nde kaydedilmiştir. Süleyman Ulusoy, Savaş Ay'ın renkli tasviriyle, "...bir adam irisi, bir polis
'seçilmişidir'. Yüzü Arap esmeridir... Elleri kaleci Rüştü'de olsa tek topun geçemeyeceği kadar büyüktür. Tokadı 'arıza çıkardığı' için,
'tokatlamaktan' vazgeçmiş, adıyla özdeşleşmiş bir 'meslek gereci' bulmuştur kendine. Bu bildiğimiz; bağı-bahçeyi sularken kullandığımız lastik hortumdur. Toptan indirimi almak için metrelerce tedariklenip, eline ve işine uygun biçimde, 50'şer santimlik parçalar kestirdiği tevatür edilir." İşte o kirli puslu görüntülerde Süleyman Ulusoy, elindeki hortumu küfürler ve haykırışlar eşliğinde bir travestinin sırtına indirip duruyordu. Bir başka görüntüde de hortumunu bir yana bırakmış, bir başka zanlının kafasını duvara vurmakla meşguldü. Sıra dayağına çekilmek için bir duvar kenarına dizilmiş diğer zanlılar da görülüyordu. Hortum Süleyman, faşizmin mizahıyla rengârenk hortumlar kullanıyor, besbelli çevresindekileri pek güldürüyordu. Bu görüntülerin yayımlanmasıyla birlikte Beyoğlu ve çevresinde yaşayanların yakından tanıdığı amiri bütün memleket tanımış oldu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdür Özdemir'i çileden çıkaran da buydu. Kendisine, Süleyman Ulusoy açığa alınacak mı diye soran gazetecilere ateş püskürüyor, "Sizin isteğinizle mi açığa alacağız? Siz ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz. Gazeteciler mi ülkeyi yönetiyor?" cevabını yapıştırıyordu. O günler, 'münferit' kelimesinin yeterince yorulduğuna karar vermiş olan muktedirlerin küçük bir değişiklikle 'ferdi' kelimesine sarıldığı geçiş dönemiydi. Nitekim Özdemir, "Bu tür olaylar Türk polisini yıpratamaz. Ferdi bir olaydır. Suçlu ise cezasını çekecektir" buyurmuştu. Gazetecileri, o günden sonra kısıtlı bilgi verip onlara mesafeli davranmakla tehdit eden Özdemir, o günlerde gücüne sonsuz inanıyordu. Nasıl inanmasın, dönemin valisi de Meclis Araştırma Komisyonu'nun karakollarda bulduğu filistin askılarına 'epi topu birkaç sopa' deyip 'sopaların valisi' unvanını kazanmış bir başka değerli şahsiyetti.
Hortum'un zırhı
Artık onu sonsuza dek emekliliğinin şahsi canavarlık egzersizlerine uğurladığımıza inanıyorduk. Artık ancak konu komşuya, aile çevresine çektirecek; bu kez paçayı zor kurtarır, dediğimizi hatırlıyorum. Çünkü kendisini koruyanlara rağmen dosyaları birer birer patlamaya başlamıştı işte. 1991'de hırsızlık suçlamasıyla Kabataş'ta gözaltına alınan Yücel Özen'in işkence ile öldürülmesi olayının baş kahramanı olarak da Hortum'un adı geçiyordu. Özen, can çekişmekte olduğu hastane yatağında kardeşine kimi polisleri göstererek katillerini teşhis etmiş, hastaneye gelenler dışında da Hortum diye bilinen Süleyman Ulusoy ve hemşerisi Yozgat Yerköylü Bekir ile Zeki Erdoğan adlı polislerin de kendisine işkence yaptığını, hortumla dövdüğünü, tazyikli su sıktığını ve tavana bağlı bir kum torbasını vücuduna çarptırarak dövdüğünü anlatmıştı. Yedi polis hakkında dava açılırken Ulusoy ile iki polis şikâyet dışı tutuldu. Özen'in kardeşi, bunun üzerine 1. Ağır Ceza hâkimiyle tartıştıklarını belirtiyor ve bildik bir diyalog aktarıyordu: "Hâkim Halil bey, bu kişiler hakkında dava açamayacağını söyledi. 'Neden?' diye sordum. 'Bir şey sorma, eğer şikâyette ısrar edersen de davadan çekilirim' dedi. Dolayısıyla Hortum Süleyman ve arkadaşlarına dava açılmadı. Ama mahkemede verdiğim ifadede isimlerini yine belirttim. Avukatlarımız da bu kişilerin sanık olmasını talep etti, ama yine reddedildi."
