Bir belediye başkanı

Çok dilli belediyecilik yaptığı için görevden alınan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın serüvenine dikkat edin.

Bir seçimlere daha yürek ağızda hazırlanırken; kırk katırla kırk satır arasında bocalamak, askerin son zamanlarda iç karartıcı teklifsizliği karşısında kaygılara gark olmak derken kaçırmış olabilirsiniz.
Oysa tam da nasıl bir ortamda, nasıl bir demokrasi müsameresinde nasıl bir kostüme sığdırıldığımızı açıkça görebilmek için bu konuya dikkat etmek zorundayız.
Danıştay 8. Dairesi, Diyarbakır'ın Sur Belediyesi'nin Türkçenin yanı sıra Kürtçe ve Arapça gibi dillerde de hizmet verdiği gerekçesiyle Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın başkanlığının düşürülmesine ve belediye meclisinin feshine karar verdi.
Abdullah Demirbaş, inançlı, inatçı ve çalışkan bir adam. Diyarbakır Sur Belediye Başkanı. Günahlarının bize yansıtılan kadarıyla bir dökümünü çıkarmanın zamanıdır. Ama önce CV meraklılarına belediyenin sitesinden Demirbaş'ın kısa geçmişini aktarayım:
"1966 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı SÓsê (Yolçatı) Köyü'nde doğdu.
İlk, orta ve lise eğitimini Diyarbakır da yaptı. Fırat Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'ni 1987 yılında bitirdi.
Aynı yıl Kütahya ili Altuntaş Lisesi'ne felsefe grubu öğretmeni olarak atandı. Değişik kentlerde 17 yıl fiilen öğretmenlik yaptı.
1990 yılından itibaren aktif olarak sendikal mücadele içerisinde yer aldı. Mardin Eğitim-Sen'in kurucu üyesi oldu ve şube başkanlığını yürüttü.
Daha sonra Gaziantep Eğitim-Sen şube yöneticiliği ve KESK Merkez Disiplin Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Belediye başkanı seçilmeden önce Diyarbakır Eğitim-Sen şube başkanlığı görevini yürütüyordu.
Sur Belediye başkanı Abdullah Demirbaş evli ve dört çocuk babasıdır.
Türkçe, Kürtçe ve Almanca biliyor."
Demirbaş'ın ilk olarak ta buralarda haberlere yansıması, iki yıl önce Sur Belediyesi'nin yaptırdığı Uğur Kaymaz anıtı nedeniyleydi. Babasıyla birlikte vurularak öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ın nasıl küçük resmi tarihimize bir terörist olarak kayıt edilme gayreti üstüne çok şey yazdık. Adına yaptırılan anıtın nasıl vatansever tepkilerle karşılanmış olabileceğini tahmin edersiniz.
Nitekim Diyarbakır İl İdare Kurulu, 'Uğur Kaymaz Anıtı' nedeniyle, Abdullah Demirbaş hakkında soruşturma izni vermişti. Kurul, kararında, Demirbaş'ın anıtı Uğur Kaymaz adına yaptırma ve usulsüz harcama yapma eylemlerini gerçekleştirdiğini belirtmişti.
İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün kararında, 'Mardin'in Kızıltepe ilçesinde güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada Ahmet Kaymaz ile Uğur Kaymaz'ın ölü ele geçirildiği' belirtilerek, Belediye Başkanı Demirbaş'ın, bunlardan Uğur Kaymaz için belediye bütçesinden usulsüz harcama ile anıt yaptırmak suretiyle görevini kötüye kullandığının tespit edildiği kaydediliyordu.
Ayağında terlikleriyle evinin önünde babasıyla birlikte kurşuna dizilen ilkokul öğrencisi Uğur'u ölü ele geçirenler beraat etti, biliyorsunuz.
Demirbaş, soruşturmaya tepki gösteriyordu doğal olarak. Belediyelerin görevleri arasında kültürel, sanatsal etkinliklerin de olduğunu hatırlatıyordu:
"Bu anlamda bir belediyenin herhangi bir anıt yapmasının sorun olmadığını biliyorum. Ne yazık ki harcanan masraflar, çocuklar için ve özellikle Uğur Kaymaz için olunca usulsüz olabilmektedir... Bu çocukların içinde Uğur Kaymaz da, Etiyopya'daki çocuk da vardır. Dolayısıyla, biz bunun suç olmadığını düşünüyoruz.
Çocukların öldürülmemesini istemek suç mudur? Eğer bu suçsa suçumuzun arkasındayız."
Belediye binasının karşısındaki parka dikilen ve üzerinde 13 kurşun izi bulunan anıtta, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi metni de var.
Geçen yılın mayıs ayında Diyarbakır Sur Belediyesi'nin altıncısını düzenlediği Uluslararası Çocuk Festivali, ana savsözü olan 'Çocuk Kalsın Hayallerim'le başlıyor; yurtdışından İspanya, İran ve Suriye, Türkiye'dense Şemdinli, Tunceli, Bostaniçi, Cizre, Adana, Doğubeyazıt, Batman ve Şanlıurfa'dan binlerce çocuk önce Uğur Kaymaz anıtı önünde toplanıyordu. Sonra da Mardinkapı Keçi Burcu'na kadar festival açılışı yürüyüşü yaptılar. Yürüyüşte çocuklar 'Savaşa hayır, barış hemen şimdi',"Çocuklara uzanan eller kırılsın" sloganları attı. Festivalde yüz boyama, animasyonlar, davul şovları, çocuk defileleri, bale gösterileri, okuma ve kitap köşeleri, şenlik çadırları ve kent gezileri gibi etkinlikler düzenlenmişti.
Festival alanında kurulan 'Çocuk Hayallerim' adlı etkinlik kapsamında çocuklar hayallerini bir kâğıda yazarak, sepete koydu. Büyükler ise sepet içerisinden kâğıtlar çekerek, çocukların hayallerini okudu. Kâğıtlarda en çok rastlanan dilekler, "Bilgisayarım olmasını istiyorum", "Artık çocuklar ölmesin", "Kimse yalan söylemesin"di. Çocukların çoğu yalınayaktı.

