Bilim insanları işbaşında

Ekranımıza bolca profesör, bilim insanı dadandı. En muteber bulunan kimilerinin düşünce biçimleriyle tanıştıkça hem Türkiye hem de bilim adına kaygı duymamak mümkün değil.

Ekranımıza bolca profesör, bilim insanı dadandı. En muteber bulunan kimilerinin düşünce biçimleriyle tanıştıkça hem Türkiye hem de bilim adına kaygı duymamak mümkün değil.
Her fikirden insanın aklını başına toplayıp tarihçilere havale ettiği Ermeni katliamı konusuna kendini adamışlığına daha önceki çalışmalarından tanık olduğumuz Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun son yiğitlik gösterisi de kof çıktı. Daha önce TTK ile Ermeni tarihçi Ara Sarafyan, Harput Ermenileri üzerine araştırma yapmak üzere sözleşmiş, ancak Halaçoğlu'nun 1915 yılı Harput'una ait belgeler bulunmadığını açıklamasıyla çalışma daha başlamadan sona ermişti.
Geçtiğimiz ekim ayında Gündem gazetesinde Nusaybin'in Kuru (Xirebaba) köyünde köylüler tarafından bulunan toplu mezardan fotograflar yayımlandı. Pek çok kafatası ve kemik fotoğrafları. Mezar yeri için kazılan araziden geniş odalı bir mağara, mağaradan birçok kemik çıkmıştı. İsveç'te 'soykırım uzmanı' olarak görev yapan Prof. David Gaunt, mezarın 1915 ve sonrasında katledilmiş Ermeni ve Süryanilere ait olabileceğini iddia etti. İddianın İsveç Parlamentosu'na taşınması üzerine Halaçoğlu, hodri meydanı çekip Gaunt'a ortak araştırma önerisinde bulundu. Önceki gün ilk araştırma yapıldı.
İsveç'ten kalkıp gelen profesör Gaunt'u sevimsiz bir sürpriz bekliyordu. Nitekim on beş dakika süren 'saha çalışması'nın ardından durumun 'bilimsel açıdan bir kâbus' olduğunu söyleyecekti. Gaunt, sağanak yağmur altında mağaraya inildiğini ve gördükleri karşısında şaşkınlığa uğradığını anlatıyordu: "Mezara indiğimizde daha önce fotoğraflarda görülen iskeletler ve kafatasları yoktu. Birkaç kemik parçası dışında mezar boştu. Bütün yolu, içinde neredeyse hiç iskelet olmayan bir mezara atlamak için mi geldim?.. Üstelik iskeletlerin olmadığına bir tek ben şaşırdım. Diğer profesörler, kaymakam, arkeolog gayet mutlulardı. 'Nerede iskeletler?' demediler. Yağan yağmurun suyuyla kemiklerin toprağın altına gömülmüş olabileceğini söylediler ama kazıp çıkarma girişiminde bulunmadılar. Demek ki orada bir şey olmadığını onlar da biliyorlardı Hiçbir koşul bilimsel çalışma yapmaya uygun değildi, bilimsel açıdan kâbus gibiydi."
Geçtiğimiz ekim ayında mezarın ilk halinin fotoğrafını çeken Dicle Haber Ajansı muhabiri Bergüzar Oruç, mezara ilk geldiğinde kemiklerin, iskeletlerin ve 50'ye yakın kafatasının sayılabildiğini söylüyor. Şimdi ise sadece birkaç kemik kaldığını teyit ediyor.
Bu arada Halaçoğlu, mezarın Roma döneminden kalma olduğu iddiasında ısrarlıydı. Her fırsatta bu görüşünü tekrarlıyor, "Antropologlara, Adli Tıp uzmanına, savcıya falan gerek yok; işte gittik gördük, örnek aldık, bunlar Roma kalıntılarıdır" diyordu. Gaunt'a göreyse durum farklıydı: "Mezar Romalılardan kalmış olabilir ama Romalılar ölülerini çok daha özenli gömüyorlardı. Fotoğraftaki iskeletler dağınık bir şekilde duruyordu. Romalılar o şekilde gömmüyorlardı ölülerini. Ayrıca biliyoruz ki, I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylarda cesetleri kuyulara, mağaralara atıyorlardı. Mezar mekânı Romalılara ait olsa bile, kemiklerin kime ait olduğu hâlâ belli değil. Kimdi o insanlar?"
Halaçoğlu, "Yağmurla içeriye yarım metre su dolmuş, biraz da toz toprak girmiş ve kemiklerin üzeri örtülmüş," diyor. Ona kalırsa araştırma, mağara Roma dönemine ait olduğu için son buldu. "Dedim ki, parça ister misiniz, topraktan analiz yapacak mısınız? Yok dediler. Çünkü kemikler Roma dönemine aitti. Eline kazmayı da verdik, küreği de. Bakmadı bile." David Gaunt yanıtlıyor: "Toprağı kazıp örnek alabileceğimi, bazı küçük kemikleri alabileceğimi söylediler. Bunun bilimsel çalışma için yeterli olmayacağını, normal bilimsel prosedürü takip edip etmediğimizden emin olmadığımı söyledim."
Radikal'de konuyla ilgili haberi hazırlayan İsmail Saymaz, haberine Mardin Süryanisi Sait Yıldız'ın dediklerini de eklemiş. Yıldız üzgünmüş. Ama bu topraklarda yaşayan bir doğal zanlı olarak herhalde şaşırmamıştır. Şöyle demiş: "Gelmeden önce mezarın temizlendiğini duymuştuk. Ama bu kadarını tahmin etmedik."
TTK (Tarih Tahrip Kurumu) Başkanı Halaçoğlu, Cumhuriyetini seven mutlu bir Türk. Yani bir Mutlu Türk Bilim İnsanı.