Hortum Süleyman, daha o zamandan hâkimleri korkutacak bir dokunulmazlık zırhına sahipti.
İşkence iddialarıyla ilgili ifade veren Süleyman, basın mensuplarına görünmemek için duruşma salonunun penceresinden atlayarak kaçmıştı. Bir komploya kurban gittiğinden yakınıyor, ama "Ben bu suçu işlemiş olsam bile zamanaşımına uğramıştır" demeyi de ihmal etmiyordu.
Hortum Süleyman'ın travestilerle kafayı bozmuş olması en ünlü takıntısı olmakla birlikte yegâne faaliyet alanını belirlemiyordu. Ekipler amiri olarak göreve başladığı Beyoğlu'nda öncelikle Aktüel dergisinin
'Beyoğlu'nda Dayak Mangaları' başlığı altında duyurduğu oluşumun da mimarıydı. Eli sopalı siviller Beyoğlu'nun girişini tutmuş, kılık kıyafetini beğenmediği Kürt suratlıları âlemin gözü önünde Allah yarattı demeyip öldüresiye dövüyorlardı. Proje, Beyoğlu'nu Güzelleştirme Derneği'nden de destek gördüğü söylenen bir temizlik harekâtıydı. Üstünden 7 yıl geçmiş. Beyoğlu'nu kendi tapon vitrinlerine benzetmeye çalışan Vitali Hakko'nun 'bunca hizmeti dokunmuş değerli bir insanın eli öpüleceğine cezalandırılsın isteniyor' diye isyan ettiğini de hatırlayan vardır mutlaka. Ya da Hıncal Uluç'un bu harekâtı şiddetle desteklediğini,
'New York'da 42. Cadde de böyle temizlenmişti' sözleriyle Süleyman'ın hortumunu sıvazladığını.
Sıra Çingenelerde
Hortum'un hoşlukları saymakla bitmiyordu. Genelev patroniçesi Manukyan'ın kiracısı olduğu da ortaya çıkmıştı. Ekipler Amiri olduğu dönemde Manukyan'dan kiraladığı iki tarihi binayı yıkım ruhsatı olmadığı halde yıktırıp yerine kurulan otoparkın gizli ortağı olduğu iddia ediliyordu. Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden bir yetkili Manukyan'ın hiçbir mülkünü satmadığını belirtip, "Bu şekilde birçok gayrimenkulü var. Ama çoğuna polisler tarafından el konulmasına karşın sesini çıkarmıyor" diyecekti.
Daha sonra Fatih Emniyet Müdürlüğü'ne atanan Süleyman Ulusoy, temel içgüdüsünü unutmayarak mahallinin gey uğrak yerlerine şiddet dolu baskınlarıyla gündeme geldiği kadar Sulukule mahallesine çektirdikleriyle de sivrildi. Ulusoy'un renk renk hortumlarından çocuğu,yaşlısı, genç kızı, erkeği, bütün Sulukuleliler nasibini almıştı. 2000 yılında işkenceciliği ayyuka çıktığında bütün mahallenin bayram edip göbek atmasının nedeni artık kurtulduklarına olan inançtı. Ama Çingeneler de yanılıyordu. Hortum'un işi bitmemişti.
En çok Dadaşlığı ve Güneydoğu'da mutlaka hakkıyla ifa etmiş olduğu Özel Timciliğiyle övünen, Türkiye'nin yaşayan en ünlü işkencecilerinden namıyla maruf Hortum Süleyman'ı şimdi de aday adayı olarak karşımızda. Televizyonda yayımlanan görüntüler sahteydi, diyor. Benim yargılandığım suç, işkence değil suimuameleydi diyor. 'Görev yaptığım her yer suçtan arındı, tertemiz oldu. Bundan daha iyi insan hakkı mı olur?' diyor.
İnsan hakları konusunda cesur adımlar atan AKP, bakalım onun hortumuna açacak mı bağrını.