Dillerin kardeşliği
Abdullah Demirbaş'ın belediye başkanlığı'nın feshedilmesi süreci Avrupa Sosyal Forumu'na (ASF) sunduğu 'Çok Dillilik Işığında Belediyecilik ve Yerel Yönetimler' makalesini belediyenin resmi internet sitesinde yayımlamasıyla ivme kazandı.
Demirbaş'ın Türk Ceza Kanunu'nun 220/8. maddesi uyarınca 'Basın yoluyla terör örgütünü veya amacının propagandasını yapmak' suçlamasıyla üç yıla kadar hapsi isteniyordu.
Demirbaş, 2006 Haziranı'ndaki ilk duruşmasında yaptığı savunmada, "Türkiye'nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli olduğunu söylemenin bölücülük olmadığını düşünüyorum.
Her şeyi tekleştirmenin Türkiye'yi böleceğini düşünüyorum" dedi.
Sur Belediyesi birkaç yıldır hizmetlerini Türkçe ve Kürtçe olarak veriyor. Bakanlığı da durmadan soruşturma açıyor. Sözgelimi 10 Aralık 2006'da İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında belediye sınırları içinde astığı Türkçenin yanı sıra Kürtçenin Kurmanci ve Zazaki lehçelerinde 'İnsan, haklarıyla insandır' yazılı afişler, yine Kürtçe ve Türkçe yürütülen 'organ bağışı' kampanyası bakanlık ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulan girişimler.
Demirbaş yılmadan belediye hizmetlerinin yerel hizmetler olduğunu, halkla diyalog kurulacaksa bunun halkın diliyle yapılması gerektiğini vurguluyor. "Derdimiz anlaşılır olmaktır, bir dilin bir başka dile egemen olmasına yönelik bir düzenleme yapmak değildir" diyor. Nitekim sosyolog Aslan Özdemir'in aktardığı Suriçi beldesi anket sonuçları şöyle: Halkın yüzde 24'ü Türkçe, yüzde 72'si Kürtçe, yüzde 1'i Arapça ve yüzde 3'ü Ermenice ve Süryanice konuşuyor. Bianet'e verdiği demeçte Diyarbakır'ın 33 ayrı medeniyeti içinde barındırdığına ve turistik bir alan olduğuna dikkat çeken Demirbaş, 'Temelde resmi dil, yazışma dili olarak kullanılıyor.
Bunun yanı sıra yerel dili ve evrensel dili birlikte kullanmamız gerektiğine inanıyoruz" diyor.
Sur Belediyesi'nde temizlik eğitimi, halk toplantıları ve çocuklara yönelik etkinliklerde Süryanice, Arapça, Ermenice de kullanılmaya başlanmıştı. Demirbaş uygulamayla ilgili Türk Hava Yolları'nın yolcularına daha iyi hizmet vermek ve anlaşılmayı sağlamak için hizmetlerini hem Türkçe hem İngilizce sunması örneğini veriyordu.
Ama Danıştay 8. Dairesi sonunda, Diyarbakır'ın Sur Belediyesi'nin Türkçenin yanı sıra Kürtçe ve Arapça gibi dillerde de hizmet verdiği gerekçesiyle Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'ın başkanlığının düşürülmesine ve belediye meclisinin feshine karar verdi.
Ora halkının okuma-yazma zorluğunu hesaba katarak seçimler öncesi oy pusulalarının düzenlenmesinde bin bir katakulliyle onların oylarının geçersiz kılınması için hep birlikte önlem alan demokrasi mücahitleri ve sırtlarını dayadıkları hukuk devletine karşı devlet hukukunun muradı bellidir.
O yörenin halkıyla yüzyıllar boyu ilgilenmemişsin; yaklaşmamış, uzaktan uzattığın sopalarla terbiye etmişsin. Onlara bir hayat önerisi sunmamışsın. Senin dilini öğrenmeye gerek hissedecekleri bir hayata ulaşmalarına hiç yardımcı olmamışsın. Devlet kapılarında, mapushane görüşlerinde Türkçe bilmiyorlar diye çocuklarının önünde tekmelemiş, aşağılamışsın. Kendi oylarıyla seçtikleri belediyeden alacakları hizmetin şekline de karışacaksın elbet. Anlatmaya tenezzül etmemişsin, şimdi de 'anlamayan ölsün' diyorsun. Abdullah Demirbaş'ın serüvenine dikkat edin. İşte halimiz budur: Sivilceli ergen demokrasimizin ve hayatımızın asal sorunu.