O kadar olsa
Bir başka değerli Profesörümüzle de artık yakından tanışıyoruz. Profesör Doktor Necla Arat, son 'laik şahlanış' mitinglerinin düzenleyicilerinden, militan ruhlu bir bilim insanı.
Geçen gün ekranlarda gururlu bir panelist olarak yerini almıştı. Karşısındaki düşman güçlerin askeri muhtıras konusundaki kaygı ve eleştirilerini içtenlikle anlamıyordu. Münazarasını üstüne kurduğu 'fikir' şuydu: 'Mühendisler, işadamları, aydınlar, siyasetçiler fikirlerini söyleyebiliyor da askerler neden vatandaş olarak fikirlerini belirtmesin? Onların fikirlerini belirtmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?' Askerin hassas vatandaş olarak portresini demokrasi mücadelesi diliyle çizebilmek hanımefendi gibi yüksek rütbeli bir sosyal bilimcinin demokrasi tanımına değerli bir katkısı olarak geçmeyecek literatüre. Askerin fikir ve taraf belirtmesinin silah çekmek anlamına geleceğini, silahlı olanın malumat değil ancak talimat vereceğini, kaldı ki arkasında onca darbe olan askerin ağzını hayra açmayacağını bu rütbeli bilim insanına kim öğretecek?
Cumhuriyeti konusunda son derece hassas ve kıskanç olan Arat, aynı hassasiyeti demokrasiden esirgediği gibi karşısındakilerden de esirgemekte bir beis görmüyordu. Sözgelimi idam edilmiş babasının resmi önünde oturmuş olarak programa bağlanan Aydın Menderes'in yüzüne karşı 60 darbesini savunuyor, darbeler içinde bir darbe bilirim edasından hiç taviz vermiyordu. Bu demokrasi uzmanı sosyal bilimciye göre darbenin iyisi de kötüsü olurdu.
Arat'ın askerinin apoletinden toz aldırmayan tavrı yeni değildi elbet. kendilerini bundan 4 yıl önceki kahramanlık performansından hatırlıyoruz.
2002 yılında Almanya Köln'de bir panele konuşmacı olarak katılan Avukat Eren Keskin'in söyledikleri üzerine Hürriyet gazetesi bir haber yapmış, aynı panele konuşmacı olarak katılan Necla Arat'ın da görüşlerine yer vermişti. Keskin panelde ordu-siyaset ilişkisinden söz etmiş, gözaltında tecavüzlerde, tecavüz eden asker sayısının polis sayısından fazla olduğunu ama Türkiye'de ordunun bir tabu olduğundan şikâyet edilemediğini anlatmıştı. Arat, duruma müdahale ediyor, askerine 'tecavüzcü' diyen avukatı milletine ve gerekli mercilere şikâyet ediyordu.
Bu haber ve demeç üzerine, Genelkurmay Başkanlığı Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.
2003 yılının şubat ayında yapılan duruşmaya Prof. Dr. Necla Arat tanık olarak, Av. Eren Keskin de sanık olarak katıldılar. Arat'ın sözlerine dayanarak hazırlanan iddianamede Eren Keskin'in Türk ordusuna tecavüzcü dediği belirtiliyordu.
Arat orada da gururluydu. "Ben de düşünce özgürlüğünden yanayım.
Onun Köln'deki toplantıda kişisel düşüncelerini açıklaması hakkıdır. Ancak, Türk devleti ve ülke bütünlüğü açısından zarar veren ve Türkiye'nin zararına söylemleri karşısında bilinçli bir vatandaşlık davranışı şeklinde bir tepki verdim. Bosna'daki tecavüzleri bütün dünya biliyor.
Burada bir-iki münferit olay yaşanmışsa bile, bunların belgesi yok" diyordu. Arat, Eren Keskin'in sorusunu da yanıtlıyordu: "Almanya'dan döndükten iki-üç gün sonra bana telefon edildi, Genelkurmay Başkanı'nın benimle görüşmek istediği söylendi. Kendisi bana nezaketle, tepki ve duyarlılığım için silahlı kuvvetler adına teşekkür etti. Gazetede çıkan haberler üzerine beni aradığını söyledi. Genelkurmay Başkanı dışında pek çok vatandaş aradı ve teşekkür etti." Av. Eren Keskin savunmasında, şimdiye kadar söylediklerinin hep arkasında durduğunu, söylediklerinden ceza almaktan korkmadığını belirtiyor ve karşısındaki bilim insanına, bilim adına da vazgeçilmez olan şu dersi veriyordu: "İnsan hakları savunuculuğunun milliyeti olmaz. Ben insan hakları adına bir şey söylüyorsam, kimin rencide olacağıyla ilgilenmem."
Yerim yetse daha kimler var anlatacak. Şu kadarını söyleyerek bitireyim.
Türk bilim insanlarımız teyakkuzda. Çocuğum yüksekokullar okusun, bilim insanı olsun diye çırpınırken bir daha düşünün. Hem askeri okullar parasız.